Yemekte ne var?

En çok duyduğum sorulardan biri olan ‘Evlilik ne zaman’ı atlatmamın üzerinden henüz çok az zaman geçmişti ki yeni bir soru gerçeği ile yüzleştim, üstelik bu kez çalışmadığım yerden geldi; ‘Ee nasıl gidiyor evlilik? Yemek yapıyor musun?’

30 yaşını çoktan geride bırakmış, yıllarca yalnız yaşamış, işlerinde güçlerinde iki insanın yemek yapamadıkları için aç kalmaları gibi bir ihtimal olmadığına göre bu soru bizi başka bir yere götürmeye çalışıyor olsa gerekti. Dünya üstünde hiçbir erkeğin bu soruyu duymadığına ne kadar eminsem, soruyu soranların hemen hepsinin kadın olmasına da bir o kadar şaşkınım. Cevap diye kurduğum ‘Aman yapıyoruz işte bir şeyler’ cümlesindeki ikinci çoğul şahıs kullanımından pek hoşlanmayanların tamamının kadın olmasına ise artık çok normal geliyor zira hepimiz biliyoruz ki kadınların içine tıkılmaya çalışıldıkları kalıpları dökenlerin birçoğu başka kadınlar.

Carrie Bradshaw’un Sex and the City’de sıkça kullandığı gibi ben de merak etmeden duramadım, biz ne ara kadınların birer mutfak robotu olmasını bu kadar normalleştirdik de en aldırmaz görünen kadının bile sonsuz bir vicdan azabına mahkûm olmasına yol açtık? Yine Sex and the City’de Carrie fırınını ‘fazla ayakkabılarını koyduğu bir yer’ olarak tanımlar. Bundan 20 yıl önce çekilen bir dizide bile bunun sıradan olduğu yerler varken biz nasıl taa 20 yıl sonra hala yemek yapmayı en temel kadınlık görevlerinden biri görmeye devam ettik?

‘Kocam asla tek çeşitle doymaz, bir zeytinyağlı bir etli yemek olmadan sofraya oturmaz’ diyen bir kadına ‘Kendisi mi yapıyor peki her gün iki çeşit yemeği?’ diye sormak yerine yemek tarifleri vermeye devam ettiğimizde mi yoksa o kadının bununla bir de gurur duyduğunu fark ettiğimiz halde bunda bir problem yokmuş gibi davrandığımızda mı yaptık ilk hatayı? ‘Oğlum bugüne kadar bir çay bile koymamıştır’ diye övünen bir anneye ‘Peki sence bu normal mi?’ demeyerek mi yoksa evde her işi kızımızla yaparken oğlumuzdan sofraya bir tabak koymasını bile istemeyerek mi destek verdik bu sonsuz çarka? ‘O hoo şimdikiler de kadın mı, her bayram baklavayı kendimiz açardık’ hikâyeleri tatlı geldiğinde mi canını yaktık başkalarının, ‘Ben çektim o da çeksin’ cümlesini kurduğumuzda mı? Peki, bunun değişmesi gerektiğini düşünüyor muyuz gerçekten?

Kadınların değişimi de özgürleşmesi de yine başka kadınlarla olacak. Oğullarını saygılı ve vicdanlı yetiştiren annelerle, o annelerin yetiştirdikleri çocukların büyütecekleri başka çocuklarla doğacak daha güzel bir gelecek. Tüm kadınlara canları ne istiyorlarsa onu yapabildikleri ve bunun için hiç vicdan azabı çekmeyebilecekleri günler ve o günleri ancak kendi çabaları ile getirebileceklerine dair bir inanç dilerim.

 

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

3 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Bir refleks olarak ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’

Halit Ergenç’in arkadaşı Ozan Güven ile ilgili yaptığı açıklama özellikle sosyal medyada gündeme oturdu. Oturmayacak gibi de değildi zira kendisi dedi ki "Ben Ozan'ı...

Amor Fati

‘Amor Fati’ Latince bir söylem olup dilimize ‘kaderini sev’ ya da ‘kaderine evet de’ şeklinde çevrilmiş ve belki de tarihin en önemli filozoflarından biri...

Ev Yapımı İçerik Atölyesi: 26 Eylül 2020

Sosyal medya üzerinden sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? Kendinizi yazarak ifade ederken, kendi topluluğunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O halde sizi Dijital Topuklar'ın düzenleyeceği Ev Yapımı...

Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Aşağıdaki metin Dijital Topuklar için Ezgi Özkök Sefer tarafından "Dopamine, Smart Phones & You: A Battle for Your Time" başlıklı yazıdan çevrilmiştir.  Facebook’un büyümeden sorumlu...

Vicdansız Labirent Olur mu?

45 yaşındayım. Ömrümün büyük kısmını kendimi patates çuvalı gibi hissederek yaşadım. Son yıllarda her gün anlamsız bir sabaha uyandım. Sadece anılarımı düşünüyordum. Hiç hayalim...