Tek çare: Erkekleşmek (mi?)

Kadınlar için biçilmiş işler vardır; esasen birinci dalga feminizmin tartıştığı konulardır bunlar. Ne yazık ki ülkemizde güncelliğini korur. Kadın dediğin sekreter olur, hemşire olur, öğretmen olur (misal anaokulu öğretmenliği muhakkak kadına yakışır), bakım veren veya destek olan pozisyonlarda meslekler yakıştırılır kadına. Bu işlerde kadın cinsiyetiyle “kadın gibi” var olmanız yadırganmaz. Oysa bir de erkek işleri vardır; patron, yönetici, politikacı gibi pozisyonlarda ‘erkekleşmeden’ yer alamaz kadın.

Son yıllardaki seçimleri düşününce heyecan seviyesi görece yüksek bir seçim dönemini geride bıraktık. Cumhurbaşkanlığı adayları arasında bir kadın vardı bu kez: Meral Akşener. Türk siyasi tarihinin eski başbakanı Tansu Çiller’den sonra ilk kez “üst düzey” pozisyona aday bir kadın vardı sahnede. Dünya siyasetini düşündüğümüzde kadın politikacı olarak aklımıza Margaret Thatcher gibi hep sert kadınlar gelir ki zaten “demir leydi” olarak nam salmıştır. Nedir bu kadınlardaki siyasi düstur dışındaki ortak noktalar diye düşününce toplumsal cinsiyet rolü sarmalı döner dolaşır ayağımıza dolanır.

Her şeyden önce, bu kadınlar serttir. Konuşmaları, tavırları, kullandıkları ifadeler; hep masaya yumruğu koyan cinstendir. Elinin hamurlu olmadığını ispat etmeye gayret eder bu kadınlar. Giyimlerine bakacak olursak, özellikle günün modası dahilinde analiz etmek daha kolay olduğundan Akşener’e odaklandığımızda en belirgin seçimi kravatsız fakat son düğmesine kadar iliklenmiş gömlekleridir. Kısa saçlı, gömlekli, sert kadınlar. Cinselliklerini, kadın olduklarını adeta gizlemeye çalışan kadınlar…

Kadına hayatın öznesi olmak yerine “nesnesi” olmak salık verilmiş, birinin karısı/kızı olarak kendini tanımlaması teşvik edilmiştir. Kadınlar başarılı olamaz, başarılı erkeğin arkasındaki kadın olabilirler. Kadınlar bu toplumda zihinleriyle değil ancak bedenleriyle gündem oluşturabilirler. Erkek zihniyetindeki medya bir kadının zekasına, bilgi birikimine odaklanmaktan nedense çekinir. Arama motoruna “kadın politikacılar” yazdığınızda ilk sayfada çıkan linklerin %70’inde kadın siyasetçilerin “güzelliğinden” bahsedildiğini görürsünüz. Kadına kendini ifade etmesi açısından iki yol gösterilir: güzel olmak ya da olmamak. Gerisi erkek işidir.

Oysa politika gibi derinlikli bir meseleyle uğraşmak ciddi bir zihin mesaisi gerektirir. Kadına toplumsal algıda yapılan yakıştırma, tüm narinliği ve kırılganlığıyla domestik şekilde ev işlerini yönetmek olduğundan “sokağa” çıkan, hele hele üst düzey yöneticiliğe soyunan bir kadın için geriye erkekleşmekten başka çare kalmaz. 2 kadın tanıklığının 1 erkek tanığa denk düştüğü dini hukuk geçmişinden gelen bir ülkede kadının denkliğini her daim “erkekleşerek” ispat etmesi gerekir.

Kadın politikacılar da kadına yakıştırılmayan diğer mesleklerde iştigal eden kadınlar da günün sonunda aynı zorluğu yaşar. Sarkıntılığa uğramamak için çok güler yüzlü olmaması, cinsel kimliğini belli eden şekilde giyinmemesi ve sert olması gerekir.

Oysa kadınlar olarak sokaktayız, kimimiz tüm dişiliğimizle kimimiz talep ettiğimiz diğer şekillerde. Gün gelecek, devran dönecek, kadınlar kadın olarak da var olabilecek. Fırfırlı eteklere selam olsun.

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir