Girişimcisin, sosyalsin. Peki sosyal girişimci misin?

Çocukluğumda izlediğim ve bugüne değin asla aklımdan çıkmayan bir kamu spotu var. Kısa filmde patron, asistanı Ayşegül Hanım’dan alışverişe çıkmasını rica eder. Her alışverişten sonra fiş almasını tembih etmeyi unutmaz. Ayşegül Hanım da elindeki alışveriş listesiyle dükkan dükkan gezer. Listesindeki her malzemeyi aldıktan sonra hırdavatçıya giderek birer elektrik fişi almayı atlamaz.

Hırdavatçıyla dükkanlar arasında mekik dokuyan Ayşegül Hanım ve “bir alışveriş, bir fiş” mottosuyla yurttaşlık bilinci kazanan o kuşak gerilerde kaldı.

Artık kendi sorunlarını çözmek için ipleri eline alan yeni bir kuşaktan söz etmemiz mümkün. Yaşam biçimleri ve sahip oldukları imkanlar, iletişim araçlarının çeşitlenmesi, yaygınlaşması ve hızlanması onlara bambaşka alanlar açıyor. Bu imkanlar sayesinde hedef kitleye ulaşmaları ve fikirlerini ortaya koymaları çok daha kolay. Bu ekosistem yepyeni bir profili de beraberinde getirdi: Sosyal Girişimci.

Kim bu girişkenler?

“Girişimci” ya da “girişimcilik”, yaşadığımız kültürde çok da yabancı olmadığımız bir kavram. Pek de havalı. Peki Şener Şen’in canlandırdığı Ziya karakteri de bir girişimci değil miydi?

Girişimci kişi, risk alan, yenilikçi, tespit ederek değer yaratan, bütüncül bir bakış açısına sahip liderler olarak tanımlanıyor. Girişimcisin, sosyalsin, peki o zaman sosyal girişimci misin?

Hayır.

Sosyal girişimcinin bildiğimiz girişimcilerden farkı, çalışmalarının ortaya çıkış nedeninde yatıyor. Sosyal girişimciler salt kâr amacı gütmeyen, çoğunlukla kendi içlerinde bulundukları toplulukta acil çözüm gerektiren sosyal sorunlara yenilikçi bir çözüm sunan ve çözümü sürdürülebilir kılmak için iş modeli geliştirenler.

Sosyal girişimciler çevresine duyarlı, kararlı, ikna kabiliyeti, motivasyonu ve teşhis yetenekleri olağanüstü ölçüde yüksek bireyler. Sebat etmek ve yaratacakları sosyal etkinin farkında olmak çalışma hayatlarının önemli bir parçasını oluşturuyor. Vizyon ve yaratıcılıkları hayatın her alanına yansıyabilir: çevre, eğitim, sağlık, insan hakları, vb.

Ben bunu bir yerden hatırlıyorum sanki…

Elbette sosyal girişimcilerle tarih boyunca karşılaştık. Florence Nightingale ilk modern hemşirelik okulunu açtığında, Yusuf Ziya Bey Darüşşafaka’yı (Şefkat Okulu) ya da Prenses Zeynep Kamil doğum hastanesini kurduğunda kimse onlara “Tebrikler, artık birer sosyal girişimcisiniz!” demedi. Aynı şekilde 1970’lerde Bangladeşli Muhammet Yunus mikro kredi aracılığıyla yoksulları finanse etmek için Grameen Bankası’nı açtığında bir sosyal girişimci olarak adlandırılmıyordu. Ne zaman ki 1980’de William Bill Drayton Ashoka Vakfı’nı kurdu; sosyal girişimcilik bir kavram olarak, Grameen Bankası da bu alandaki öncü örneklerden biri olarak konuşulmaya başlandı.

Günümüzde yurttaşlık görevlerimiz ve sosyal sorumluluklarımızın arasındaki sınırlar belirsizleşiyor. Özellikle kamunun yetersiz kaldığı alanlarda bireysel olarak fark yaratma isteği ve zorunluluğu çığ gibi büyüyor. Sosyal girişimciliğe olanak sağlayan ise hem bu motivasyon hem de giderek artan imkanlar. Artık sosyal dönüşümün öncüleri onlar.

Ne yazık ki, Türkiye’de başka birçok konuda olduğu gibi tanımlarda keskin ayrımlar yapmak mümkün olmuyor. Birçok sivil toplum örgütlenmesi, kâr amacı gütmeyen girişimler vb. sosyal girişimci olarak adlandırılıyor.

Sevindirici bir gelişme ise uluslararası kurumlar, vakıflar ve araştırma merkezleri öncülüğünde bu alanda yapılan çalışmalar, araştırmalar ve gerektiğinde fon ve kapasite geliştirme destekleri giderek artıyor. Benzer şekilde sosyal girişimcilerin çalıştıkları alanlar da çeşitleniyor, çok sayıda iyi örnek yaratılıyor.

Ayvalık’ta atıklardan çanta üreten ev hanımlarına gelir sağlayan, hem kadın istihdamı hem çevre korumaya katkı veren Çöp(m)adam’dan, otizmli çocuklar için özel eğitim uygulaması Otsimo’ya, sivil toplum kuruluşlarına kaynak yaratmayı hedefleyen Yuvarla’dan, çocuk haklarına dair toplumda farkındalık yaratmak ve çocukların temel haklarına erişimi için çalışan Önemsiyoruz’a, bu kısa notta ele alamayacağımız kadar çok sayıda sosyal girişim örneği var.

Sizin de çevrenizdeki sosyal bir sorunu çözecek sürdürülebilir bir fikriniz varsa lütfen Pygmalion’u hatırlayın. Yunan mitinde heykeltraş Pygmalion, Galatea adını koyduğu bir kadın heykeli yapar. Heykele âşık olur ve tanrılara onun gerçek olması için dua eder. Bunu öyle içten ve inanarak ister ki, Afrodit Galatea’ye hayat verir.

İnanır ve çok isterseniz gerçek kılabilirsiniz.

Son not:
Ben bu yazıda biraz da esprili bir dille önümüzdeki yıllarda sıkça duyacağımız bir kavramı sizlerle tanıştırmak istedim. “Dijital Topuklar”ın da bu bağlamda yenilikçi, kadın yazarlara fırsat tanıyan ve üretmeyi kafaya koymuş bir girişim olduğu düşünüldüğünde sosyal girişimciliği burada tartışmaya açmanın iyi bir başlangıç olacağını düşünüyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir