Geleceğin dili kodlama ama…

Gün geçmiyor ki bir bakan daha çıkıp açıklama yapmasın: “Önümüzdeki yıldan itibaren birinci sınıftan 12’inci sınıfa kadar kodlama eğitimini vereceğiz. Geleceğin dili, teknolojinin dili kodlama eğitiminden geçiyor. Öğrencilerimize tablet bilgisayarlar dağıtıyoruz. Lise ve ortaokuldan başlamak üzere sınıflarımızı akıllı tahtalarla donatıyoruz. Yönetmeliği de geçen hafta çıkardık. Dolayısıyla önümüzdeki süreçte bu evlatlarımızın bilgi teknolojilerini kullanmasını bilgi otoyoluna bağlanmasını önümüzdeki dönemde daha da süratlendireceğiz.” 

Okulunda norm fazlası olmuş ve maaş karşılığını doldurabilmek için haftada 3 okul gezen bir Bilişim Teknolojileri ve Yazılım öğretmeni olarak sevineyim mi, üzüleyim mi bilemiyorum. Evet, kodlama önemli. Hem de çok önemli.  “4. Sanayi Devrimi” olarak tanımladığımız bu döneme en hızlı ve doğru şekilde adapte olmak için bizim de toplum olarak, farklı bazı meziyetlere sahip olmamız, yeni ve yüksek teknolojilerle dost olmamız, daha ötesi onların dilinden konuşmamız gerekiyor. Teknolojilerinin nimetlerinden sonuna kadar faydalanan ama bu teknolojileri sadece ithal edip kullanan değil, teknoloji üreten bir toplum haline gelmemiz çok önemli elbette. Bunun yolu da kodlama öğrenmekten geçiyor. Yani çocuklar internetten oyunu indirip oynamakla kalmasın, otursun, tasarlasın, kodlasın, sonra oynasın. Bilişim Teknolojileri ve Yazılım öğretmenleri olarak işimiz tam da bu zaten.

Ancak burada gözden kaçırdığımız, bazen de insanların gözlerine sokarcasına abarttığımız bazı noktalar var. Bir kere Türkiye’de neredeyse Kodlama Şenliği (festivali, sergisi, adına ne derseniz) düzenlemeyen il kalmadı. Ama süreç şöyle işliyor, en azından benim bulunduğum ilde böyle oldu: Vali emir veriyor, İl Milli Eğitim Müdürü de öğretmenlere bildiriyor. “Kodlama Festivali yapıla!” Öğretmenler olarak bizler zaten elimizdeki imkanlar dahilinde üretiyoruz. Bu sergi ya da şenlik için çok az bir bütçe veriliyor, bununla da yapılan materyaller sergileniyor. Bu materyallerin çoğunun da tıpkısının aynısını birçok ildeki sergide görebilirsiniz. Çizgi izleyen robot, engelden kaçan robot, otomatik sulama yapan saksı, elmadan piyano… Kesinlikle yermek için söylemiyorum, çünkü benim sergiye koyduğum çalışmalar da bunlardan bazılarıydı. Hatta bunları bile kendi imkanlarımla, yani cebimden para vererek yapmak zorunda kaldım. Çünkü öyle “kodlama çok önemli” diye yapılan yüksek sesli söylemlere bakmayın, hala okullarda Bilişim Teknolojileri ve Yazılım dersi yok! Yani vardı ama kaldırıldı. 14 yıllık meslek hayatımda 4-5-6-7-8. sınıflara zorunlu ve haftada 2 saat olarak verilen dersim, “kodlama çok önemli, en önemlisi kodlama” diye bağırdıkları dönemde sadece 6. sınıflarda ve haftada 2 saat olarak kaldı. 5. sınıflardaki dersimizi de zorunlu olmasına rağmen! “İngilizce Hazırlık Sınıfı açacağız efenim” diyen okul idareleri kaldırdı ve biz öğretmenler hiç bir şey yapamadık. İşte başta belirttiğim norm fazlası olma durumunun sebebi de bu zaten.

Yine de pes etmedim, etmedik. Dersimizi anlatmaya devam ettik ama diğer en büyük sorun kodlama ya da bilgisayar anlatacağımız bilgisayarlar ya hiç yok ortada, ya da kurulalı 15-20 yıl olduğu için bilgisayarlar artık içler acısı vaziyette. Her ders yarım saatte açılıp, yarım saatte kapanan, internete zar zor giren, her ders mutlaka biri bozulan tozlu bilgisayar sınıfları ile uğraşıyoruz. Çantasında tornavida taşıyan kaç öğretmen var bilmiyorum. Bunu yaparken de okul idaresinden tabii ki bir talepte bulunamıyoruz çünkü cevap “hoca’anım, akıllı tahtalarda yap işte ne yapacaksan, okulun buna ayıracak bir bütçesi yok!” Zira görevlendirme ile gittiğim diğer iki okulda Bilişim Teknolojileri Sınıfı hiç yoktu ve tüm sene boyunca kendi dizüstü bilgisayarımı okullara taşıyarak, sınıftaki tek tahta ile işledim dersi… ya da işlemeye çalıştım diyelim.

Tabii bunları yapabilmek için de geceleri epey mesai harcamak zorunda kaldım çünkü ben üniversitede okurken ne Arduino vardı, ne code.org ne Scratch… Evet kodlamanın mantığı hep aynı ama ekipmanlar, materyaller, robot kitleri o kadar hızlı girdi ki hayatımıza. Haliyle durumu anlayalım derken, belki de hep aynı şeyleri yaparken bulduk kendimizi. Yani başlarda söylediğim “çizgi izleyen robot, engelden kaçan robot, otomatik sulama yapan saksı, elmadan piyano” yapmayan BT (Bilişim teknolojileri) öğretmeni kalmadı sanırım…

Geldiğimiz noktada durum süreç odaklı olmaktan çıkıp, sonuç odaklı bir duruma  doğru ilerlemeye başladı sanırım. Amacımız öncelikle çocuklara problem çözme becerileri, algoritmik düşünme becerileri, sebep sonuç odaklı analiz kabiliyetleri kazandırmak iken, geldiğimiz nokta çocuğun kodlarını hiçbir şekilde anlamadığı (belki de öğretmeni kodladığı için) engelden kaçan arabasını elindeki telefonla kontrol etmesine dönüştü. Yani yine çocuk kendi bir şey yapmadı, tasarlamadı, kodlamadı…

Evet, bütün çocuklar kodlamayı  öğrenmeli ama bunun için çok pahalı elektronik kitlere gerek olmamalı ya da öyle imiş gibi algılanmasına müsaade edilmemeli. Evet, çocuklar kodlama öğrenmeli ama bunu ileriki yaşamlarında mutlaka programcı olmak için değil, sistemleri anlayabilmek, mantıksal-matematiksel düşünebilmek için yapmalı. Evet, çocuklar hacker da olmalı ama hack etmek için değil, ona sunulanla yetinmemek, daha iyisini yapabilmek için. Ve evet, çocuklar maker da olmalı, yeni şeyler üretme yaratma becerisi olmayanların maalesef birçok şeyin gerisinde kalacağı bir yüzyıla giriyoruz çünkü…

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir