Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER Evde bir baba...

Evde bir baba…

Ben bir babayım.

Kızına bakan bir baba.

Eşim çalışıyor. Kendi verdiğimiz bir kararla, ben kızımızın gündüz bakım-onarım ihtiyaçlarını (bakıcı ve başka bir yardımcı desteği olmadan) elimden geldiğince yapmaya çalışıyorum.

Yani kadınların uzman olduğu bir alanda bir erkek olarak neredeyse iki yıldır çocuk bakıyorum.

Eşimin ilk işe gittiği günü hatırlıyorum. Kızımla yalnız kalmıştım.

Nasıl olacak? Koca gün nasıl geçecek? Eğer ağlamaya başlarsa ve susmazsa ne yapacağım?” diye bir sürü soru vardı kafamda. Tabii bu sorular sadece benim değil eşimin de huzursuzluk duyduğu sorulardı. Ama hazırlanmıştık eşimle. Şöyle olursa bunu yaparsın, böyle olursa şunu yaparım demiştim. Ve…

Başardım. Eşim bana güvendi. Ben denedim. Denedikçe olduğunu gördüm, gördükçe kendime güvenim arttı. O ilk günü atlattım ve şu an halen kızıma yardımsız bakıyorum.

Öncelikle şunu belirteyim: Kızıma baktığım için çok mutluyum. Yani çok şanslı bir baba olduğumu düşünüyorum. Bunu özellikle söyledim ki bir yanlış anlaşılma olmasın. Yani buraya size çocuk bakmaktan keyif almıyorum gibi bir şeyler yazmayacağım. Aksine her babanın çocuğuyla daha fazla vakit geçirmesi gerektiğini söyleyeceğim. İlgili babalığın çok önemli ve değerli olduğunu söyleyeceğim. Bu arada, herkesin de çocuk bakması gerektiğini savunmuyorum. Yapabilen yapsın. Yapmak isteyen yapsın. Yapmak isteyene karşı gelinmesin. Baskı hissetmesin diyorum.

-Peki babaların çocukları ile ilgilenmesi neden fazlalaşmıyor?

-Türkiye’de babalar çocuklarından neden uzak kalıyor?

Evet, babalar ne yazık ki çocuklarından uzak kalıyorlar. Babaların doğdukları andan itibaren yetiştirilme süreçlerini incelediğimde, ne yazık ki babaların çocuklarından uzak kalma sebeplerini görebiliyorum. Aslında bu durumun çok küçük yaşlardan itibaren kodlandığını, erkek çocuklarına, yani ilerinin babalarına öğretildiğini düşünüyorum. Erkeklerin kodlarına çocuk bakmamaları gerektiği daha küçük yaşta yazılıyor.

Örnekler:

Gerek annesi gerek babası erkek çocukların GÜÇLÜ olmaları gerektiği ve AĞLAMAMALARI gerektiğini erkeklerin ağlamadığını söylüyor. (Kızlar ağladığında kızlar ağlamaz demiyorlar.)

Bazı aileler çocuklarına oyuncak SİLAHLAR alıyor. (Kızlarına silah almıyorlar, bebek alıyorlar. Kızlarına bebeğe bakmalarını söylüyorlar.)

Kimi aileler çocuklarına sünnet olunca, askere gidince ADAM olacağını söylüyor. (Kızlar sünnet olmuyor, askere gitmiyor ama onlara yemek yapmak, çocuk bakmak öğretiliyor.)

Erkek çocuklara PAŞA çayı içirip, amcalara dedelere pipi göstermeleri istenebiliyor. Çünkü ‘’pipi’’ önemli! (Kızlara düzgün otur, bacaklarını açma, çok açık giyinme deniliyor.)

Mutfağa sokulmuyor erkek çocuklar, ev işleri (temizlik-toz alma- masa kurma toplama vs.) yapmıyorlar. Kızlar ise iyi yemek yapması gerektiği, evcilik oynaması, orada nasıl iyi bir anne olacağı öğretiliyor. Kızlara ev işleri öğretiliyor.

Daha bir sürü madde sayabilirim.

Bu maddeleri bildiğinize, hatta sizin daha fazlasını sayacağınıza eminim. Yani çocuklar küçüklüklerinden itibaren aileler tarafından yönlendirilmeye başlanıyor. Bilerek veya bilmeden kızlar ve erkekler olarak ayrılıyorlar. Bunun etkisi de yaşlar büyüdükçe ileride ebeveyn olduklarında kendini göstermeye başlıyor.

Farkındalığı olan ailelerin bu konulara önem verdiğine inanıyorum, inanmaya çalışıyorum.

Şimdi Türkiye’de kızına bakan bir baba olarak karşılaştığım ilginç bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Ve bunun da çocukluğumuzdaki kodlama ile alakalı olduğunu düşünüyorum.

Ne yazık ki konu ekonomi. Özellikle kadınlar arasında, iş ekonomiye geldiği zaman tüm farkındalığın, bilinçlenmenin, feminist düşüncelerin baskı altında kaldığını üzülerek görüyorum. Türkiye’de eşi çalışan ve çocuğuna bakan bir baba olarak bu ekonomik etkiyi en iyi görenlerden biriyim.

Beni sosyal medyada takip eden annelerden gelen soruların birincisi ne biliyor musunuz?

-Ne iş yapıyorsunuz?

Bu soruyu çocuğuna bakan annelere soruyorlar mı sizce? Ben söyleyeyim, sorsalar bile birinci soru değil. Çünkü erkek çalışmak zorunda olan. Erkeğin görevi -ne yazık ki- para getirmek. Çocuk bakıyorum diye sosyal medya hesabımda bas bas bağıran bana, bunu sosyal medyada açıkça anlatan birine (inanmıyor da olabilir, inanamıyor da olabilir bilemiyorum) ilk sorduğu soru bu oluyor.

Çünkü kodlarda bu var. Ekonomi önemli. Para önemli. Türkiye’de normal olan erkeğin çalışması ve tabii ki sonuç;

Ekonomi yüzünden babaya uygulanan baskı.

Peki, şimdi ben size sorayım:

Çocuğunuz doğdu. Çocuğunuz 4 aylık iken eşiniz evde çocuğunuza bakmaya başlayacak. Eşinize güveneceksiniz ve tüm bakım işini ona bırakacaksınız. Siz çalışacaksınız.

Siz (kadın olarak) evin ekonomik yükünü üzerinize alacaksınız. Eşiniz de çocuğunuza bakacak. Bunu yapar mısınız?

Hadi gelin cevapları tahmin edelim:

Eşit ücret almıyoruz ki. Yani eşim benden daha fazla kazanıyor. Ben onun kadar kazanamıyorum, kazanamam. Onun kadar kazanamayacağım için hayır, istemem.

Çocuğumun geleceği için para önemli. Eğer illa biri çalışacaksa o yüzden hangimiz daha fazla kazanıyorsa onun çalışması diğerinin bakması doğru olan. Yani şu andaki durumda erkekler fazla kazanıyor, eşitsizlik var. O yüzden hayır diyorum.

Parasında değilim ama eşim bakamaz. Yapamaz yani. Yapmaz. O yüzden hayır.

Yok istemem, ben halimden memnunum. Eşim bakamaz, o erkek, yapamaz.

Eğer onun şu anda aldığı parayı ben kazanabilsem olurdu. (bu şekilde cevaplayacak kişiler de bu durumun çok zor olduğunu düşündüğü halde yani inanmayarak evet diyecektir diye düşünüyorum.)

Bu durumda belki de sormamız gereken birinci soru:

-Türkiye’de kadınlar gerçekten değişim istiyor mu?

Aklıma gelen diğer sorular:

-Başka ülkelerde kadın-erkek maaşları eşit mi dağılıyor? O ülkelerde çocuklarına bakan babalar yok mu?

-Kodlama sadece erkekler için mi hatalı yazılmış? Kadınları kodlayanlar (eski jenerasyon aileler) hata yapmış olamaz mı? Hep erkek çocuk kodlaması mı yanlış? Çocuklarımızı eğitirken bu konulara önem vermeli miyiz? Erkek çocuk ev işlerine dahil edilmeli, kızlar da çalışmanın gerekliliği güçlü birey olmayı gösterebilir miyiz? Kız-erkek değil de, eşit insanlar olduklarını öğretmeli miyiz?

-Ayrıca ekonomik beklentilerimizi ailecek düşürmemiz mümkün mü? Düşürebilirsek o zaman babalar üzerindeki baskı azalır ve çocukları ile daha fazla ilgilenmelerini sağlayabilir miyiz? En önemli kriterin para olmadığı bir yaşam mümkün mü?

-Babalara eşler tarafından farkında olmadıkları baskı yapılmasa, babalar daha ilgili baba olabilir mi?

-Türkiye’de bunları yapmak mümkün değil mi?

Ne dersiniz?

 

Instagram: @enbabavekizlari

Youtube: enbaba

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Aradığınız Çeviklik (Agility) de Yılmazlık (Resilience) da Evde!

Adım FatmaNur. 39 yaşındayım. Pandemiyle birlikte hiç gönüllü olmadığım rolleri üstlenmem, çevik bir adaptasyon sergilemem ve yılmamam gerekti… Biraz epik, biraz lirik tiyatrom evde...

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak...

2020’nin Duygusal Hız Treni, Sıkı Tutunun!

Kelimeleri, bir durumu anlatırken kullanabileceğimiz farklı sözcüklerin olmasını seviyorum. Kalp dersek başka gönül dersek başka olabiliyor çünkü ya da özlem deyince başka hasret deyince...

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...