Ana Sayfa Blog

Bir refleks olarak ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’

0

Halit Ergenç’in arkadaşı Ozan Güven ile ilgili yaptığı açıklama özellikle sosyal medyada gündeme oturdu. Oturmayacak gibi de değildi zira kendisi dedi ki “Ben Ozan’ı çok severim, çok uzun zamandır da tanırım. Sevgimiz baki. Böyle bir olay geldi başına. Adalet neyse yerini bulacak ama alnının akıyla çıkacağını düşünüyorum. Çünkü öyle bir karaktere sahip olduğuna hiç şahit olmadım hayatım boyunca. Mutlaka orada bir şey olmuştur. Bunu da adalet çözecektir. Herkesin hakkında hayırlısı.”

Bu açıklamanın arkasından gelen tepkiler sonrası yanlış anlaşıldığını ve şiddetin ne olursa olsun karşısında olduğunu söyleyen bir özür yayınladı Ergenç. Her ne kadar özür dilemek en zayıf yanlarımızdan biri olduğu için hatasını açıklıkla kabul etmesi olumlu bir davranış olsa da, ‘Keşke baştan böyle demeseydi’ diye düşünmekten de kendimi alamıyorum.

Hani şu ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’ cümlesi var ya hele, işte o en üzücü olanı. Çünkü o bir toplumsal refleks aslında. Halit Ergenç bu cümleyi kuran ne ilk ne de son insan. Herhangi bir kadına şiddet tartışmasında çoğunluğun ilk tepkisi bu maalesef ve esas dedikleri şey ‘O da kim bilir ne yaptı da böyle oldu?’. ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’ demek ‘Birtakım şeyler olduğunda şiddet doğal karşılanabilir’ demek. Asıl kırılması gereken zincir bu işte.

‘Kim bilir ne yaptı da böyle oldu?’, ‘O da adamı aldatmasaydı’, ‘O da kadınlığını bilseydi’, ‘O da öyle giyinmeseydi’, ‘O da erkekliğine dil uzatmasaydı’ gibi onlarca bahaneyi sıralamak alışkanlık, bir türlü bırakılamayan eril bir kolaycılık. İki insanın birbirine ‘ne olursa olsun’ şiddet uygulayamayacağı ise akıldan çıkmaması ve nefes tükenene kadar anlatılması gereken tek gerçek.

Ünlü insanların her olayda burunlarına kamera dayamasının zor olduğunu anlayabiliyorum ve bir arkadaşın hakkında milyonlarca insanın önünde olumsuz cümleler kurmak istememek de gayet doğal ve insancıl bir tepki belki ama işte yine aynı milyonların önünde ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’ demek bambaşka yerlere götürebilir konuyu, çat diye meşrulaştırabilir şiddeti.

Şiddet bazen en çok da ‘öyle bir karaktere sahip olmadığı’ düşünülen insanlardan geliyor üstelik, belirli bir insan tipine özel değil. Öyleymiş gibi cümleler kurmanın kimseye bir faydası yok zira şiddet haberlerinde izlediğimiz insanların hepsi birilerinin arkadaşı, birilerinin çocuğu, birilerinin bakkalı, birilerinin komşusu. Birileri de onlar için ‘öyle bir karaktere sahip olmadıklarını’ düşünüyor. Her gün her yerde gördüğümüz insanlar bunlar, uzaydan düşmemişler dünyaya.

Keşke bunların hiçbirinden bahsetmek zorunda kalmayacağımız günler olsa dünyanın önünde ama belli ki varsa da yakın bir zaman değil. O güne kadar her cümlemizi düşünerek kuralım dilerim.

Fotoğraf: Cumhuriyet

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Amor Fati

1

‘Amor Fati’ Latince bir söylem olup dilimize ‘kaderini sev’ ya da ‘kaderine evet de’ şeklinde çevrilmiş ve belki de tarihin en önemli filozoflarından biri olan Nietszche’nin felsefesi olarak karşımıza çıkmıştır.

Kaderini sevmek, bizim kültürümüzde tevekkül gibi anlaşılmaya çok müsait bir kavram ancak burada bahsedilen biraz daha farklı bir felsefe: Amor Fati, hayatta olan her şey için gayretli bir hayranlık gösterme bilincini barındırıyor içinde.

Amor fati; iyi ve kötü başa gelen her şeyin kabul edilmesi ve geçmişe takılıp kalmadan hataların ve başarıların tamamını, gelişime katkı sağlaması için sevmeyi anlatıyor.

Nietszche; ‘İnsanlığın iyiliği için bulduğum formüldür Amor Fati’ cümleleriyle açıklar felsefesini…

Aslında bir anlamda günümüz popüler yaklaşımlarından mindfullness (bilinçli farkındalık) yaklaşımında yer alan ‘’an’da kalma’’ kavramı ile de ilişkilendirilebilir. Amor Fati, geçmişe ya da geleceğe takılmadan bugünü sevmek anlamına da gelir.

Geçmişte bir şeylerin daha farklı olmuş olmasını dilemek ya da geleceğin gücünden bağımsız olmayı içen bu felsefede seçebileceğimiz bir yol ayrımı bulunmuyor. ‘Şanlı Kadercilik’ ve ‘Arsız İstekler’ iki ayrı yol değil aksine insan canlısının baş etmek zorunda olduğu iki önemli silahtır, yani hem çekiç hem testere ile yaşamak durumundayız.

Zengin olabilecek miyim?
Evlenmeli miyim yoksa bekarlık daha mı iyi?
Popüler biri olmak çok zor!
Benden daha iyi kazananları görünce kendimi kötü hissediyorum…

Yukarıda okuduklarınız, hepimiz için geçerli olabilecek yıkıcı düşüncelerin birkaç örneği ‘Amor Fati’ buradan çıkmak, kendi kritiğimizi yapmak ve zihnimizi sessizleştirmeyi anlatıyor.

Yaşadığımız ve olduğumuz her şey, birbirine denge ile bağlı. İyi ile kötü bir arada, hayatın tamamına ‘evet’ demek yani ‘Amor Fati’ için 4 pratik yöntem ise şöyledir;

➢ Karşıt fikirlere, ılımlı bakmayı deneyimlemek;
Bir şeylerin muhalif olması , düşünüldüğü kadar kötü değildir. Mesela kişinin korkularından biri bekar kalmak ise bir süre ilişkilere hayır diyerek kişinin kendini keşfetmesi örnek gösterilebilir.

➢ Değişiklikleri fırsat olarak görmek;
Gerçekleşmesinden çok korkulan bir durum meydana geldiğinde, beraberinde getirdiği yeni fırsatları görmek. Mesela ilişkisi bittiği için çok üzgün olan biri düşük bir mod ile yaşamına devam ederken bir süre sonra hayatının aşkı ile karşılaşıyor, halbuki ilişkisi devam ediyor olsaydı hayatının aşkıyla tanışma fırsatını kaçırmış olacaktı.

➢ Mutluluğun göreceli olduğunu farketmek;
Mutluluğun göreceli ve koşula göre uyarlanabileceğini bir çalışma ile anlatmak istiyorum:

1978 yılında yapılan bir sosyal deneyde loto kazananlar, bir kazadan sağ kurtulanlar ve kontrol grubu olarak 3 grup üzerinde mutluluk seviyeleri değerlendirilmiştir. Loto kazananların daha mutlu olduğunu düşünmüşüzdür hepimiz..

Ancak sonuçlar pek de tahmin ettiğimiz gibi değil, bu olaylar meydana geldikten 1 yıl sonra, loto kazananlar ile kontrol grubu ve kazadan sağ kurtulanların mutluluk seviyeleri neredeyse aynı!?

➢ An’da kalmak;
Mutluluğun bir illüzyon olduğunu kabul etmek ve içinde bulunduğumuz durum ile anlaşmak…

Gelecek, yalnızca bir patika, iyi ya da kötü olarak tanımlanamayan.
Değişim ise hayatın kendisi, değişime direnmek hayata direnmektir!

Kader, şu andır…

Gelecek, henüz gelmedi, geldiğinde ise onu sevin, gitmeden sevin..

‘Amor Fati’ bugündür!

Yaşantımızda karşımıza çıkan; iyi-kötü, güzel-çirkin, şanlı-şanssız birçok durumu kabul ederek, güzelliklerin kıymetini bilerek tadını çıkartan, olumsuzluklardaki deneyimi ve kazancı görebilen, kaderine evet diyen, zorluklardan daha güçlü çıkan bireyler olmak dileğiyle, ‘ Amor Fati’…

Photo by Pixabay from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Ev Yapımı İçerik Atölyesi: 26 Eylül 2020

0

Sosyal medya üzerinden sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? Kendinizi yazarak ifade ederken, kendi topluluğunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O halde sizi Dijital Topuklar’ın düzenleyeceği Ev Yapımı İçerik Atölyesi‘ne bekliyoruz.

Bu atölye kimlere göre değil?

  • Sosyal medyada ünlü olmak isteyenlere;
  • Kısa zamanda para kazanmak isteyenlere;
  • Geleneksel anlamda “başarılı” olmak isteyenlere;
  • Başarıyı ‘takipçi sayısı’, ‘like alma’, ‘erişim’ gibi niceliksel değerler üzerinden tarifleyenlere göre değil…

Kimlere göre?

  • Söyleyecek sözü olduğunu düşünenlere;
  • Kendini, fikirlerini, ürettiklerini bir yandan kalbini açarak, bir yandan da koruyarak ortaya koymak isteyenlere;
  • Değerlerini paylaşan bir topluluk yaratmak ve kendini iyi hissetmek isteyenlere göre.

Dijital Topuklar’ın iki yarısı Elif Doğan ve Perihan Çıragöz’ün dijital mecralardaki tecrübeleri, birikimleri, ipuçları ve önerileri üzerinden ilerleyecek olan iki buçuk saatlik bu atölye, kendini sosyal medyada yazarak ifade etmek isteyenler için bir harekete geçme noktası olacak. 26 Eylül Cumartesi günü 13:30-16:30 saatleri arasında Zoom üzerinden gerçekleşecek olan atölye ile ilgili ayrıntılar ve kayıt için iletisim@dijitaltopuklar.com.

Katılımcılar ne diyor?

Uzun zamandır hem bu kadar faydalı hem de bu kadar keyifli bir atölyeye katılmamıştım. Notlarımın ve gülümsemelerimin bol olduğu bir atölye oldu. Gerçekten emek verilerek hazırlanmış bir atölyeydi, yani çok ‘profesyonel’ ancak bir o kadar da içten ve samimi. Dinleyicinin ilgisini uzun süre canlı tutmayı başarmak epey çaba gerektirir hele ki çevrimiçi/uzaktan eğitimlerde çünkü maalesef istense de interaktif olunamıyor – doğası gereği! Ancak sizin enerjiniz o kadar iyiydi ve atölyenin değindiği konular o kadar faydalı ve günceldi ki ben atölye boyunca hiç sıkılmadan, tam konsantre sizi dinledim! Atölye beklentimi fazlasıyla karşıladı. Atölyenin bana en iyi gelen, en faydalı bulduğum kısmı sizin birebir yaşadığınızın tecrübeleri dinlemek oldu. Bu atölyeyi dijital mecralarda içerik üretmek isteyen ve bunu etik bir sorumluluk çerçevesinde yapmak isteyen herkese öneririm. Emekleriniz için çok teşekkür ederim. – Özlem

Bugüne kadar çok atölyeye katıldım ancak bu kadar faydalı ve dolu olanına ilk defa katıldım.Konuyla ilgili herşeyi çok net çok anlaşılır açıkladınız ve sorulara muğlak değil çok net cevaplar verdiniz. Tecrübenizden yararlanma şansı bulmak şahaneydi. – Fulya

Yaklaşık iki yıldır iki farklı Instagram hesabını iyi ya da kötü organize ediyorum. Ama sanki hep eksiktim ve beceremediğimi hissediyordum. Aslında ne kadar da çok şey bildiğimi sizin atölyeniz sayesinde fark ettim. Sizin de bolca değindiğiniz gibi “cesaret” buldum. Gerçekten iyi ki katılmışım dedim. Bu mecrada artık daha korkusuz olabileceğimi biliyorum. Bunun için de size çok teşekkür ederim. – Zeynep

Atölye uzunluğu, içerik ve uyum konusunda iyi hissettiğim, iyi ki katılmışım dediğim bir atölye oldu. – Gamze

Yılların deneyimini süzüp sadeleştirip hap gibi verdiniz, benim gibi daha hiç başlamamış olanlara da, diğer arkadaşlar gibi başlayıp yolda soruları olanlara da hitap ettiniz. Ben kendi sayfamı oluşturmak için yeterli bilgiyi aldım, aklımdaki sorulara cevap buldum ve motive oldum. Sizlerin bilgi ve değerli deneyimlerinizi bizlerlerle paylaşırkenki içtenliğiniz ve bunları almaya hevesli, yazmak, üretmek, kendini ortaya koymak isteyen kadınlar olduğunu görmek de değişik bir enerji verdi. – Aslı

“Soru işaretlerim yüzünden bir süredir hiçbir paylaşım yapmıyordum. Atölye sayesinde önümü daha net görüyorum. Değerlerim, ilkelerim üzerine düşünüp kendime yeni bir yol haritası çizip devam edeceğim.” – Ezgi

Photo by Judit Peter from Pexels

Vicdansız Labirent Olur mu?

0

45 yaşındayım. Ömrümün büyük kısmını kendimi patates çuvalı gibi hissederek yaşadım. Son yıllarda her gün anlamsız bir sabaha uyandım. Sadece anılarımı düşünüyordum. Hiç hayalim yoktu. Hevesim yoktu. Kızımı düşünüyordum. Okulunu, üniversitesini… Büyüyüp genç kız olacağını… Onunla paylaşacaklarımızı, ama aklıma hiç bir şey gelmiyordu. Heyecanlandırmıyordu. Geçmişte yaşıyordum. Sonra bir cümle gördüm: Hayallerin yerini anılar aldıysa yaşlanıyorsun demektir. Yaşlanıyordum. Farkında olmadan kendimi yok sayıyordum. Başkalarının takdir ettiği gibi yaşamak sinsice her hücreme sirayet etmişti. İstediğim tek şey kendim olmaktı.

Arkama dönüp bakamıyordum bile. Eski kimliğime… Kim olduğunu unuttuğum kimliğe… Cesaret edemiyordum. Asıl benliğimden ne kadar uzaklaştığımı görürsem aklım kendinden 30 yaş büyük bir ihtiyara başlık parası için verilen körpe kızlar gibi benden kaçmak isteyecekti. Günlerim kendi doğrularımı özleyerek geçiyordu. Hatta o kadar özlemiştim ki sonunda yanlışlarıma bile razı oldum.

4-5 sene önce… Evde yalnızdım. Oturdum koridora… Bir yastık alıp yüzüme kapadım. Avazım çıktığı kadar ağladım. Sesim içerden kopup çıkmak istedikçe yastığı daha çok bastırdım. Onu bastırdıkça daha çok ağladım. Bittiğinde ben de bitmiştim. Benim bittiğim yer benliğimin başladığı yer oldu.

Bir labirentin içindeydim. Benim bildiğim labirentin bir girişi bir de çıkışı olur. Uzun olur zor olur karışık olur ama iki kapısı olur. Burada çıkış yoktu. Arkamı dönüp baktım ki girişe de duvar örmüşler. Vicdansız labirent. Vicdansız labirent olur mu? Oraya bırakanın adaleti yoksa olur. Döndüm döndüm durdum. Baktım yolu yok. Sonunda oturdum içinde. Bağdaş kurdum. Gözlerimi kapadım. Hayal kurdum.

Yaslandım bir ağaca. Hafiften bir rüzgar sevdi yüzümü babamın avucu gibi sıcacık. Ağaçtaki yaprak bir gece önce yağan yağmurdan ayrılamadığı damlaya yanağımda veda etti. Ellerimi çimlerde gezdirdim, çocuklarımın saçında dolaştırdığım gibi… Derin derin çekiyorum havayı… Kâh annemin ektiği leylak kâh babamın ektiği hanımeli kokusu burnumda. Onları uğurladığım yerde. Cennete özenen yemyeşil bir bahçedeyim şimdi. Kapısı duvarı olmayan vicdanlı bir bahçede. Bahçenin vicdanlısı olur mu? Onu hayal edenin varsa olur. İki elimi birbirine kenetledim. Başka bir el bulamadığım için… Bir hayale tutunmayı öğrenirken hayalim de beni sevse keşkenin hayalini kuruyorum. Ne tuhaf bir şeyi özlemişim. Çocukluğumu hatırlıyorum. Yıllardır bunu yapmıyordum. Yıllardır hiç hayal kurmuyordum. Bir zaman tünelindeyim. Arkama ördükleri duvar kadar yıkılmamayı hedefledim. Ellerimi yüzüme koydum. Burnumu sürttüğüm yerden çıkan kıvılcımlardan bir mum tutuşturdum. Karşımda ben. Karşımda küçük bir kız çocuğu.

Kalbini kanattıkları yaraları gösterdi. Bir parça pamuk, biraz batikon aldım. Üzerlerine bastım. Cayır cayır yandı. Hem yaktım hem üfledim. Bütün yaraları sardım. Aldım batikonu bir de geçmişime bastım. Ne varsa önce yüzleştim sonra bıraktım, ya da bıraktığımı sandım. Bana ait olmayan tüm kuralları yıktım. Ben de arada kaynadım. Biraz da kendim yıkıldım. Yıkıldığım yerden kendimi inşa ettim, ya da ettim zannettim. Gözlerimi açtığımda labirent yoktu. Duvarlar yoktu. Ben vardım. Ama öylesine şeffaftım ki onlar görmüyorlardı.

O gün bugündür ayaktayım. Yorulmadım. Yorulursam ellerimi kenetlerim. ‘Ben yanındayım’ derim. Bu defa bir parça pamuğa birkaç damla gözyaşı dökerim. Yaralarımı temizlerim. Bir hayal kurarım. O hayale inanırım. Çiçek gibi sularım. Güneşe bırakır yapraklarını öperim. Annem de böyle yapardı. Menekşelerle konuşurdu. ‘Konuşursan çiçek açar’ derdi. Seversen daha güzel çiçek açar. Yorulursam menekşelerle konuşurum. Hayallerimle çiçek açarım. Ben yorulmam artık. Yorulursam da bir kapı hayal ederim. Açar içinden geçip giderim.

Photo by Steven Hylands from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.