Ana Sayfa KİTAPLIK Feminist Bir Manifesto: King Kong Teori

Feminist Bir Manifesto: King Kong Teori

King Kong Teori ile porno, tecavüz, fahişelik ve kadın cinselliğine yönelik düşüncelerini cesurca dile getiren Virginie Despentes, okuyucuyu toplumsal tabu olarak görülen birçok konuda özeleştiri yapmaya davet eder. Öte yandan, ele aldığı konu başlıkları nedeniyle kadın çalışmaları alanına ilişkin bir okuma olarak değerlendirilebilecek King Kong Teori, Despentes’in okurla sohbet eder tondaki üslubu sayesinde, akademik çalışmalarda hissetmeye alışkın olduğumuz didaktik havayı muazzam bir biçimde dağıtmayı başarır. Böylelikle kitabın alandan olmayan kişilerin de kolaylıkla ve ilgiyle okuyabileceği bir metne dönüştüğünü söylemek mümkün.

Despentes ev işlerini aksatmadan yerine getiren ama tipik bir ev hanımı gibi olmayan, zayıf ama bütün gün kalori hesabı yapmayan, estetik operasyonlar yaptırmaksızın her daim genç ve diri görünen, kışkırtıcı ama or*spu olmayan ve bir erkeği gölgede bırakmayacak ölçüde kültürlü olabilme meziyetlerini kendinde barındıran beyaz kadın idealinin koca bir yalan olduğunu haykırıyor. İşte bu sebepten King Kong Teori kendi tekillikleri içerisinde varolma mücadelesi veren gerçek kadınlara adanmıştır: “Evde kalmışlar, giyinmeyi bilmeyenler, erkeklerden hediye alamayanlar, her önüne gelenle yatanlar, erkek gibi davrananlar, kıpkırmızı ruj sürenler, şırfıntı gibi giyinebilmek için uğraşıp da eline yüzüne bulaştıranlar, kompleksleri yüzünden çekingen olanlar, hayır demeyi bilmeyenler, derisi sarkıklar, kıllarını aldırmayanlar, burnunu kırdırıp yeniden yaptırmayı hayal edip de yaptırmak için parası olmayanlar…”

Despentes’in henüz 17 yaşında çıktığı bir yolculuk sonrası eve dönüş yolunda kız arkadaşıyla birlikte otostop çektikleri araçta bulunan üç erkeğin tecavüzüne uğradığı özyaşam öyküsüyle başlayan King Kong Teori, tecavüz konusunda toplumda yerleşik çiftdeğerlilikleri/ ambivalance’ı ortaya koyar. Toplumun tüm kesimleri tecavüze kesinlikle karşı çıkmaktaysa da, bu tepkinin mağdurun kimliğine göre hafifleyebildiği sayısız örnek söz konusudur. Şayet tecavüze uğradığınızda (Despentes ve arkadaşı gibi) gece vakti sokakta dolaşabiliyorsanız, korkmadan otostop çekebiliyorsanız, mini etekliyseniz ve saçlarınız rengârenk boyalıysa başınıza gelecekleri yaşamaya çoktan yazgılı olduğunuz kabul görür. Hele bir de alkollüyseniz vay halinize! Şayet tecavüzden sağ çıkmayı başarabildiyseniz veya tecavüzcünün canına kastetmediyseniz bunu istiyor bile olabilirsiniz! Tehdit edilmenizin, korkutulmanızın, şiddet görmenizin veya susturulmanızın bir önemi yoktur; çünkü konu tecavüz olunca buna rızanızın olmadığı konusunda toplumun ikna edilmesi gerekir.

Çok uzak olmayan bir geçmişte, ülkemizde fahişelere yönelik tecavüz, tecavüz edimi için “hafifletici” nedenler arasında sayılarak cezada indirim öngörülmesine neden olmaktaydı. Görünen o ki Fransa’da da durum pek farklı değildir. Çünkü hukuk, spor, eğitim, medya ve diğer kurumlar kadın bedeni üzerinde denetimi ve tasarrufu meşrulaştıracak şekilde organize olmuştur. Despentes’in kendine özgü üslubuyla, “Sokaklarda aç-sefil yatmak hiçbir mevzuatla yasaklanmamıştır. Berduşluk görmezden gelinebilirdir. Ancak konu fahişeliğe geldiğinde, geçimini evlilik sözleşmesi yoluyla bir erkeğin sırtından sağlayan saygın hanımefendilerin diyecek sözü vardır: ‘Fahişelik yasaklanmalıdır!’” Toplumda fahişelik yaygınlaştıysa, bunun sorumlusu daima iffetinden sual olunacak öteki kadınlardır. Mesele hiçbir zaman erkelik meselesi olarak ele alınmaz. Çünkü ataerkil düzenin, kadınların birbirlerine karşı tahammülsüzlüklerinin sürdürülmesinde büyük çıkarı vardır. İyi bir eş ve fedakâr bir anne olarak kadının nerede, nasıl davranacağıyla ilgili kurallar, efendileri tarafından belirlenmiştir. Kadın çok yüksek sesle konuşmamalı, kalabalık içerisinde kahkaha atmamalı, erkeklerin bulunduğu bir ortamda (tıpkı onlar gibi) bacaklarını açıp oturmamalı, küfür etmemeli, öfkesini dizginlemeyi bilmelidir… Sokakta soylu bir hanımefendi gibi arz-ı endam etmeyi bilen kadın, yatakta bir fahişeye dönüşebilmelidir. Çünkü evlilik (aynı zamanda) kadınların, erkeklerin cinsel ihtiyaçlarını ücretsiz olarak yerine getirmelerini taahhüt altına alan rakipsiz bir pazardır. İşte bu nedenle fahişeliğin kurumsallaşması, erkeklerin bedelsiz olarak faydalandığı cinselliği, profesyonellerin elinde para karşılığında satın alınabilecek bir hizmet haline getirecektir. Fuhuşun kadınlara yönelik bir şiddet olduğunun sıklıkla tekrar edilmesinin altında yatan gerçek budur. Böylelikle evliliğin kendisinin içinde barındırdığı ve meşrulaştırdığı şiddet de görünmez hale getirilebilmektedir.

Porno konusundaki tavrını da cesur bir biçimde ortaya koymaktan çekinmeyen
Despentes, hiçbir porno filmin devletin ulusal güvenliğini tehdit etme potansiyeline sahip olamayacağını söyleyerek pornoya yöneltilen öfkenin ve katı ahlaki tutumun, niçin daha acil önlem alınması gereken meselelere yöneltilmediğini sorgular. Dünyaca ünlü pornografik video paylaşım sitesi PornHub’ın yayımladığı veriler, porno izleme oranının yükselen bir çizgi izlemekte olduğunu göstermektedir. Üstelik (sanılanın aksine) kadınlar arasında da porno izleme oranı oldukça yüksektir. O halde niçin bu gerçek açıkça dile getirilememektedir? Despentes bu soruya, özel alanlarında kendilerine haz veren görüntülerin çok az kişi tarafından kamusal alanda dile getirilebildiğini söyleyerek cevap verir. Pek çok heteroseksüel erkek, erkeklerle ilişkiye girmek ya da kadınlar tarafından tepe tepe kullanılıp aşağılandığı bir ilişkinin parçası olmak ister. Benzer şekilde pek çok kadın için bir kadınla beraber olmak ya da çoklu cinsel ilişki fikri heyecan vericidir. Fakat pek çoğumuz, gündelik hayattaki kimliğimizle uyumsuz haz ve arzularımızı karanlık taraflarımız olarak görüp gizlemek zorunda hissederiz. Porno, işte tam da burada devreye girerek bastırmak zorunda olduğumuz cinsel fantezilerimize kulak verir.

Porno ile ilgili sorun, onun erkeklere özgü olmasıdır. Günümüzde alıcılarının değişen taleplerine cevap vermek için çeşitlenen porno filmler ise bu gerçeğin değişmesi için yeterli gelmemektedir. Kadınlar için üretildiği söylenenler de dahil olmak üzere pek çok porno janrı erkeklerin görmekten hoşlanacağı sahnelerle doludur. Porno, erkeklerin zevk ve beğenisine sunulur; çünkü kadın cinselliği pornografik bir imge olarak görülmeye devam etmektedir. Üstelik çok kârlı bir yatırım alanı olarak porno endüstrisinin, üretimin diğer alanlarında olduğu gibi, kadınların eline geçmesi istenmez.

Feminist mücadelenin önemli kazanımlarından biri olarak gündelik dile giren “kadın orgazmı” ise mevcut kültürel yapı içerisinde kadınlar aleyhine iki ayrı sonuç doğurmaktadır. Bunlardan ilki, kadınların cinsel ilişkiden haz alamamalarının tek sorumlusunun yine kadınlar olarak görülmesidir. Erkekler hatayı, neredeyse hiçbir zaman, kendinde aramaz. Dahası, kadınlara da hatayı kendilerinde aramaları öğretilmiştir. İkincisi, kadın orgazmının erkeklerin tekelinden çıkarılamamış olmasıdır. Kadının kendi bedenine dokunarak haz alması hâlâ gizlenmesi gereken ve zorunda kalmadıkça başvurulmaması gereken bir konu olarak ele alınmaya devam etmektedir.

Feministler olarak kadın bedeni üzerindeki denetimi ortadan kaldırabilmek için kendi bedenimizle kurduğumuz ilişkiyi gözden geçirerek bizi ilgilendiren konularda daha çok söz söyleme cesaretini gösterebilmeliyiz. Öte yandan, kadınların sınıfının olmadığını ileri sürerek kadınları tektipleştirmeye çalışan söylemlerle ve uygulamalarla mücadele edebilmek için, feminist psikanalist Julia Kristeva’nın söylediği gibi, ne kadar kadın varsa o kadar kadın varoluşu olduğunu kabul ederek farklılıklarımızı feminist mücadelenin önemli stratejilerinden biri olarak kabul etmeliyiz. Aksi takdirde, sınırları büyük ölçüde erkekler tarafından çizilmiş bir mücadele alanı içinde zamanımızı boşa harcamaya devam ederiz. 8 Mart’a giderken bu duygularla tekrar okuduğum King Kong Teori, kadınlara işte tam da buradan seslenen feminist bir manifesto niteliğindedir.

Bitirirken SEL Yayıncılık’a yalnızca kitabı Türkçeye kazandırdığı için değil, aynı zamanda, kitabın ruhuna uygun düşecek informal bir dil kullanmayı tercih ettiği için de selam olsun! İlgi duyanlar için SEL’in Kadın Kitaplığı ve Queer Düş’ün Serisi’nin diğer kitaplarını incelemelerini de ısrarla tavsiye ederim.

Yagmur Kaymaz
Yagmur Kaymaz
Özel bir havayolu bünyesinde uçuş personeli olarak çalışmakla birlikte, Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Bölümü'nde yüksek lisans yapıyor. Eşi, oğlu, iki kedisi ve geri dönüşümü mümkün olan her şeyi biriktirebilmek için tahsis ettiği irili ufaklı kutularla birlikte yaşıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

"Uyandığında kırmızıydı. Kızarmış ya da güneşten yanmış değildi, dur işaretinin o kesif kırmızı rengini almıştı. İlk önce ellerini gördü. Gözlerinin önünde tutup, gözlerini kısarak...

Modern Zaman Ebeveyni, Ah Şu Romantik Canlı

Okuduğum kitapta böceklerin yavrularına bakım vermediklerini, yavrunun dünyaya geldiği andan itibaren dünyadaki tehlikelere karşı tek başına olduğunu anlatıyor ve diyordu ki, "belki de böcekler...

Issız Adada Yanımıza Alamadıklarımız

Tüm bildiklerimizi ya da bize ait olduğunu düşündüğümüz tüm doğruları unutsak mı artık? Yıllardır kitaplarda aradıklarımızı, bir sevgiliden duymak istediklerimizi, çözemediğimiz ne varsa her...

Beauvoir Dersleri

“Kadınların küçük görülmesiyle annelerin kuşatıldığı saygının uzlaştırılması, fazlasıyla samimiyetsizlik barındırmaktadır. Kadından her türlü kamusal etkinliği esirgeyip, erkek mesleklerinin kapılarını ona kapatıp, onun her alanda...

Teknolojik Anneler’den Dayanışma Ekranı

Mart 2020'de Türkiye'yle birlikte dilimize de yerleşen Covid 19 virüsü, çoğunluğu olumsuz olmak üzere irili ufaklı binlerce değişikliğe sebep oldu hayatta. Ekonomi, sağlık, psikoloji,...