Bibliyofil anne: Ebrar Güldemler

Bu ay İçerik Kraliçesi köşemizde Ebrar Güldemler var!

Ebrar, sen kimsin?

33’ünde bir kadınım, okur-yazarım, anneyim.

Kendini “bibliyofil” olarak tanımlıyorsun; kitaplarla olan ilişkini tarif eder misin?

Sabaha kadar konuşabilirim sanırım. Kitaplarla ilişkim babamla başladı, elimden tutup Tepebaşı’ndaki Tüyap’a götürmesiyle. Sonra haliyle çok okuyan ve yazan gözlüklü kız oldum. Son yıllarda işim gücüm tamamen bu alanda oldu, çevirmenlikle beraber yayıncılığa dair başka şeyler de yapmaya başladım.

En sevdiğin sosyal mecra hangisi?

Instagram. Facebook biraz aile ve tanıdıklarla dolu, güncelleme gereği çok duymuyorum, genellikle Instagram’a bağlıyorum ve bu yetiyor. Twitter’ı seçimden seçime açıyorum diyebilirim. Snapchat hiç kullanmadım. Ve tabii Whatsapp sayılıyor mu emin değilim ama, onu da çok seviyorum. Youtube hiç bilmediğim bir alan. İzleyicisi de değilim.

Sosyal medya senin için nasıl bir yer? Hangi amaçla, nasıl kullanıyorsun?

Benim için öncelik sadece arkadaşlarımla, sevdiğim insanlarla iletişimde kaldığım bir yerdi. Sonra blog geldi, uzun zaman kişisel sebeplerle ara vermiştim, Elif’le çalıştığımız dönemle yeniden döndüm ve blogda, Instagram’da yazmak başladı. Ve üstelik bu karşılık buldu, duyulduğumu ve görüldüğümü hissettim. Bu elbette çok iyi geldi. Böylece çok daha günlük paylaşımlardan, kendi köşem gibi kullanmaya doğru ilerledi kullanım şeklim. Dijital Topuklar’ın ilk yılında Deniz Erdem sosyal mecralarda paylaşım yapmayı korunmasız sekse benzetmişti, bir korunma yolumuz olması gerektiğini ifade ederek. O konuşma beni çok etkilemişti. Yani bu hesabı kapalı tutmak olabilir, yorumlara ve kabalıklara tamamen kayıtsızlık geliştirmek olabilir. “Başka insanlar yüzünden ben hesabımı mı kapatacağım” tarafında değilim, korumalı hesap kullanıyorum ve bunu çok seviyorum. Bir de yorumlara gerçekten aldırmayan, yazan kişiyle ilgili olduğunun farkında olan kişilere çok saygı duyuyorum. (Elif Doğan bu konuda en yakından gördüğüm örnektir, çok sert yorumları bile tamamen soğukkanlılıkla ve kişiselleştirmeden yanıtlar.) Bir de fazla kişisel paylaşımlardan kaçınıyorum, çocukların fotoğraflarını paylaşmıyorum. Yaşadığımız yere, gittiğimiz yerlere dair detayları oldukça muğlak bırakıyorum. Bu böyle olmalı demiyorum, ama benim tercihim bu, zamanla kendiliğinden böyle oldu ve böyle rahat ediyorum.

İçeriklerini neye göre hazırlıyorsun?

Tamamen kafama göre. Ama az önce bahsettiğim kendimce geliştirdiğim sınırlar dahilinde. Okuduğum kitap, izlediğim film, o gün yaşadığım bir şey. Bunun için önceden daha ziyade blog vardı, çok da seviyordum. Fakat ciddi bir zaman sorunu var. Blog için yazacağım bir kitabı aklıma ya da bir kağıda not ediyordum. Yazmak için de bilgisayar başına oturup “ciddi ciddi” zaman ayırmayı bekliyordum. Ama bu şekilde yazılar kaynayıp gidiyor, kayboluyor, o beklediğim zaman hiç gelmiyor. Haliyle Instagram’daki miniblog hali çok daha pratik oldu. Elimdeki kitabı o an paylaşmak, aklıma düşen bir öyküyü hemen Evernote’a yazıvermek daha verimli olmaya başladı. Daha önce bir yazarın oturup bir deftere ya da düzenli masaya geçip yazması gerektiği fikri canlanırdı zihnimde. Uzun zamandır öyle düşünmüyorum. İki çocuklu ve çalışan, bir de bekar anneysem; yazı için bana kalan zaman sadece yürürken, beklerken, herhangi bir şey yaparken telefon kullanarak mümkün oluyorsa; o zaman öyle yapıyorum. Bu beni daha az yazar yapmıyor.

Hangi tür hesapları takip ediyorsun?

Öncelikle arkadaşlarımı, hayatlarını merak ettiğim ve takip ettiğim insanları. Sonra mesleki hesapları; yayınevlerini, kitap paylaşımı yapanları. Yabancı blogları, beni güldüren hesapları. Stalk etmek için uğraşmak zahmet verici oluyor, merak ediyorsam doğrudan takip ediyorum, Şeyma Subaşı’yı epey takipte kaldım, sonra sıkıldım, ne bileyim Seren Serengil’in hapse girdiği ve ardından evlendiği zamanlar çok eğlenceliydi, takip etmeyi seviyordum. Entellektüel durma çabam yok, her Cuma story’de “belgesel saati” yazarak İstanbullu Gelin izlediğimi paylaşmayı seviyorum mesela.

Nelerden besleniyorsun?

Paylaşımları oluşturmaktan bahsediyorsak; her şeyden. Bütün olarak sosyal medya ise beni birçok anlamda besliyor. Mesela yeni çıkmış bir kitap, ne bileyim Küçük Vampir serisinin yeniden basılması gibi bir şeyi karşı komşumun kapısını çalarak birlikte sevinemem, ama Instagram’daki kabilemle birlikte sevinebiliriz bu tür şeylere. “Ya, This Is Us diye bir dizi buldum, bayılırsın” deyip, üzerine konuşabileceğim yüzlerce insan var. Yalnızız hepimiz ama böylece ayrı düşmüyoruz. Kötü hissettiğim bir konuda tek başıma olmadığımı görmek iyi geliyor. Gerçek olan hesapları takip etmek… Mükemmel annelik ve mükemmel evlere tepki olarak doğmuş gibi duran tüm hesaplar beni besliyor. Onlara elbette saygı duyuyorum, belki de gerçekten kusursuz hayatlar vardır. Benimki öyle değil ve kendim gibi “kusursuzca kusurlu” tüm paylaşımları çok seviyorum.

Hesabında ilgili, paylaşmak istediğin hedeflerin var mı?

Evet, daha düzenli hale getirmeyi istiyorum, çok da yapamıyorum. Hesap benim için kariyer planlaması yaptığım bir mecra değil, o yüzden çok somut hedeflerim yok. Ama hesapla birlikte yolu açılan online atölyeler düzenleme sürecine girdim. Bu çok heyecan veriyor ve kısa vadede bir hedef oldu diyebilirim.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir