Sosyal medya: Acısını almak mı, yarasını deşmek mi?

‘İnsanın acısını insan alır’ dünyanın en şahane cümlesi ve doğru olmasını en çok hayal ettiğim şeylerden biri… Şükrü Erbaş’ın aynı zamanda bir kitabına da adını veren bu cümlesi güzelliğinin ve umut doluluğunun yanı sıra, yazmaya günümüzde başlayan bir şairin de asla kuramayacağı bir cümledir kanımca; zira hayatında bir kere bile sosyal medya kullanan bir insanın buna inanması bir hayli güç olacaktır!

Hayatlarımızdan bir şeyler paylaşmak, sevdiğimiz ünlüleri görüp magazin merakımızı gidermek, yemek tarifi ve dekorasyon önerisi almak, canımız sıkkınken ve moralimiz bozukken vakit geçirmek, belki de yalnız olmadığımızı hissetmek gibi makul maksatlarla başladığımız sosyal medya hesaplarımızda birçoğumuzun geldiğimiz nokta ‘Bu insanlar kim?’ oldu maalesef. Herhangi bir gönderinin altında akla hayale gelmeyen yerlere gitmiş bulabiliyoruz konuyu, bir çiçek fotoğrafından kavgalar, bir kahve bardağından fırtınalar kopuyor. Öngörülmesi imkânsız ithamlar, küfür kıyamet gırla giderken buna tepki gösterenlere de ‘O zaman kapatsın yorumlara, buradaysa eleştiriye açık olsun’ deniyor iki dakikada.

Birincisi, küfür eleştiri değildir. İkincisi, bir yerde var olmak her türlü hırpalanmayı hak ettiğin anlamına gelmez. Yani ‘Buradaysa buna katlanacak’ diyorsak o zaman misal, iş yerinde mobbing gördüğümüzde ‘Buradaysa buna katlanacak’, markette biri sıramızı kaptığında ‘Kasa kuyruğundaysa bunu yaşayacak’, telefon faturamıza itiraz ettiğimizde ‘Telefon kullanıyorsa bundan kaçış yok’ gibi cümleler duymayı da makul karşılıyoruz demektir. Her platformun en temel kuralı karşındakine ana avrat sövmemektir ve bunun bir yerlerde yazmasına gerek olmadığı konusunda hemfikiriz diye düşünüyorum.

Son günlerde bir de Pucca’nın Instagram ve Twitter hesabından sıkça paylaştığı birkaç yorum var beni aşırı ürküten, (eminim başka ‘ünlülere’ de gidiyordur benzer mesajlar ama onunkileri görüyorum bu ara), ‘İnşallah çocuğun ölsün’ yazıyorlar kıza apaçık. Böyle bir cümlenin başına ‘İnşallah’ koymak gelmiş geçmiş tüm inançlara çok ayıp olacağı gibi bir insana böyle bir şey dileyecek kadar ne ara karardı kalpler çok ama çok merak ediyorum. ‘Allah düşmanıma vermesin’ cümlesi kurulmadan bahsedilmeyen bir şeydi eskiden evlatla sınanmak, şimdi sırf senin beklediğin tepkiyi vermedi bir mevzuya diye nasıl yazarsın bunu? Kuranın kalbini yaralamaz mı bu cümle, bütün gün o dediğinin ağırlığı ile gezmez misin? Değer mi buna?

Bu kadar acımasız bir örnekten sonra pek bir şey ifade etmeyebilir belki ama bir de meşhur görünce ona saydırmak var tabii, büyük hobimiz. Kaldırımda görsek ‘Bak bak’ diye yanımızdakini dürteceğimiz insanların hesaplarına gelip ‘Çok şişmansın’ yazabiliyoruz mesela (bu kadın ünlüler ve onlara sürekli kilo sorma konusunu ayrıca yazmak isterim) ya da ‘Ne çirkin kıyafet’ diyebiliyoruz. Cevap verirlerse de hoop, ‘Ünlüysen katlanacaksın’. Hangi meslek tanımında ‘Çok şişmansın’ cümlesine ‘Teşekkür ederim iyi günler’ diye cevap vermek zorunluluğu var ya da oynadığınız hangi rol sizi hiç tanımayan birine gelip de ‘Sen ne biçim annesin her akşam dışarıda, çocuklar nerede?’ diye sorma hakkı verir? Neyin intikamını almaya çalışıyoruz bu insanlardan? Sevmiyorsak neden bırakmıyoruz takibi, bize ne ıspatlamalarını istiyoruz?

Sosyal medyanın elimiz kolumuz haline gelmesine sebep olan birçok güzelliğinin yanında böyle halleri de var işte. Birbirimizi kırmamayı, bir insanın yüzüne söylemenin ayıp olduğunu küçücükken öğrendiğimiz cümleleri sanal ortamlarda da kurmamayı başaracağız elbette ama dilerim çok kişinin kalbi kırılmaz o zamana kadar. Yine en güzelini şair demiş, onunla başladık onunla bitirelim isterim yazıyı da. İçimizi dökmekten vazgeçmeyeceğimiz günler umuduyla.

Ayrılık ne biliyor musun?
Ne araya yolların girmesi,
ne kapanan kapılar,
ne yıldız kayması gecede,
ne ceplerde tren tarifesi,
ne de turna katarı gökte.

İnsanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir