Toplanın Bi’ Şi’ Di’cem: Yaşlanıyoruz!

25 yaşımda doktora tezimde yaşlılık çalışmaya karar verdim. 25 yaşımda-yaşlılık! Ben hep böyley(d)im işte! Gözümü ileriye bir diker(d)im, ooh orda bin sene yaşa. Şimdi ne olacak da şimdi ne olacak! Yahu bir dur, bak: Şimdi ne oluyor?

‘Şimdi’de kalmak beni çok zorladı.

Muhyiddin Şekur’le maneviyat üzerine gerçekleştirdiğimiz bir sohbette kendisine şu soruyu sordum içimdeki tarifsiz öfkeyle: “Gençlere dünyada huzura ermek için iki şey nasihat ediyorsunuz: yavaşlamak ve şükretmek. Buna gerçekten inanıyor musunuz? (Bak bak.) Herkesin yavaşlaması mümkün müdür?” Benim o yerinde duramaz halimin aksine Muhyiddin Hoca bütün sakinliğiyle cevap verdi: “Evet, gönülden inanıyorum. Bu yola girmekte kararlı kişi bir gün yavaşlamanın keyfine varacaktır. Şimdi varamamışsa zamanı gelmemiş demektir.” Öfkemi yatıştıracağını beklerken daha da kızmıştım: beni anlamamıştı! Bebeklik hikayeleri yerinde duramayan o aşırı hassas çocuk üzerine kurulu Karadenizli Çiğdem nasıl bir Amerikalı gibi yavaşlayabilirdi? Koşturup durmak ruhunda vardı. Çok kızdım, çok yoruldum. Kendimi değirmenlerde öğüttüm. Ve bence bu coşkun dereler gibi çağıldayan ruhumun her bir zerresini yavaşlatmakta epey yol aldım. Yavaşladım ve hatta zaman zaman durdum. Fark ettim. Yine de gözümü o uzaktaki esrarengiz ışıktan alamadım. Tutturdum; ben yaşlılık çalışacağım.  Yaşlılarla konuşacağım, onlarla takılacağım. Orada neler oluyor, öğreneceğim.

Şimdi, bitmek üzere olduğunu umduğum doktora tezimle güzel yaşlanmanın sırlarını araştırıyorum. Gelecek odaklı kalmak ‘öcü ve cıs’ olsa da tedbirli olmak gerektiğine de dikkat çekmek istiyor ve bu satırları kendi yaşlılık hayalinizde dolaşmanız için yazıyorum.

Yaşlanıyoruz.

Bunu bir alarm olarak değil ve fakat doğduğumuz günden bu yana gerçekleşen bir olguyu hatırlatmak için yazıyorum.  Yaşlanıyoruz: 30’larımıza ve hatta 40’larımıza kadar geliştik, büyüdük ama artık doğamız, verdikleriyle yetinmemizi söylüyor.

Şimdi sizleri elinizden tutup büyülü bir tünelden geçirmek istiyor ve sonraki iki paragrafı olabildiğince yavaş/ her bir ögeyi fark ederek okumanızı rica ediyorum: Rengarenk duvarları arasında peri tozları uçuşan, her bir adımımızda seneler geçen gizemli bir koridordan… 30 yıl geçiyor, 40 yıl, 50 yıl… 50’lerinizi geçiyorsunuz, 60’larınızı ve hatta 70’lerinizi… Kalbinizde beliren o ilk duygu ne? Korku, hüzün, pişmanlık, sevinç, heyecan ya da huzur? Gözünüzde canlanan siz nasılsınız? Çaresiz, hasta, pişman, umutsuz, sağlıklı, sevinçli, doymuş ya da huzurlu? Şimdi zihninizde beliren bu imge ve ilk duygularınızla büyülü koridorda yaşlı kendinizi biraz izlemenizi istiyorum. Neler oluyor? Etrafınızda kimler var? Ne ile meşgulsünüz? … (Lütfen burada yazıya ara verin ve yaşlı sizi biraz izlemeye odaklanın. Yettiğini hissettiğinizde aşağıdaki satırlardan devam edin…)

Yeterince büyülendiyseniz elimi yeniden tutmaya hazır mısınız? Geri dönüyoruz. 70’lerinizi geride bırakıyoruz; 60’larınızı, 50’lerinizi… Ve hatta 40’larınızı, 30’larınızı, belki 20’lerinizi… Büyülü koridordan yavaş yavaş / adım adım ilerlerken ve her bir yaşınızı izlerken yaşlı siz için gençliğinizden ve hatta çocukluğunuzdan itibaren neler yaptığınızı; hem kendi içinde çok kıymetli hem geleceğe yatırım olan ‘o gün’ü nasıl yaşadığınızı; bedeninize, ruhunuza ve sevdiklerinize ne yatırdığınızı izliyorsunuz… Hangi görüntüler geçiyor pembe-mavi duvarlardan? Biraz evvel izlediğiniz yaşlıyı ‘o yaşlı’ yapan hangi günlerdi? (Burada da yazıya ara verip imajinasyona vakit ayırmanızı istirham ederim.)

Gönül ister ki her birinizle gerçekten bir araya gelelim ve zihnimizden geçenleri yüz yüze konuşalım. İmajinasyonda beliren güçlü, huzur verici ya da rahatsız edici imgeleri ele alalım… Bu mümkün olmasa da danışma seanslarında kullanmayı sevdiğim bu teknikle bugüne ve geleceğe ilişkin bir nevi farkındalık edinmenizi ümit ediyorum. Bugünü nasıl değerlendirdiğinizi, kendinizle ilgili yatırımlarınızın sizi nereye götüreceğiyle ilgili bir içgörü edinmenizi umuyorum. Yaşlılığın hepimize kısmet olmayacak kadar özel olduğunu gönülden hissetmenizi diliyorum. Bir sonraki yazıda ise gençliğin getirdiği hızdan ve sorumluluklardan uzak, en çok kendimizle baş başa kaldığımız, o hep hayalini kurduğumuz eve taşındığımız zamanların nasıl oluyor da zaman zaman zorlayıcı tablolara dönüştüğünü ele almak istiyorum. Neden bizim kültürümüzde yaşlanmanın bu kadar korkulacak bir şeye dönüştüğünü, yaşçılık (yaşlı ayrımcılığı) dediğimiz yaklaşımın bizi yaşlanırken nasıl toplumdan ve cesaretten uzaklaştırdığını konuşmak istiyorum. Yüreğinize güzel yaşlanmanın her birimiz için mümkün olduğuna dair umut tohumları serpmek, bu tohumları birlikte yeşertmek istiyorum. Siz de bana eşlik eder misiniz?

 

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir