Aşk neydi?

Bir aşk hikayesi anlatacağım şimdi sana. Peri masallarındaki gibi romantik bir şey bekliyorsan hiç heveslenme. Öylesi sadece masallarda var çünkü… Gerçek hayat pek bir çetin ama en güzeli gerçek olması. Sıradan ama sıcak bir aşk hikayesi… Bir kararın ardından usulca ilerleyen, bulaşan, bir kadın ve bir erkeğin birbirine duyduğu aşktan öte, benim için aşkı yeniden tanımlayan bir aşk hikayesi. Benim dilimden ve penceremden… Varsa bir 10 dakikan, hadi otur yanıma halleşelim biraz:

2015 Ocak ayıydı. Cenk (eşim olur kendisi) 17 yıldır çalıştığı şirkete her sabah 06:00’da kalkarak gidiyor, her akşam 18:00’de eve geri geliyordu. Her şey her zamanki gibiydi, yani 17 yıldır yaptığı gibi. Tek bir farkla: Son zamanlarda her akşam eve geldiğinde pek konuşmuyordu, hatta bazen oturup aynı noktaya uzun uzun, boş boş baktığı oluyordu, herhangi bir şey yapmaya enerjisi yoktu, her şeyi “mış” gibi yapıyordu bana sorarsan…

Aslında dışarıdan bakıldığında her şey çok yolundaydı. Anne ve baba düzgün yerlerde çalışıyor, çocuk güzel bir okulda, keyifli bir sitede oturuyorlar, evde anlaşmazlık ve tartışma seviyesi yok denecek kadar az. Hafta sonuna girdiğimizde bir şey yapma telaşına girerdi Cenk. Zaten hafta içi boş ve keyifsizdi, hafta sonu mutlaka dolu dolu, aktiviteli geçmeliydi. Son yıllarda her hafta aynı döngü ailemizde: Hafta içinin değersizliği, hafta sonunun değerinin fazlaca abartılarak, ne yapsak telaşıyla stres unsuruna dönüştürülmesi. O yüzden her gün konuşmaya başladık bu durumu ve 2015 Mart ayında bir aile kararı aldık. Cenk işinden istifa edip ayrılacak ve sonrasında ne yapmak istediğine karar verecekti. Bu süreçte de önümüzdeki 1 sene boyunca çalışmayacak, böylece benim Nisan itibariyle başlayacak yoğun seyahatli iş hayatıma destek olacaktı. Tahmini sosyal baskıları ve ekonomik kısıtları ölçüp karar vermek çok kolay olmadı, hayatımızdan bir çok şeyi elemeyi göze aldık. Ama sonunda şunu diyebildik: Hiçbir zaman öylesine, yüzeyinden, gidelim gelelim de hayat geçsin diye yaşamak istemedik biz. Öylesine veya mecburen bir arada bulunan ve sadece çocuk büyüten evli bir çift olmayı da hiç istemedik. Bu durumda, birimizin hissettiği yoğun mutsuzluk, kazandığımız hiçbir hayat standardına ya da başa çıkmamız gereken hiç bir sosyal baskıya değmezdi.

Ve böylece 2015 yılı Nisan ayı itibariyle yeni hikayemiz başladı ailecek. İşyerinin ve tüm çevremizin şaşkınlığıyla istifa etti Cenk. İstifa etmesinden ziyade, bir erkek olarak plansız programsızca iş hayatından uzunca bir mola alma kararı çok şaşırttı herkesi. Nasıl olurdu da kafasında bir plan olmazdı? Nasıl olurdu da para kazanmadan yaşayabilirdi? Haziran itibariyle işten ayrıldığında bütün bir yazı şu anda 8 yaşında olan oğlumuz Deniz ile beraber geçirdi ve bu süreçte bir düzen oturtmaya başladık. Ben ayda 10-12 gün civarı iş seyahatinde olduğumdan, ev- çocuk ve ortak yaşamımızla ilgili paylaştığımız birçok sorumluluğu Cenk daha da fazla eline almaya başladı. Sorumlulukların ardından da uzun zamandır bir kenara bıraktığı gitarını aldı eline ve hayatımıza yeni renkler katılması tam da bu aşamada oldu sanırım. Her aksam eve geldiğimde canlı bir adam bulmaya basladım, çok ilginç ama belirgin bir şekilde ten rengi bile değişti, canlandı inanır mısın? Çok geçmeden bir gün dedi ki, “ben yeniden şarkı yapmaya başladım ve şarkılarıma amatör bir düzenleme yapmak istiyorum.”

Cenk’in yeni yaptığı şarkıları ve düzenlemelerini benimle ilk paylaştığı anda gözündeki ışığı, üzerindeki anlatılamaz enerjiyi hiç unutmuyorum. Severek ürettiği şeyin onun üzerindeki tatminini görmek bana da öyle bir yansıdı ki, tarifi zor ama “aşk kıvılcımı” diye tarif etsem hiç de fazla kaçmaz sanırım. Dedim ya, öyle iki sevgilinin birbirine duyduğu aşktan çok farklıydı bu sefer. Cenk’in içine düştüğü kısır döngüden çıkarak ilişkimize getirdiği ruh; hepimiz için anlamını yeni baştan yazmaya vesile oldu aşkın.

O zamandan bu zamana 3 yıl geçti aradan. Bu süreçte bir sürü şey oldu, hepsini anlatmak çok zor.

  – “Ben iş kurmaktan, kurumsal hayata geri dönmekten veya sadece ev işleri ile uğraşmaktan vazgeçtim, beni değiştiren ve mutlu eden müziği profesyonelce hayatıma katmak istiyorum!”

Cenk tarafından bakınca: Hafta içinin değersizliği, hafta sonunun önemi konusu çıktı gündeminden, her an yaşanılabilir oldu en başta. Sonra bireysel koçluk aldı, girişimcilikle ilgili seminerlere katıldı, kafasında olan işlerin fizibilitesini yaptı, “olmaz bunlar” dedi, kafası bozuldu bir ara tekrar iş ilanlarına bakmaya başladı, iş ilanlarına baktıkça içi daraldı. Bütün bunların arasında “ben ne yapıyorum böyle, para kazanmıyorum ailemize katkım yok” inişleri yaşadı (ve yaşıyor arada hala!) ve bu inişleri aşması, ivme kazanması hiç kolay olmadı. Bütün bunlar olurken, ben sürekli iş seyahatlerine gittim, o evimizi yönetti. Seyahatlerinin üzerine bir de bir sürü kurs, aktivite sıkıştırmış olan bana en büyük desteği ve özgürlüğü verdi. Aynı zamanda bana çok kızdığı zamanlar oldu, evde olduğumda bile bazen kafamın doluluğundan onlarla var olamadığım için.

Ve sonra ikinci büyük kararını aldı. Bir yıl önce: “Evrim, ben iş kurmaktan, kurumsal hayata geri dönmekten veya sadece ev işleri ile uğraşmaktan vazgeçtim, beni değiştiren ve mutlu eden müziği profesyonelce hayatıma katmak istiyorum” dedi. Hayalini çizdi “bir gün şarkılarımı satmak istiyorum” dedi ve şarkılarını birilerinin söylemesine dair hedefini koydu. Sonra çabaladı, bir sürü isme ulaşmayı denedi kendi çekingenliğinden beklenmeyecek şekilde.  Sonra anladı ki şarkılarını önce kendisinin inanarak söylemesi gerekiyor. Hayatındaki ilk ve belki de tek önemli riski işinden ayrılarak alan Cenk; 9 ay önce bir gün konuştuğu telefonu kapattı ve “Evrim, iş kurmak için ayırdığım parayla profesyonel albüm yapacağım, denemedim demek istemiyorum bu hayatta” dedi ve tazminatından elinde kalan son parayı yatırıp Nisan 2018’de ilk dijital albümünü yaptı, tam 44 yaşında. Şimdilerde evde kayıt yapan, “asla ön plana çıkamam, yüzümü göstermem” derken, artık kendi çapında YouTube kanalı olan, hayalinin peşinde yolun sonunda ki ışık neyse ona ulaşacağım diyen bir adam.

Benim tarafımdan bakınca, 3 yıldır inanılmaz bir iş koşturması ve sürekli seyahat hali başladı benim için ve Cenk’in üzerimden aldığı sorumluklarla denge geldi hayatıma. Çoğu zaman; “40 yaşından sonra bir şey olmaz” diye hayata bakan bir adamın, 40 yaşına kadar tanıdığı kendini an be an aşmasına, çevresine karşı takındığı tavrına hayran hayran onu izledim ve hala izliyorum. Bazen yavaşladığında ve sessizliğe büründüğünde hayranlığı unutup onun sürecine saygı göstermekten çok kızdığım zamanlar oldu, “niye hareket etmiyor, karar vermiyor” diye. Sonra seyahat etmeye devam ettim ve şükrettim Cenk’in aldığı karara ve tam da ailemizin dengesi için ihtiyacımız olan özverinin onun tarafından gelmiş olmasına. Etrafımızdaki insanlar ve hatta Cenk, benim özveri gösterdiğimi düşünse de ben hep onun özveride bulunduğunu bildim ve umursamadım kimin ne dediğini. Çünkü o ayrılmasaydı da işinden, ben aynı işi her koşulda yapmaya devam edecektim çünkü işinden mutlu olan taraf bendim, hala da öyleyim. Aksine Cenk’in bana yarattığı zaman ve duygusal destekle o yoğun iş hayatının ortasında kimsenin nasıl yapabildiğimi anlayamadığı bir sürü kursa katıldım kendi ilgi alanlarıma göre. Kendimi keşfettikçe dönüştüm, ben dönüştükçe Cenk dönüştü, sonra ben Cenk’in dönüşümünü gördükçe ona daha çok hayran oldum ve döngü aşkla devam etti. Seyahatlere gönül rahatlığıyla gittim, hep bildim, Cenk ne olursa olsun hallederdi zaten. “Ne yaparsan yap, mutlu olarak yap” söylemi iliklerime işledi artık. Biliyorum ki bir gün yaptığım şey beni mutsuz ederse, orada durmak zorunda hissetmem ve biliyorum ki bu aşamada en büyük desteği Cenk’ten alırım. Çünkü mümkün olabildiğini biz 3 yıldır yaşadık beraber zaten.

Oğlumuz Deniz açısından bakınca, mutlu bir baba, mutlu bir babanın mutlu ettiği mutlu anne, huzurlu bir aile ortamı sağlandı ona. Her ailedeki iş bölümünün farkı olabileceğini gördü. Kadın işi – erkek işi konseptine takılı kalmadan, cinsiyete dayanan dinamiklerden bağımsızlaşılabileceğini gördü. En önemlisi de bu bağımsızlaşmanın kadınlığından veya erkekliğinden, kendi özünden ödün vermek olmadığını anladı. Ben seyahatlerdeyken güvenli ellerde olmanın konforunu yaşadı, evet yokluğumu hissetti ama yoksun olmadı. Belki bir bakıcıyla kalıp yoksunluk hissedebilirdi, ya da yine de mutlu olurdu bilemem. Bildiğim bir şey var ki birinin yokluğunu hissetmekle yoksun hissetmek arasında dağlar kadar fark var. Seyahatlerin ardından yaşanan “özlem” oldu bizimkisi ve çoğu zaman o özlem ben geri döndüğümde; ağlamak, ne kadar üzgün olduğunu dengesizce göstermeye çalışmak yerine, bana kraliçe koltuğu hazırlamaya evrildi, çünkü güven vardı, ben olmasam da. Müziği daha da çok sevdi, hayatının bir parçası haline getirdi…

“Al Yazmalım” diye bir film vardı hani: “Sevgi neydi?” diye herkesin kafasına kazınan replik çınlar filmi izleyenlerin kulağında. Bundan 3 yıl önce “aşk neydi” diye sorsa biri bana “hani ilk sevgili olduğundaki yürek çarpıntısı” derdim. Oysa şimdi farklı bir tanımım var. “Hani dur sonra anlatacağım” dedim ya başta, işte artık cevabım çok farklı:

AŞK NEYDİ?

  • Tüm kalıplaşmış inançlarına, korkularına rağmen 41 yaşında işini bırakabilmiş bir adama duyulan hayranlıktı aşk
  • “Erkek evde oturur mu, ev işi yapar mı kadın para kazanıyorken” diyen her türlü söyleme karşı, net bir duruşla “ben ev erkeğiyim şu an” diyen bir adama duyulan saygıydı aşk
  • Hiçbir yönlendirmeye gerek kalmadan ev hayatımızda ve oğlumuzla ilgili her türlü konuda pratikçe sorumluluk alıp, yaptıklarını sürekli kılan bir babaya, bir eşe duyulan şükrandı aşk
  • Tüm zorluklara katlanıp hayalinin peşinde koşan ve bu duyguyu ailesine bulaştıran kadın ve adamdı aşk
  • Hayalinin peşinden koşup sevdiği şey için çabalayan adamın gözündeki ışıktı aşk
  • Erkek ve kadının bireyselliklerine saygı duyup birbirini özgür kılmasıydı aşk
  • Cesaretli olmaya ve cüret etmeye teşvik eden bir aile olmaktı aşk
  • Bir çocuğun ailesini gözlemleyip farklılıkları, farklı olabileceğini, kadın ve erkeğin fırsat eşitliğini içselleştirebilmesiydi aşk
  • Bir ailenin mahalle baskısına aldırmadan başta türlü yaşanabileceğine inanmasıydı aşk
  • Eşlerden biri değiştiğinde, diğerinin değişimi fark edip biz olabilmek uğruna değişime ayak uydurmaya çalışmasıydı aşk

 

“Hadi oradan sen de!” diyor musun bilemem. Ama her ne kadar romantikçe anlatılmış olsa da, hiçbir dönüştürücü deneyimin toz pembe olduğuna inanmadım ben. İnan bizimki de toz pembe değil, ruhumuzun ayrı düştüğü çokça zamanlar oldu bu süreçte, birbirimize kızdığımız, birbirimizi anlamadığımız. Sadece sabit olan bir şey vardı, hala da var. O aramıza düşen kıvılcımı, bir arada yarattığımız duruşu kaldıraç olarak kullanıyoruz her aşağı düştüğümüzde. Çünkü evrildik ailecek.

AŞK NEYDİ?

Aşk bulaşan bir şeydi dostum. Birisi; yaptığı işe, hayaline, sevgilisine, çocuğuna, köpeğine, iç huzuruna, ne bileyim belki de yaptığı yemeğe aşkla sahip çıktığında etrafa yaydığı titreşimdi. Sonra o titreşimin etrafındaki herkese bulaşmasıydı ve yine aynı ilişkiye kalp pıtırtısı olarak geri dönüp tam orta yere düşmesiydi.

 

Hadi o zaman dinle:

 

 

 

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...

Şiddetin adı vahşet; peki kadının adı?

Bir kadın, çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. “Ailesi kızına sahip çıksaymış” dediler. Bir kadın; bindiği minibüste tecavüze direndi, öldürüldü ve yakıldı. “Tek başına ne işi...

Diğerkâmlık

Bu kelimeyi sevgili Ayşe Bilge Selçuk’un ‘’İnsan her koşulda’’ kitabında ilk kez gördüm ve kalbime sarıp sarmaladım. Çünkü ben bugüne kadar kendimi hep empati...

Pis şişko!

Okuldaki dansa, şişko diye kimse çağırmamış onu. Bir peri gelsin de, onu Sindrella gibi incecik ve güzel bir kız yapsın diye bekleyip durmuş. Oysa,...