Sosyal medyadan düşman kazanma sanatı

Bir zamanlar haber bülteninin karşısına geçip afiyetle akşam yemeği yerdim. Zamanla, haberleri kapattıktan sonra bile kendine gelemeyen bir kadına evrildim. Bundan anneliği mesul tutuyorum, çünkü benim algılarımı açan hadise doğurmak oldu. Önce karnımda, sonra da evimde küçük bir adam zar zor büyürken; hayatın bu kadar pamuk ipliğine bağlı olması beni derinden sarsmaya başladı. Bunca zahmet ve duygu yoğunluğu karşısında, insan dediğin en az 200 yıl yaşamalıydı!

Dünya hayatının muhteşem tasarımı ise pek öyle değil. Ani ölüm diye bir şey var, binbir emekle üzerine titrenenlerin bir anda yerle bir olması var, var da var… Yitip giden hayatları art arda izlerken, nasıl atarsın o lokmayı ağzına?

Her şeyin fani olduğunu görerek yaşamak zor. Tartışmasız bir durumla savaşmanın anlamı yok. Bir anda yalayıp yutmak mümkün değilse de, sindirmek gerekiyor tabii bu gerçeği. İşte o anda, neyse ki inanç koşuyor imdada. İyi insan olma, hayata anlam katma arzusu. Öte bir dünyada tekrar meydana gelme, orada bu kez sonsuza kadar mutlu olma umudu… İnançtan kastım sadece din ya da sadece İslam da değil. Kimi Karma’ya, kimi Buda’ya, kimi insanlık onuruna sığınabilir. Ve her ne hikmetse, hepsi de aynı şeyi söyler:

“Öldürme, çalma, dedikodu yapma, iftira atma, hak yeme.” 

Sözün özü: Düşman kazanma. Ancak bu sayede, zamanın ötesinde de sevdiklerinle ödüllendirilebilirsin. Ancak iyi insan olursan, kısacık hayatın gerçek bir amaca hizmet etmiş olur.

Buraya kadar herkesin kalbini sıkıştıranlar aynıysa, gelelim işin dijital boyutuna…

Sosyal medyada, takipçisi bol olan herhangi bir hesapta, rastgele bir paylaşımın altında hep aynı manzara: En basit konularda bile en az iki kişi kavgaya tutuşmuş, hakaretler havada uçuşuyor. İki kişiyle kalsa iyi, kavgaların reytingi yüksek, bu nedenle sanal tribünlerde de atışmalar mevcut. Kimi zaman da yorumcuların hepsi, tek bir ağızdan paylaşım yapan kişiye yükleniyor ki; bu da bildiğin linç…

E biz insanların “inançlı” olmakla övündüğü bir ülkede yaşıyoruz? Kul hakkı diyorduk? Hayatımızda “somut” olarak bulunan, “gerçek” insanlarla yaşadığımız talihsizlikler gerçekten yetmiyor mu uykularımızı kaçırmaya?

Sana el açtığı halde başından savdığın çocuk? Kavgalı olduğun komşu teyze? Arkasından atıp tuttuğun mesai arkadaşın? Bir sebepten küsüp yıllardır konuşmadığın akrabaların da vardır. Bir de bile isteye birilerinin felaketine sebep olduysan, durum iyice fena.

Vicdan muhasebesi yapmak isteyen insanın karşısında dağ var, dağ! Daha iyi bir insan, daha iyi bir kul ya da işte her neyse, daha iyisi olmamanın yükü. Bir de buna sosyal medyadan yenilerini eklemek? Cesurca gerçekten!

Üstelik sosyal medyada düşünerek hareket etme konforu var. Gerçek hayatta yapamadığını, burada yapabilirsin:

  • İstemediğini takip etme, böylece bir kez daha önüne düşmesin. (Bu şansı mesai arkadaşın için bulman çok zor!)
  • Takip etmiyorsun, ama yorumlarda karşına çıkıyor, o zaman engelle, başkasına yaptığı yorumları da görme. (Komşu teyze için bu imkansız.)
  • Takip etmiyorsun ve hatta engelledin; ama başka bir sayfada ondan bahsediliyor. Yorum yapmama hakkını kullan! (Dostlarla sohbet sırasında dedikoduya katılmamak biraz oyunbozanlık gibi, ama burada yokluğun fark edilmeyecek, emin ol!)

İyiliğe hizmet etmeyen bir yorum, sahi neye hizmet ediyor? “Gönder” tuşuna basmadan önce belki de şöyle bir hatırlatma gelmeli ekrana:

Yeni bir insanla yollarınızı BU ŞEKİLDE kesiştirmek istediğinizden emin misiniz?

Vazgeçtiğiniz için teşekkürler.

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir