Sorumluluk Alma Zamanı

Mecliste hak ettiğimiz koltukları alma zamanı gelmedi mi?

Şu ana kadar ulaşılan bilgilerden çıkan sonuç insanın tarıma başlayıp, yerleşik kültüre geçmesiyle kadının düşüşünün başladığı. Tapınak kültürü, kadını bir yandan metalaştırırken bir yandan da adım adım kamusal alandan atıp eve hapsetmiş. Aristo’nun, yaşadığı dönemdeki mevcut durumu sorgulamak yerine sahiplenmesi ve felsefi olarak kadını itibarsızlaştırması ardından gelen iktidar düşkünü erkeklerin işini iyice kolaylaştırmış.

Bu doğa gereği öylesine bir yöneliş değil. Planlı, programlı, bin yıllara dayanan bir suç ortaklığı. Karşı çıkanı ezip geçen, çok gaddar bir sistem kurulmuş. Statükoya karşı çıkan herkes kadın, erkek demeden yok edilmiş ve tarihten adları silinmiş. Bunca çabaya rağmen isimleri bugüne kadar gelebilenler var çok şükür. Hakikati görebilenler, doğrudan konuşanların başına neler geldiğini görünce semboller yoluyla bizlere ulaşmaya çalışmış. Kimi eline kalemi almış, kimi fırçayı.

Tüm bu süreç boyunca teknolojik olarak ilerlediği zannedilen insan, doğasından koptuğu için şimdilerde beceri olarak çok ama çok gerilerde. İçgüdüsünü kaybetmiş ve sistemi kuranların kuklası haline gelmiş. Bugün biliyoruz ki bize yenilik olarak sunulan çoğu şey geçmişte zaten biliniyordu. O bilginin üstü örtülmeyip kullanılsaydı kim bilir bugün nerelerde olurduk?

İlk Çağ 3500, Orta Çağ 1000, Yeni Çağ 330 yıl sürdü.

1789 Fransız Devrimi ile başlatılan Yeni Çağ, muhtemelen 1990 Bilişim Çağı ile kapatılırsa 200 yıl sürmüş olacak.

Bilişim Çağı 1990-2020, 30 yıl.

Yapay Zeka Çağı, on sene dayanır mı dersiniz? Değişim çok hızlı. Elimizi çabuk tutmazsak…

Avrupa’da hüküm süren engizisyon mahkemeleri, beş yüz yıl boyunca on binlerce kadını yakarken aynı yıllarda Anadolu Bacıları gibi bir güçlü bir kadın teşkilatımız vardı bizim. Binlerce yıllık kökü olan bu teşkilatın Osmanlı’nın kuruluşuna destek verdikten sonra dağıldığı veya uykuya yattığı söylenir. Kimbilir Kurtuluş Savaşı’nda cepheden cepheye koşturan kadınlarımızın ruhunda canlanmışlardır.

1919’da, Türk kadınına on beş sene sonra, 5 Aralık 1934’de seçme seçilme hakkı verileceğini, toplum içindeki yeni pozisyonunu anlatsanız kim inanırdı, tepkiler ne olurdu bir düşünün. Atatürk’ün önderliğinde Türk kadını, çağına göre muazzam bir sıçrama gerçekleştirdi. Bugün bize örnek gösterilen İsviçre’den tam 37 sene önce kavuştuk biz seçme ve seçilme hakkına.

Yıl 2019. Bugün on binlerce, yüz binlerce iyi eğitilmiş vatansever kadının on beş senede yapabileceklerini düşünebiliyor musunuz? Yeter ki birlik olalım ve ne istediğimizi bilelim.

Atatürk ve devrimleri sayesinde, kalkan bir trene son anda yetişip bindik. Bugün kalkmak üzere olan hızlı bir tren, belki bir roket… Dünya bu kadar büyük bir değişimin eşiğindeyken bize alternatif olarak sunulanlardan daha iyilerine layık olduğumuzu düşünüyorum.

Eril gücün anlamsız hırsları, açgözlülüğü insanlığı zorluyor ve gezegenin her yerinden dişil güç ayağa kalkıyor. Bizim acilen birleşmeye ihtiyacımız var. Tüme varacak zaman geçti, tümden gelmeliyiz. TBMM’de 589 vekilin 102’si kadın. Toplumun yarısını oluşturan kadınların temsiliyet oranı %17. Ana muhalefet partisinin oranı %12. O sandalyelerin, oturmamız için centilmence çekileceğini düşünmek saflık olur. Biz, sandalyelerimize kendimiz oturup, el birliği ile bu ülkeyi layık olduğu şekilde yönetmek için mücadele etmeliyiz.

Bir şeyi kendi çıkarınıza kullanmak isterseniz işleri karmaşıklaştırırsınız. Tıpkı yasalarımızda olduğu gibi. Biz hakkımız olanı en kolay nasıl alırız? Milletvekili aday listelerini bir kadın, bir erkek veya bir erkek, bir kadın sıralanacak şekilde oluşturarak.

Bir sonraki seçimde listelerin “1 Erkek, 1 Kadın” olacak şekilde hazırlanması için hep beraber, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri, sanatçılar her kesimi kucaklayarak kararlı ama esprili bir kampanya yapsak… Hem güldürsek hem düşündürsek. Mümkün olduğunca çok kişinin, bu talebin ortağı ve savunucusu olmasını sağlasak…

Bin yılların öğrenilmiş çaresizliğini, kadın olarak sorumluluk alma konusundaki korkularımızı yenmeliyiz. Bu sadece canı pahasına bu toprakları savunmuş atalarımıza, bize muazzam bir gelecek fırsatı sunmuş olan Mustafa Kemal Atatürk’e değil çocuklarımıza, gelecek nesillerimize karşı da borcumuz. Kaybedecek vakit var mı sizce? Dünya ileriye gidenler ve geride kalanlar diye çok keskin bir ayrıma giderken ve biz bunu görüyorken duruma acilen müdahale etmemiz gerekmez mi? Sorumluluk görende olduğuna göre ya şikayeti bırakıp sorumluluk alalım ya susalım; ama şunu bilelim ki tarih susanları ve eyleme geçmeyenleri affetmez.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir