Zamanda kadın

Kadın ve erkek dediğimiz iki cinsiyet toplumsal kimliklerini tek seferde oluşturmadılar. Daha ilk çağlardan itibaren,-ki bu avcı-toplayıcı yaşam aktifken, yani yerleşik yaşam yokken, daha da açık bir ifadeyle henüz siyasi, sosyal, dini, ailevi bir sistem en azından bugünkü anlamıyla yokken… Kadın ve erkek birlikte avlanıp, avlanamadığı yerde yiyeceğini toplayıp bir sürü halinde yaşayıp giderken; bir yandan da bugün adına sanat eseri dediğimiz döneminin iletişim araçları sayılan çizimleri, mağara resimlerini yaparlar. Bir nevi dönemin sosyal medyası: Kim ne avlamış, ne kadar avlamış, neyi avlamış… Bu sanat eserlerinde henüz tam anlamıyla toplumsal cinsiyet kimliği yok. Avlanmanın tekeli erkekte ya da kadında değil, zaten amaç da hayatta kalabilmek için yiyeceğini avlamak. Tabii zamanla kimin avladığı önem kazanmıştır, işte o zaman toplumsal rol dağılımının ilk adımları atılır.

Zaman ilerledikçe (bu zaman binlerce yıl oluyor) kültürel birikim, insan beynindeki gelişim gibi çeşitli faktörler sonucu yerleşik bir yaşamın daha iyi olabileceğine kanaat getirmişler ki öyle de olmuş. Bir kısım küçük topluluklar (klan) halinde kümelenerek kendi ailelerini, gelenek-göreneklerini, kültürlerini oluşturarak kimi toplulukta anaerkil, kimisinde ataerkil yapı geliştirip varlıklarını sürdürmeye çalışmışlar. Avlamanın ve toplamanın yanına tarla ekim işleri de gelmiş. Ataerkil yapıdaki topluluklar kadının toplumsal rolünü de belirlemiş. Kadın, hem ev denilen dört duvar içinde çocuklarına bakıp evini çekip çevirecek, hem de tarlasını ekip biçecek.

Bazı mistik düşünceler kadının toplumsal statüsünü değiştirmedi ama etkiledi. Kadın ve erkeğin birleşiminden hamile kalan kadın dünyaya yeni bireyler getirir. Böylece ailenin ya da sülalenin devamı sağlanmış olur. Doğurgan bu kadın tıpkı toprak gibi, doğa gibi bereketlidir: Doğa anadır, toprak anadır, bereket sembolüdür. Bereketinin ve doğurganlığının sembolü olan resimleri yapılır, heykelcikleri betimlenir; koca göbekli, koca memeli, koca kalçalı… Tam olması gerektiği gibi, yani kadın nasıl görünüyorsa, nasıl biliniyorsa öyle. Bu bereket sembolü kadınlar için ne şiirler yazıldı, ne methiyeler dizildi bilemeyeceğiz ama kadına bakış açısını görebileceğiz.

Küçük aile toplulukları genişleyerek köyleri, köyler şehirleri, şehirler devletleri oluşturdu. Bu kurumlar içinde kadın çoğunlukla toplumsal ve ailesel rolünü koruyordu. 5 bin yıl kadar önce yazının bulunmasıyla yeni bir iletişim aracı da ortaya çıkmış oldu. Kim ne ekmiş, ne kadar ekmiş, ne suç işlemiş, kim yönetmiş; mitolojiler, şiirler, şarkılar, ne varsa hepsini yazı sayesinde öğrenebiliyoruz. Bir annenin ölen çocuğuna yaktığı ağıt, hastalanıp uyumayan bebeğine söylediği ninni, yeni doğan bebeğinin sevincine söylediği şarkı da bunlar arasında yerini alıyor. Kocasından boşanan kadının hakları, kocasını aldatanın başına gelenler, devlet yöneten kadınlar, uğruna savaşılan kadınlar ve daha neler neler. Günümüzde teknolojinin de iletişiminde temeli olan yazı, kültürel birikim ve bir zorunluluktan doğdu. Bu kültürel ilerleyiş beraberinde bilim, felsefe, sanatta da kendini gösterdi. Bu alanlarla uğraşıp üretenlerin hep erkek olanlarını biliyoruz, Agora filmini izlemesek çoğumuz Hypatia‘yı bilmeyecektik mesela, Caesar ile yaşadığı aşkla bilinen Kleopatra’yı cinsel kimliğiyle konuşuyoruz, oysaki güçlü kimliğine vurguyu çok az yerde görebiliyoruz. Amazonlar diye bilinen kadın toplumunu ise gerçekliği tartışılan mitolojik bir hikaye öğesi olarak düşünüyoruz. Tüm bu oturmuş geleneksel sistemler içinde kendi iç enerjisine dur demeyen kadınların adını bilemesek dahi tarihin öncü üretken kadınları olmaları içimize biraz olsun su serpiyor.

Uzun yıllar kendi kabuğu içinden sıyrılmaya çalışan kadınların tek tek mücadelelerini ve güçlü duruşlarını Orta Çağ’da cadı ilan edilip yakılmaları da durduramadı. 18. Yüzyıl’ın gelmesiyle birlikte Fransız İhtilali’nin de etkisiyle kadın hareketlerinin oluşması, feminizm kavramının ortaya çıkmasını sağladı. 19. Yüzyıl’a geldiğimizde artık dünya çok değişmişti. (Yanlış anlaşılmasın, kadına bakış açısı hala aynıdır!) Sanayi Devrimi ile artan iş gücü ihtiyacı, kadının da çalışma hayatına girmesi ile kadına yeni bir emek alanı oluşturdu. Erkeklerle aynı işi yapıp erkeklerin yarısı kadar para alan kadınlar, çalışma hayatını yoğun bir baskı altında geçirdiler.

Amerika’da Lowell Kadınları olarak anılacak tekstil çalışanlarının hak kazanımları ve 8 Mart 1857’deki direnişi ile dünyada kadın emekçilerin seslerini kayıplarla duyurması kadın birliği ile olmuştur. 19. Yüzyıl’da gelişen sanayi 20. Yüzyıl’da birçok yeniliğin ve buluşun da önünü açtı. 20. Yüzyıl’da yaygınlaşan radyo ve televizyon, zamanla hayatlarımızın vazgeçilmezi oldu.

Dünyadan hızlı haber alma kaynağı olan bu araçlarda zamanında kadınların en boş zamanları seçilerek yayınlanan pembe diziler, günümüzde ise günün ortasında başlayan kadın programlarına dönüştü. 90’larda yeni bir iletişim aracı gelişti: İnternet. Hızla yayılan internet ağının dünyada  daha erişim sağlayamadığı çok yer ve insan var. Buna rağmen yakın zamanda sosyal medya ile paralel giden akıllı telefonlar ise hayatımızın vazgeçilmezi.

İnternet dünyasında kadının kendini ifade etmesi, düşüncelerini – sorunlarını paylaşması, aynı sevinçleri, kaygıları taşıyan insanlarla buluşması, sorularına cevap bulması için uçsuz bir bilgi alanı bu yeni dijital dünya. Bununla birlikte yeteneklerini keşfedip sergileyebileceği, hatta bunlarla ekonomik kazanç elde edebileceği bir alan. Bu yeni dijital dünyada (yeni bir çağda) kadının da artık varlığını daha da netleştirmesi, ben varım ve buradayım demesi için de daha çok kadının internetle tanışması gerekir. Kadının bilgisayar kullanımı, internet kullanımı, sosyal medyada hesap açmak ve kullanmakgibi temel bilgileri öğrenmesi internet çağında ikinci tür olarak görülmesinin önüne geçip “Bu çağda söyleyecek sözüm var ve ben de varım!” diyebilmesi temel koşulumuz olmalıdır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir