“Çocuklara Sevgiler” Çok Güzel; Peki Ya Saygı?

Bebek ve çocuk görünce ister istemez içimizden sevgi kelebekleri çıkıyor. Nasıl çıkmasın? Dünyadaki ender güzel şeylerden biri de bebek gülüşü…

Hamileliğim ile başlayan ve anne olmamla devam eden süreçte o kelebekler bana/bize doğru uçmaya başladı. Bu kimi zaman hem bebeğime hem de bana çok iyi gelirken, kimi zaman da gerçekten zorluyordu. Zorlayan kısmı, tahmin etmekte zorlanmayacağınız gibi, rıza olmadan yapılan fiziksel temaslardı.

Tecrübe ettiğim bu zorlanma süreci bana bu yazıyı yazdırıyor. Çünkü çocuklara yönelik olan yaygın yaklaşımın doğru olmadığını ve hatta çocukları cinsel istismara karşı savunmasız hale getirdiğini düşünüyorum. Şimdi bunu biraz anlatmaya çalışacağım.

Hamilelikte göbeğin ‘kamusallaşması’
İnsanların bana yaklaşımı hamileliğimle ve belirginleşmeye başlayan göbeğimle değişmeye başlamıştı; hem iyi hem de kötü yönde. İyi kısmı örneğin ayakta duramayacak haldeyken metroda, otobüste insanların size yer vermesi.

Benim için olumsuz ve çokça da garipsediğim kısmı ise, belirginleşen göbeğimle birlikte kişisel alanımın ve de vücut dokunulmazlığımın ihlal edilmeye başlanmasıydı. Pek çok insan, hiçbir şekilde tanımadığım insanlar dahil, rızamı sormadan göbeğime dokunur olmuştu. ‘Aaaa burada bebiş mi var, ne tatlı, canım’ gibi…

Bu durum beni rahatsız ediyordu. Bir düşünün, metroda gidiyorsunuz, yanınızda oturan kişi sizinle konuşmaya başlıyor ve bir anda ‘aa burnun da ne kadar büyükmüş’ diyerek burnunuza dokunuyor. Ne hissederseniz? Çok garip değil mi?
Peki hamile olunca ne değişmişti de insanlar gayet rahat bir şekilde benim vücut dokunulmazlığımı ihlal ediyordu?

‘Ne olacak ya o daha çocuk?!’
Sonra bebeğim dünyaya geldi. Hamileliğimle birlikte kamusallaşan göbeğim artık yoktu ancak bir bebeğim vardı, tüm dünyanın özgürce sevebileceği(!). Hamile göbeğime yapıldığı gibi, hiç tanımadığımız insanlar yine rıza sormadan, gelip bebeğime dokunuyordu. Elimden geldiği kadar engel olmaya çalışıyordum, insanları kırmamaya çalışarak. Amacım bebeğimi mümkün mertebe korumaktı…

Bir gün yine dışarıdayken, ben daha ne olduğunu anlayamadan, bir yabancı pat diye kızımın elini öptü. Ben de artık dayanamayıp ‘beyefendi niçin elini öpüyorsunuz?’ gibi bir şey söyledim ve hemen cevap geldi: ‘ne olacak ya o daha çocuk!’

Hamileliğim ile başlayan ve bebeğimin doğumu ile devam eden süreçte yaşadıklarım ve bir türlü anlam veremediğim bu olaylar, hamile göbeğimin bir anda ‘kamusallaşması’, yeni doğan bebeğime devamlı surette rızasız uzanan yabancı eller, o anda anlam kazanmaya başladı.

Kesinlikle pek çok insanda, bir çocuğun vücut dokunulmazlığı olduğuna dair bir algı yok. Hatta öyle ki hamile bir kadının göbeğine rıza sormadan dokunabiliyor – çünkü aslında o bir kadının göbeğine dokunmuyor, bebeğe dokunuyor, ‘ne olacak ki?’. Ya da pat diye bir çocuğun elini yine rıza sormadan öpebiliyor çünkü yine ‘ne olacak ki, o daha çocuk’…

Bir el öpmeden nasıl buraya geldin diye düşünebilirsiniz. Bu örneklerin belki hepsi iyi niyetli, zararsız ve masum. Ancak burada sorun zaten bu ‘tekil’ örnekler değil; sorun yetişkinler olarak pek çoğumuzda çocukların vücut dokunulmazlığı olduğuna dair bir algının olmaması. Bu algı ve saygının olmamasının bir başka etkisi de, çocuklarda bu algının yeteri kadar gelişmemesi olabiliyor. Ve kimi durumlarda rızasız fiziksel temasların normalleştirilmesine sebep oluyor. Ve bu normalleştirme o kadar tehlikeli ki ucu istismara kadar gidiyor.

İşte tam da bu noktada, çocuklarımızı, onların vücut dokunulmazlığını korumak, istismarı önlemek için bir çocuğun vücut dokunulmazlığı olduğu algısını ve buna saygı duyulması gerektiğini yerleştirmek zorundayız, hem çocuklar hem de yetişkinlerde. Bu bizi bazı insanların gözünde ‘pimpirikli’, ‘soğuk nevale’ ya da ‘görmemiş’ ebeveyn yapsa da…

Toplumda yerleşmiş algıları, davranışları değiştirmek zor ve sadece bizim çabalarımız yeterli değil. Ancak bizim günlük hayatımızda yapacağımız ufak değişikliklerin bile çok önemli olduğunu ve ‘bir çocuğun çıkaramadığı ses olmak zorundasın’ ın ötesine gidebileceğini, çocuklarımızın ses çıkarabilecek bireyler olabilmesini mümkün kılacağını düşünüyorum.

Peki ne yapmalıyız?

Öncelikle yetişkinler olarak bizler, bir çocuğun vücut bütünlüğüne saygı duymayı öğrenmeliyiz. Bizden yaşça küçük oldukları için ‘sevgilerimizi sunduğumuz’ ancak saygı duymayı çoklukla unuttuğumuz çocuklarımıza saygı duymayı öğrenmeliyiz. Yıllardır vücut dokunulmazlığı ve rıza ile ilgili farkındalık uyandırmak için çocuklara ve gençlere eğitimler veriyorum. Aslında yetişkinler olarak bizlere de çocukların vücut dokunulmazlıklarına saygı duymamız gerektiğinin eğitimi verilmeli. Bu da bu yazının ufak bir önerisi olarak burada dursun.

Bu saygıyı içselleştirmenin yanı sıra ebeveyn olarak yapabileceklerimiz de var. Çocuğumuz eğer anlayabilecek yaştaysa, onunla vücut dokunulmazlığı ve rıza üzerine konuşabiliriz. İstismara Karşı Çocuk Gücü Platformu bu konuda çok faydalı bir video hazırlamış, hem de çocukların gözünden, dilinden. Bu videoyu hem kendimiz hem çocuğumuz izleyebiliriz. Sonrasında gelmesi muhtemel sorulara yanıt vermemize de destek oluyor platform. Tüm bilgiler videonun içinde.

Ancak çocuğumuz henüz bu konuşmayı yapabileceğimiz yaşta olmayabilir. Peki o zaman ne yapabiliriz? Bu konuşmayı yapmadan da bu algıyı yerleştirebiliriz, hem de çok sağlıklı ve kalıcı bir şekilde…

Çocuğumuza seçim hakkı ve dilerse ‘hayır’ deme özgürlüğünü vermeliyiz. Mesela, eve misafir geldi. ‘Hadi kızım/oğlum teyzene sarıl’ demek yerine ‘teyzene sarılmak ister misin?’ diyebilir; istemedikleri durumlarda çocuklarımızı zorlamamalıyız. Çocuğumuzun ‘hayır’ını kabul etmezsek, bu ‘ufacık’ bir sarılma olsa da, çocuğumuz rızası olmayan fiziksel temasları normalleştirebilir. Ve hatta şöyle bir algı oluşturabilir: ‘başka birisi bana sarılmak, beni öpmek isterse, ben istemesem de bunu yapabilir, özellikle de büyükler. Hayır demem başkalarını üzüyor ve hayır dememin bir anlamı yok çünkü kabul görmüyor’.

Bu çok küçük ve önemsiz gözükebilir ya da ‘ninesi, dedesi öpmek istiyor, bir yabancıyı öpsün diye zorlamıyoruz ki’ diye düşünebiliriz ancak bu bir çocuğun, ebeveyni olarak bizden gelen temaslara dahi, ‘hayır’ diyebilme özgürlüğünün olması ve ‘hayır’ dediğinde kendini kötü hissetmemesi çok önemli.

Çünkü en yakınları tarafından kabul görmeyen ‘hayır’ ı, bir başkasına nasıl korkmadan ve güvenle söyleyebilir? Biz çocuğumuza bu seçim hakkını vermezsek ve çocuğumuzun vücut dokunulmazlığına saygı duymazsak çocuğumuzda rıza ve vücut dokunulmazlığı algısı net olarak oluşabilir mi? Çokça söylendiği gibi ‘davranışlar her zaman sözlerden daha yüksek sesle konuşuyor’ ve çocuklar en çok ebeveynlerinin davranışlarından öğreniyor…

Photo by Pixabay from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir