Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER Issız Adada Yanımıza Alamadıklarımız

Issız Adada Yanımıza Alamadıklarımız

Tüm bildiklerimizi ya da bize ait olduğunu düşündüğümüz tüm doğruları unutsak mı artık? Yıllardır kitaplarda aradıklarımızı, bir sevgiliden duymak istediklerimizi, çözemediğimiz ne varsa her biriyle en hazır olmadığımız zamanda tanıştık sanırım. Şimdiye kadar farkında bile olamadığımız, sahip çıkamadığımız tüm kimlikler, tekrar hayata dönelim diye ayyuka çıkmaya çalışıyor. Daha yalın ifade etmek gerekirse; çıplaklığımız, görmek isteyelim ya da istemeyelim tüm estetiğiyle karşımızda duruyor. Haliyle bu kadar gerçeklik fazla geleceği için her birimiz, yüzleştiklerimizin pandeminin bir sonucu olduğuna, gelip geçeceğine inanıp bizi yaşatabilecek anlar arıyoruz. Ama kendi yalnızlığımız da dahil olmak üzere; hiyerarşinin işlevsiz kararlarından toplandığımız evlerin içindeki yüzlerimize kadar, deneyimlediğimiz her şey son derece gerçek. Ve bu gerçeklik tek bir yere çıkarıyordu hepimizi; hakikatimize. Değerlerimizle, hayattan ne istediğimizle, onun bizden ne istediği ile, kelime haznemize bağlı oluşturabildiğimiz hayatın anlamıyla öfke ve hüzün vasıtasıyla olsa da tanışabildik en nihayetinde. Yaptığımız seçimlerin ne kadar bizi yansıtmadığını, işimizin, ilişkilerimizin ne kadar yerinde olmadığını bu sayede görebildik. Ve kesinlikle on sene sonra kendimizi görmek istediğimiz yerde değildik! Peki son bir senede yaşananlar sadece bireysel uyanışa mı gebe oldu?

Tarih Kitaplarında Bugünü Nasıl Okuyacağız?

Küresel anlamda uyanış demesek de uyanmanın eşiğine geldik diyebiliriz; en azından kayıtsızlığımızın farkına vardık. Son dönemde yaşananlar; bireysel anlamda kaçtığımız sorumlulukları temsil etse de devlet bazında dipte yatan sorumsuzlukları gün yüzüne çıkardı. Kimi kültürlerin tarihine başarısızlık olarak not alındı, kimilerini ise daha yaşanır hale getirdi. Kaçak katlarını yeni yeni öğrendiğimiz, Türkiye’nin penceresinde ise; eğitimin eşitsizliğini ve bu eşitsizliğin açtığı uçurumları gördük. Tarihteki salgınların sonuçlarından öngörebildiğimiz kadarıyla da pandemi bittiğinde uğraşacağımız sorunlar bizim gibi gelişmekte olan ülkelerin epey uğraşacağı konular arasında yer alacaktır. En önemlisi belki de krizi deneme yanılma kararlarıyla yöneten Türkiye’de; öğrenimdeki yetersizlik ve genel anlamda yoksullaşmanın baskısı, okullarda yaşanabilecek terk oranlarını arttıracak. Okul beslenmesine muhtaç olan çocukların bedensel sağlığı en az akıl sağlıkları kadar konuşulacak. Öğrenci değerlendirmesi bir süre yapılamayacak, kayıp giden bir ya da iki yıl sebepli bazı yetenekler de kayıp gidecektir.

Genel çerçeveden bakarsak, bakabilirsek, bakmaya cesaret edersek; verdiklerimizi alamadığımızı bunun sebebinin yine biz olduğunu, biat etmenin sonuçlarını göreceğiz. Bilgi çağında ne kadar bilgisiz olduğumuzu, görmek istemeyene hiçbir açıklamanın yeterli gelmeyeceğini de göreceğiz. Kısacası hazırsak, her açıdan farkındalığın dibini kazıyabiliriz.

Yazıyı buradan alıp uçsuz bucaksız bir umutsuzluk havuzuna sürükleyebilirim; ancak bu sahneyi bulanıklaştıracak, aksine bizi gördüklerimizden de caydıracak. Peki biraz umut dağıtsam? Ona da artık doymuş olmamız gerekiyor! Es geçelim, lütfen! Herhalde şu aşamada en büyük uyanma nerede uyuduğumuzu görmek olacaktır. İyi tarafından değil de olduğu yerden bakmamız gerekiyordur belki de artık. Çerçeveler bu denli aşikarken madalyonun görünen yüzünü bile odağımızdan sıyırabiliyorken, neden hala daha uykuda kalmayı seçiyoruz? Öfke, nefret, pişmanlık hangi yardımcı duygu ile uyanırsak uyanalım aklımızı kullanacağımız her bir adım yanımıza kar kalacaktır. Bireysel, toplumsal fark etmez tek mesele kendi gerçeğimize, ülkenin gerçeğine, doğru açıdan bakmak olacaktır.
Özetle sebeplerini ve sonuçlarını görebileceğimiz daha mükemmel bir fırsat çıkmayacak karşımıza. Mesela hayata olan güvensizliğimizi ne zaman keşfedebiliriz? Adım atmak için mükemmel zamanın asla gelmeyeceğini; en doğru zamanın şimdi olduğunu, bizi çoğaltan değil de eksilten ilişkilerin içinde olduğumuzu fark etmek için daha iyi bir zamanın olmayacağını görmek mümkün olacak mı bir daha? Kendimizle barışmadan herkesle kavga edeceğimizi ya da kendi haritamız yerine başka yollarda yürüdüğümüzü görebilmenin daha mükemmel bir vakti olacak mı? Elbet bitecek; tekrar karışacağız kalabalıklara, güven içinde yürüyeceğiz sokaklarda birbirimizden kaçmadan. Bugünleri anlatırken aklımızda neler kalacağını şu andaki davranışlarımız, tepkilerimiz belirleyecek. Büyük resme de bakmayı seçebiliriz, eski (a)normalimize devam da edebiliriz.

Yüzleşmek zor olsa da açlıkta da adaletsizlikte de bilgisizlikte de payımız var. Kendini tanıyamayan, potansiyelini gerçekleştiremeyen her bireyin yanlış giden sistemle bir bağı var. Bir başkasının çıkmazında kendi başarısızlıklarımızın payı var. Günün sonunda tüm bunların sorumsuzluğunu alıp, adım atabilecek gücü buldum diyebilecek miyiz? Büyük dönüşümlerin, dev patlamaların yaşandığı 2020’leri anlatırken kendimizdeki hangi değişiklikten bahsedeceğiz?

Issız adamızdan tez vakitte çıkabilmek dileğiyle…

Photo by Johannes Plenio from Pexels 

 

Pınar Demircan
Pınar Demircan
1985 Kocaeli doğumlu. Uluslararası İlişkiler mezunu. Perakendenin marka yönetimi ve ithalat departmanlarında görev aldı. Özel sektör deneyiminden sonra insan gelişimine yönelerek; nefes teknikleri, beslenme ve yaşam koçluğu üzerine eğitimler aldı. Bireysel ve kurumsal nefes eğitmenliği yaptı. Ebeveyn olduktan sonra zeka çeşitlerine, ilgi alanlarına, karaktere uygun öğrenme biçimlerine yönelik ilgisi arttı. Bir süredir güçlü yönler, meslek seçimi ve yetenek yönetimiyle ilgili eğitimler alıyor. Söyleyemediklerini ya da söylemek istediklerini yazarak paylaşıyor. Araştırmak, kurgulamak ve yazıya dökmekten büyük keyif alıyor. Evli ve bir kızı var. İnternet sitesi; https://bloggerbensin.com/

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Koçluk üzerine…

Alanında yıllarca deneyime sahip, yüzlerce kişiye dokunmuş, binlerce saat insanların gözlerinin içine bakarak onları dinlemiş, uluslararası federasyonların ve ulusal birliklerin çatısı altında mesleki yeterlilik...

"Uyandığında kırmızıydı. Kızarmış ya da güneşten yanmış değildi, dur işaretinin o kesif kırmızı rengini almıştı. İlk önce ellerini gördü. Gözlerinin önünde tutup, gözlerini kısarak...

Modern Zaman Ebeveyni, Ah Şu Romantik Canlı

Okuduğum kitapta böceklerin yavrularına bakım vermediklerini, yavrunun dünyaya geldiği andan itibaren dünyadaki tehlikelere karşı tek başına olduğunu anlatıyor ve diyordu ki, "belki de böcekler...

Issız Adada Yanımıza Alamadıklarımız

Tüm bildiklerimizi ya da bize ait olduğunu düşündüğümüz tüm doğruları unutsak mı artık? Yıllardır kitaplarda aradıklarımızı, bir sevgiliden duymak istediklerimizi, çözemediğimiz ne varsa her...

Beauvoir Dersleri

“Kadınların küçük görülmesiyle annelerin kuşatıldığı saygının uzlaştırılması, fazlasıyla samimiyetsizlik barındırmaktadır. Kadından her türlü kamusal etkinliği esirgeyip, erkek mesleklerinin kapılarını ona kapatıp, onun her alanda...