Yoksa siz yönetemediklerimizden misiniz?

Ekşi Sözlük’te popülerliği hiç azalmayan başlıklardandır ’30 yaşında bekâr kadın’. Memleket ya da dünya gündemi ne olursa olsun bu konunun bir alıcısı çıkar. Bu başlığın biraz detaylandırılmışları olarak ’30 yaş üstü bekâr kadın yönetici’ ve ’40 yaşında problemli bekâr müdür kadın’ başlıklarını da görürüz. Bir kadına dair nefret edilecek ne varsa bir araya gelmiştir bu başlıklarda, 30 yaşında veya üstü olması, evlenmemesi ve en fenası bir şeyleri yönetmek. Aynı kişiye okumuş, kendi parasını kazanan, kendi hayatına dair kararları kendi verme şansına erişmiş işinde gücünde bir kadın olarak da bakabilirdik ama öyle yapmayız tabii. 

Dünya üstündeki insanlara dair iyi kadın yönetici, kötü kadın yönetici, şahane bekâr kadın yönetici, berbat bekâr kadın yönetici, iyi evli erkek yönetici, kötü bekâr erkek yönetici, huysuz bekâr kadın, huysuz bekâr erkek, huysuz evli kadın, huysuz evli erkek gibi sonsuz sayıda kombinasyon yapılabileceği son derece sayısal bir gerçeklikken bizim yaşadığımız diyarlarda bir kadının aksi, nemrut öfkeli olmasının nedeni hep ‘yalnız’ olmasıdır. Yalnız kelimesini nezaketen seçtiğimin farkındasınızdır, burada yalnızlıktan kasıt hayatında bir erkek olmamasıdır aslında zira hayatında bir erkek olmayan kadın hangi yüzle mutlu olur?

Kadınlarla ilgili bu takım tespitler sadece internette dolaşan şakalar olsa gülüp geçebilirdik belki ama hepimiz biliyoruz ki kazın ayağı hiç de öyle değil. Ne kadar acıklı ve artık maalesef ne kadar sıradandır ki bu başlıklara çıkarımları destekleyici şeyler yazanların ve tabii gerçekte de böyle düşünenlerin yarısı kadın. Yöneticisinden dert yanan evli ve çocuklu bir kadının ‘Aman onu zaten kim alır?’ diye dertlenmesi son derece sıradan bir cümle. Oysa belki tam da o sırada bir başka toplantıda da bir grup erkek oturmuş onun için ‘Çocuğu oldu olalı işi ihmal etmeye başladı’ cümlesini kuruyor çünkü erkeklerin çoğunun kadınlarla ilgili bir bahanesi hep vardır ve aslında bazen bunu kendileri bile fark etmez. Çok güçlü gördükleri bir kadına ‘Erkek gibi, kim onu ne yapsın?’, yanmış yanılmış hayatında bir kere duygularını gösterme hatasında bulunmuş bir kadına sonsuza kadar ‘Ay o hemen ağlar’, dikkat çekici giyinene ‘Bu neyin peşinde?’, giyim kuşamına dikkat etmeyene ‘Bu ne böyle?’ deme hakkını kendilerinde görebilir ve bunda bir problem olduğunu bile düşünmeyebilirler.  O yüzden bir yandan kendimizi hayatta tutmaya çalışır, bir yandan sırf erkek oldukları için onlara doğuştan hediye edilmiş yetkileri kullanmayı ayıp görenlerine rastlarsak kendimizi şanslı sayar, bir yandan da söylediklerinin bir kadını aşağılamak olabileceğini fark etse samimiyetle pişman olacak ama hayatının hiçbir anında bunu duymamış olanlarına derdimizi anlatmaya çalışırız.

İdeal olan bunun tamamen değişmesidir ama bu gerçek olana kadar en azından kadınların cümlelerine, tavırlarına ve diğer kadınları nelerle suçladıklarına dikkat etmelerini dilerim. İyi ya da kötü ne diyorsak hepsi kendimize aslında.

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir