Şimdiki Sevdalar Çok Stratejik

Son dönemde her konuda kanımıza işleyen stratejik hamleler hususunda algım pek bir yüksek. Aslında strateji, askeri bir terim. Basitçe açıklamak gerekirse, savaşta kazanmak için pek çok farklı disiplinden yararlanarak geliştiren yöntemler demek.

Ama şimdi herkes bu askeri yöntemi birilerinin onu sevmesi, ona değer vermesi  için de kullanıyor. Aşk için, sevda için stratejiler geliştiriliyor, taktiklerden taktik beğeniliyor. Hatta bu konuda kendini uzman olarak tanıtan insanların, özellikle kadınlara yönelik harika demeçler verdiği, onu kendine bağlamanın, onu kendine aşık etmenin, ona kendini özletmenin, onun için vazgeçilmez olmanın 10 altın kuralı temalı Youtube kanalları var. Bu kanallara abone olan onbinler, videoları izleyen yüzbinler var. Üstelik  bu strateji müptelası hanımların hepsi de videoların altındaki yorumlarda buluşuyor. Ve diyorlar ki “Valla işe yaradı… Çok teşekkürler.” “Bana kul köle oldu… Tam da istediğim kıvama geldi…” 

O yorumları okurken, savaş mantığı ile kazanılan sevgi ve bağlılık ne kadar gerçek ve değerli olabilir sorusu geliyor aklıma. Neden bu kadar hırsla yaklaşılıyor kadın erkek ilişkilerine? Neden bu kadar uç noktada “elde etme” tutkusu? Temeli obsesyona dayalı olan hangi ilişki sağlıklı olabilir? Çünkü o elde etme hırsı ile kurulan stratejler ve taktikler özünde sadece karşı tarafın obsesif bilincini harekete  geçirmeye yarıyor. Gerçekten sevmesini değil. Çok basit ve temel psikolojik oyunlarla “-mış gibi” hissetmesini sağlıyor. Ve elbette bir gün o “-mış gibi” hal son buluyor. Peki sonuç? Herkeste bir gönül yangını, kalp kırıklığı, atarlı damarlı ruh hali, şiddetli ilişki yorgunluğu… Ama bence en gerçek ve vahim olanı derin bir güven kaybı.

E nasıl bu hale geldi bu gönül mevzuları? Neden bizden önceki kuşaklar sevdiği adam için strateji geliştirme ihtiyacı duymazken bizim neslimiz bu uğurda videolar izleyip, yaşam koçlarına gidip, koca koca puntolar ile yazılmış slogandan geçilmeyen market rafı kitaplarını okuyor?

Nedeni şu; yeni Dünya’nın düzeni sana bunu öğütlüyor… Diyor ki sana,  “Elde etmek için mücadele et. Elde ettikten sonra hemen tüket, en sonunda da derhal değersizleştir ve bir daha gündemine almamak üzere kendi kara deliğine gönder.”  Ve  işte kısır döngü de burada başlıyor. Sen ne kadar hızlı tüketip, değersizleştiriyorsan, karşı taraf da bunu yapıyor. Herkes, hayatına giren kişileri bir çırpıda kullanıp bitiriyor. “Evet, bu bitti. Sıradaki gelsin…” diyor. Çünkü, hem binbir oyunla elde ettikten sonra tüketmek tarifsiz bir haz, hem de nasılsa artık her şey sanalda. Elimizdeki akıllı telefonlardan ulaşabileceğimiz  yüzlerce seçenek var. Biri gider, yenisi çok çabuk gelir.

Yeni Dünya uyumlusu hanımlar, “kullan at” sistemini benimseyip, kusursuzca yerine getirmeye çalışırken , o sevgi ve ilgi beklediği partneri ile de görünmez bir yarışa giriyor. Acaba ilk kim elde edecek, tüketecek ve değersizleştirecek? Ben, sevmeyi  başardığım veya başaramadığım adamlar ile yarışa girmeyi kabul etmiyorum.  Gönül mevzusu nasıl olur da yarışa döner? Güzel gönlümüze ayıp değil mi? Bu yarışa girmek hassas kalplerimize ihanet değil mi? Ama nedense yeni Dünya’nın dayattığı bu yarış öyle hırs tohumları serpiyor ki içimize, ne hassas kalbimizi ne de aslında çok kutsal ve özel olan gönül mevzularımızı görüyor gözümüz. Sonrasında ise aslında çok da derin duygular hissetmediğin,  yalnız olmayı tercih etmek istemediğin için yanında olan adamlara strateji kurarken buluyorsun kendini.  Halbuki, gerçekten sevebileceğin ve seni gerçekten sevebilen bir adama taktiksel yaklaşmazsın zaten. Olaylar kendiliğinden, planlanmadan, oyunlar kurulmadan gelişir. Sanki yalnızlık korkusu  ya da alttan alta dayatılan sevgilili / kocalı hayat zorunluluğundan dolayı sürekli bir partner arayışı içinde olmak ve üstüne de tüketme hastalığı  bizi bu hale getirdi. Her şey gibi ilişkiler de kaotik ve hızlı.  Derdimiz sevmek sevilmek değil, sevgili edinmek oluyor bir süre sonra.

Oysa sırf sistem öğütlüyor diye, aslında pek de bir şey hissetmediğin o adamlar için kurduğun stratejiler sayesinde yaşadığın ilişkimsi durumlar, sonrasında seni nasıl da ilişkilerden soğutuyor, kocaman kocaman güven kayıpları yaşatıp, paranoya denizlerinde yüzmene neden oluyor… Özgüvenini yerle bir ediyor. Belki de sevebileceğin ve sevilebileceğin samimi ve gerçek ilişkileri ıskalamanı sağlıyor.  Keşke uyansak bu stratejik sevdaların geçersizliğine ve daha fazla yormasak kendimizi bu uğurda.

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir