Cüret etmek (de) birlikte güzel

Türkiye’nin ilk ve tek dijital kadın zirvesi Dijital Topuklar’ın dördüncüsü #cüretet teması ile bu sene gerçekleşti. Ne mutlu bana ki geçen sene olduğu gibi bu sene de zirveye katılma şansı buldum. Hem geçirdiğim o güzel günü bir kere daha düşünmek hem de gelemeyip de zirveyi merak edenler için biraz anlatmak isterim.

Çok dolu ve özenle hazırlanmış bir içerik vardı bir kere. Bir tek konu, bir tek konuk bile öylesine, ‘Neyse o da öyle olsun bu sefer’  diyerek, etkileşimi arttırsın, tık getirip daha çok konuşulsun diye, ‘Bu sene bu çok moda aman bunu atlamayalım’ diye getirilmemişti oraya. İçeriği belirleyen Elif Doğan ve Perihan Çıragöz sahnede anlatılan, konuşulan ne varsa gerçekten merak ediyorlar ve paylaşılmaya, üstünde düşünülmeye değer buluyorlardı belli ki. Böyle olunca da konuşmacılar kendilerini açtı, paneller de tadına doyulmaz geçti tabii çünkü anlatılan ne olursa olsun içinde samimiyet olmadan hep eksik kalır ya, işte Dijital Topuklar’da böyle olmadı. Bu samimiyetin yansıdığı tek yer paneller değildi elbette, izleyiciye de daha içeriye girer girmez farklı bir enerji veriyordu ortam. Zirvenin hemen başlarında sunucu Gözde Aral Ocak’ın (ki gün boyu çok tatlı bir sunum yaptığını eklemek isterim) verdiği cesaretle koca bir salon dolusu insanın Çember söylediğini gördü bu gözler desem, bu enerji kısmını daha iyi anlatmış olabilirim belki. Şu topraklarda nefes alıp da ‘Ya dışındasındır çemberin, ya da içinde yer alacaksın’ diye başlayan o şarkıyla dünyanın en duygusal reaksiyonuna girmeyen insan var mıdır zaten?

Ses terapisti Robert Sussuma ile yaptığımız egzersiz ile başlayan günün (ki sırf o söylemeye cüret etmek istediğimiz şeyi ağzımız kapalı içimize söyleyelim ve sonra patttt diye en heyecanlı yerinde ağzımızı açıp dışarı haykıralım anı için bile iyi ki gelmişim diyebilirdim) benim için en heyecanlı ve ilham verici anı sanırım (sanırım diyorum çünkü seçmek çok zor,) Cüret Eden Çocuklar paneliydi. 9 yaşında bir kız çocuğunun çatır çatır ‘Erkeklerin kızlar futbol oynayamaz demesi bence çok hatalı’ deyişindeki o heyecan, haklı olmanın güveni ve bir yandan da dünyanın en normal ve sıradan haberini veriyormuş gibi duran o olağanlık aklımdan hiç çıkmayacak mesela, çıkmasın da zaten çünkü en daraldığım zamanlarda tam da oradan umut toplayabilirim. Emre Öğretmen’in öğrencileri ve onlara duyduğu sevgi, Atlas’ın iklim kaygısı ve bunun için yaptıkları, Sera’nın o gencecik yaşında bir sürü çocuğa verdiği umut ve ‘Neden müzik perisi diyorlar diye merak edersiniz belki’ deyişindeki onun yaşının üç katı koca koca insanların bile yanına yaklaşamadığı o mütevazılığı ve tabii Ezel’in sahaya çıkma cesareti aklımdan da kalbimden de hiç çıkmayacak. Hiçbir şey olmasa bu çocuklara güzel bir dünya borcumuz var ve hep birlikte bunu aklımızda tutsak o bile büyük bir başlangıç olacak.

Ayıla bayıla izlediğimiz diğer panelleri teker teker saymak istemiyorum zira birini atlarım ve çok ayıp etmiş olurum diye korkuyorum. Her birinde tek kelime kaçırmadan dinlemekle cümleleri not almaya çalışmak arasında gidip geldim sürekli, bir yandan bir sonraki panelin heyecanı vardı bir yandan da ‘Aaa bitti mi hemen? Biraz daha sürseydi’ hissi. Eğer zirveye katılamadıysanız videolar yayınlandığında izlemenizi çok öneririm ve dilerim. Ben şahsen gidip birkaç kere daha izleyeceğim.

Günün sonunda ortamdaki güzel enerjiden ve birbirinin yurdu olmaya cüret etmiş ne de çok kadın olduğu gerçeğinin sevincinden gevşemiştim bir nevi, sanki sürekli omuzlarımda duran ağrı azalmış gibiydi. Hayatın karmaşasında kızdığımız, kavga ettiğimiz, bazen nefret ettiğimize inandığımız bir sürü insanla aslında nasıl da benzer yollardan geçtiğimiz ve nasıl görünürlerse görünsünler herkesin kendi savaşını verdiği de zirvenin sonunda aklımda kalan bir diğer şeydi. O salonda birlikte Çember söylediğimiz, konuşmaların aynı yerinde gülüp aynı yerinde ağlamamak için zor tuttuğumuz onlarca kadınla başka bir yerlerde karşılaşsak bir vesile ile birbirimize kızacaktık mesela belki, çok farklı insanlar olduğumuza inanacak, ‘Benden uzak ol da ne yaparsan yap’ diyecektik belki de. Belki de kimseyle düşündüğümüz kadar farklı değiliz, arayınca herkesle uzlaşacağımız bir nokta var. En azından Çember var. Bunu hiç unutmamayı dilerim. Bir sonraki zirvede görüşmek dileğiyle.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir