Özkoruma ve Özsavunma Hakkı Üzerine

Yetişkinler dünyası, çocuklardan ve ergenlerden uysallığın yanı sıra koşulsuz saygı ve itaat bekler. İçinde yaşadığımız toplumda, yetişkinler ve çocuklar arasında güce, hiyerarşiye dayalı bir ilişki hakimdir. Güç her daim yetişkindedir. Böylesi bir ilişkilenme biçiminde çocuk; yetişkine karşı çıkmanın, itiraz etmenin, rahatsız olduğu durumları ifade etmenin, sınırlarını hatırlatmanın, “hayır” demenin “saygısızlık” ve “ayıp” olacağını öğrenir. Diğer yandan, özellikle evlerde ve okullarda şiddet üzerine konuşulurken; “şiddet çok kötüdür, hiçbir şekilde kabul edilemez; hiç kimseye sesini yükseltemez, bağıramazsın, kimseyi itemezsin, kimseye vuramazsın” gibi tek yönlü mesajlar verilir. Bütün bunlar çocuklara ve ergenlere; hem yetişkinlerle hem akranlarıyla kurdukları ilişkilerde kendini korumak için ses çıkarmanın, kendini savunmanın kötü ve yanlış olduğunu düşündürebilir. Bu da tehdit ve tehlikelere karşı savunmasız kalmalarına neden olur.

Çocuklarla şiddet, şiddet türleri ve şiddetsiz iletişim yolları üzerine konuşmak elbette çok önemlidir. Ancak bunun yanı sıra; rahatsız oldukları, iyi hissetmedikleri, tehlike altında kaldıkları durumlarda -karşılarındaki kişi bir yetişkin olsa bile- “özkoruma ve özsavunma hakkı”na sahip olduklarını da anlatmak gerekir. Çocuklar; bir başkası üzerinde güç uygulamak üzere gerçekleştirilen şiddet davranışları ile kendini koruma ve savunma arasındaki farkı öğrenmelidir. Özkoruma ve özsavunma dendiğinde akla sadece fiziksel olan gelmemelidir. Sınırlarını tanımlayıp ifade etmek, sınır ihlallerini bakışla, beden diliyle ya da sözle durdurmak, kararlı bir şekilde “hayır” demek, zarar veren ilişkileri kesmek, bazı durumlarda bağırmak gibi davranışlar da kendini korumanın ve savunmanın içindedir.

Yetişkinler olarak çocuklara anlattıklarımızla günlük yaşamdaki tutum ve davranışlarımız çoğu zaman çelişir; bu da çocukların kafasını karıştırır. Örneğin; “çocuk olarak hakların var” bilgisini paylaşıp bu hakları korumamak, hatta ihlal etmek bir çelişkidir. Benzer şekilde, onlara sadece özkoruma ve özsavunma hakkına sahip olduklarını anlatmak yetmez. Bu hakkı kullanan çocuk ya da ergen karşısında yetişkinin nasıl bir tutum sergileyeceği de önemlidir. Böyle bir durumda çocuğa tepki göstermek; (bir bakış, mimik, söz ya da davranışla) ona yaptığının yanlış olduğunu hissettirmek, düşündürmek kafa karıştırıcı ve zarar vericidir. Bu konuyu bir örnek üzerinden anlatmaya çalışacağım.

Cinsel eğitim çalışmaları yürüttüğüm okullardan birinde, sınıf öğretmenleri 4. sınıflarla bedensel sınırlar, sınırlarını koruyabilme, hayır deme hakkı gibi konularla ilgili çalışmalar yapıyorlardı. Oldukça önemli bulduğum bu koruyucu-önleyici çalışmalar sürerken, iki çocuk ve sınıf öğretmeni arasında geçen bir konuşmaya şahit olmuştum.

Öğretmenin yanına gelen çocuklardan biri oldukça öfkeli görünüyordu. Yanındaki çocuğu işaret ederek, “bana sürekli isim takıyor, kaç kez istemiyorum, rahatsız oluyorum, yapma, yapamazsın, ben sana yapsam hoşuna gider mi dedim ama devam ediyor, hatta yeni yeni isimler takmaya başladı” diyerek gergin bir şekilde olayı anlatmaya başladı. Tam bu sırada diğer çocuk araya girerek “öğretmenim az önce bana kes sesini artık, sus diye çok kötü bağırdı” dedi. Öğretmen ilk olarak rahatsızlığını ifade eden çocuğa dönerek “arkadaşına bağırman kesinlikle kabul edilemez, özür dilemen gerekiyor” dedi. Ona özür dilettikten sonra diğer çocuğa dönerek “sen de isim taktığın için özür dilemelisin” dedi ve çocukları barıştırıp konuyu “tatlıya bağladı”.

Bu olay; hem çocuğun özsavunma hakkını kullanma biçimine, hem de bu hakkı kullanan çocuk karşısında yetişkinin kafa karıştırıcı tutumuna iyi bir örnek. Çocuk, bir süredir yaşamakta olduğu sınır ihlalini -tam da öğretmeninin derslerde ona öğrettiği gibi- kararlı bir şekilde hayır diyerek durdurmaya çalışıyor, ihlali durduramadığı noktada sesini yükselterek özsavunma hakkını kullanıyor, sonrasında da yine derslerde öğretildiği şekilde “güvendiği bir yetişkinden” konuyla ilgili destek istiyor. Konuyu dinleyen öğretmenin ilk olarak sınırları ihlal edilen çocuğa yönelerek “bağırman kesinlikle kabul edilemez” demesi, yani bu tepkiyi bir şiddet davranışı olarak ele alması her iki çocuğun da şiddet ile özsavunma arasındaki farkı anlamlandırmalarını zorlaştıracaktır. Öğretmenin yapması gereken; öncelikle arkadaşının “hayır”larını dikkate almayan, rahatsız edici davranışı durdurmayan, sınır ihlal etmeye devam eden çocuğa bu davranışlarının “kabul edilemez olduğunu” söylemek; bazı durumlarda bağırmanın, ses yükseltmenin şiddet değil, kendini ve sınırlarını koruma davranışı olabileceğini açıklamaktır. Bu tür bir yaklaşım her iki çocuğu da hem sınırlara saygı duyma, hem de kendini koruma anlamında güçlendirecektir.

Diğer tüm canlılar gibi insan da yaşamda mücadele etme, kendini ve sınırlarını koruma gibi doğal yetilere sahiptir. Yetişkinlerin sorumluluğu; çocuklardan ve ergenlerden koşulsuz uysallık ve itaat bekleyerek özkoruma ve özsavunmaya hizmet eden yetilerini köreltmek değil, bu yetilerin varlığını sürdürmesine yardımcı olmaktır.

 

* Bu yazı; Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği bülteni ‘Şifalı Bilgiler’in Aralık 2017 sayısında yayınlanmıştır.

 

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir