Ev Mahkumiyeti Hayatı

Yaklaşık bir haftadır evden çalışıyorum, ikiz çocuklarımla birlikte sabahtan mesaim başlıyor. Bilgisayar başında biriken işlerimi bitirmeye çalışıp, bir yandan korona haberlerini takip ediyorum. Bu esnada  çocuklarıma oyun kurma, etrafı toplama, kahvaltı hazırlığı derken, tam mesai çalışıyorum. Öğle araları babaanne ve dedeye çocukları bırakıp, yürüyüş yapmak için evden burnumu dışarı çıkarıyorum maskeli bir şekilde! Tüm yolda bana doğru gelen insanlarla mesafemi korumak için azami özen gösteriyorum. Aksiliktir ki yüzüm hiç olmadığı kadar çok kaşınıyor, kendimi alamıyorum kaşınmaktan. Çekine çekine markete girip, bir çırpıda tüm ihtiyaçlarımı alıp çıkıveriyorum. Bankamatik önünden geçerken para çekip çekmemek arasında kalıyorum mesela, keşke eldiven de getirseydim diyerek bir sonraki sefere bırakıyorum bu işi.

Tüm bu anlattıklarım yeni kaygılarımın eseri, bundan 2 hafta öncesine kadar bundan çok daha farklı kaygılarım vardı. Şimdi hiç alışık olmadığımız olağandışı bir süreci deneyimliyoruz. Göremediğimiz minicik virüsün hiç tanımadığımız, mesela tesadüfen yoldan geçen biri tarafından bize bulaşma riskini bile düşünmek zorundayız. Herkes töhmet altında, kimin hasta olup olmadığı belli değil. Şu an benim için çekirdek ailem dışında herkes potansiyel hasta statüsünde… Güvensizlik kol geziyor beynimin içinde, en iyisi evde izole kal sen kızım diyorum içimden.

Tüm yıl yoğun çalışmaktan, sabah 06:40’ta kalkıp, akşam en erken 24:00’te yatmaktan, kitap okumak için vakit bulamamaktan, yazı yazmaya yeltenip sonunu getirememekten, çocuklarımın sabah tatlışlıklarına şahit olamamaktan yakınıp durdum. Şimdi bunların hepsini yapabilecek durumdayım, ama mental olarak şu kargaşada bunların tadını çıkarmak yine mümkün olmuyor. Bu yazı bir başlangıç olur umarım!

Sonra durup düşünmeye başlıyorum delicesine,  evrenin bir bütün olduğunu, ben-biz bilincini, tüm yaşanmışlıkların hep bir öğretisi olduğunu, insanlığın gidişatını, komple teorilerini, sevginin gücünü…

Yaklaşık bir ay daha evde olacağım, insan her şeye alışıyor misali bu rutine de adapte olup, kendi çözümlerimizi bulacağımıza eminim. Ama havaların ısınması ile evdeki mahkumiyet hayatı giderek zorlaşacak. Bugüne kadar hiç özlemi çekmediğimiz şeylerin aslında ne kadar da kıymetli olduğunu anlayacağız bir çırpıda, örneğin; uzun süredir görmediğim can dostuma sımsıkı sarılmayı, özgürce bir cafede oturup kahvemi yudumlamayı, kalabalıklar arasında avaz avaz şarkı söyleyip, dinlemeyi, vapura binip deniz havasını hiç tanımadığım insanlarla birlikte solumayı…

Eskinin rutini, bugünün özlemi oluveriyor, buna da ‘’işte hayat!’ deniyor a dostlar.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir