Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER İkinci Tekil Mağduru

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak bana büyük zulüm gibi geliyor.

 “Siz” unvanını hak etmek(!) için titrden başka hiçbir özelliği olmayan pek çok canlı olmuştur beni bu ekten en çok soğutan. Otorite sahibi olmak ile otoriter olmak arasındaki o kalın çizginin hep ikinci tarafında yer alan bu canlılar için şahane bir tatmin aracıdır çünkü. Kurumsal hayatta olması gereken formal dilin dışında bir şey anlatmak istediğim. Neyse, siz anladınız o profili. Bir benim başıma gelmemiştir sanırım!

Bazen de kurulan ilişkinin türü itibariyle “siz dili” kullanmakta zorlanıyorum. Mesela psikoloğa gitmişsin, çocukluğunun dibinin dibine inmişsin, bilincinin altı üstüne çıkmış, kakalak gibi kalmışsın. O sırada kalkıp; “Ahmet Bey işte bu an beni çok etkilemişti bıdı bıdı bıdı” diye anlattıktan sonra “Arz ederim” demek geliyorsa içimden “sen dili”ne geçmek daha iyi oluyor benim için. Tam şuraya bir ağdacı macerası da eklerdim ama yerim dar.

Ya da parktasın ve on yüz bin yıldır, aynı ebeveynlerle, çocuklarının içini, dışını bazen zorlandığınız anları filan konuşuyorsun. Bir nevi (p)arkadaş olmuşsun artık. Muhabbeti “Osman Bey’cim sizin kızın da bu yaşlarda hayali arkadaşları var mı?” diye sorduktan sonra kalkıp kürdili hicazkar makamda bir şarkıya geçmek geliyorsa içinden, yine ikinci tekilciyim abi!

Ha bi de şey var mesela; yeni tanışmışsın ama öyle bir için akmış ki! Siz desen ayıp olacak o güzelim samimiyet haline. Hiç vakit kaybetmeden kopyalayıp yapıştırıyorum “Mahsuru yoksa ikinci tekil kullanabilir miyim?” diye.

Kendiliğinden olma ihtimali epey zaman ve anı alabilecek olan bu “yatay geçiş sistemi”ne biraz cesaret (hayır cevabını da alabilirsin çünkü, ağlayacaksan oynamayalım😂) biraz da sabırsızlıkla doping yaptırıp depar attırma işi genellikle hoşuma gidiyor.

Genellikle diyorum çünkü; izin isteyip de icazet aldıktan sonra seni jestiyle, mimiğiyle, sesinin tonu, sözünün kılıcıyla dövmekten beter eden insanlarla da tanıştım çokça. Bu kadar zorlanıyorsan eğer, bu soğuk ve sevimsiz halden muaf olmanın çok basit bir yolu var ve sadece beş harften oluşuyor ; “Hayır!”

Ha bir de şey var mesela; garip ve lüzumsuz geliyor; bir eğitime gitmişsin örnek veriyorum bir ebeveynlik eğitimi. Odadaki herkes aynı yaş bandında. Hoca(!) herkese -topluca da olsa izin istemeden- “sen dili” kullanıyor. Buradan “hocanın” bunu doğal bulduğu sonucuna vararak aynı dili kullandığında, çataaankkk diye esaslı bi şamar yiyorsun! Ya beleren bi gözünden, ya bükülen ağız kenarından, bi yerinden. E hani bilgiyi, gücü saygıyla kullanacaktık ey hoca! Tam da bunu anlatıyordun o sırada, tesadüfe bak sen.

Benim için ikinci tekil; ilişki içinde (afedersiniz) enseye tokat kıvamına gelmeye çalışmak değil efenim. Tüm sınırları kestirme yoldan geçerek ihlal etmek de değil. İlişkiye sebep unvanı ve arkasındaki emeği bilmem neyi yok sayma, küçümseme hali hiç değil. Sadece ikinci tekile geçme isteği, o kadar!

Hakiki bir ilişki içinde, korunması gereken şeyleri “siz” demeden de muhafaza edebilen insanlar var. İzni verdikten sonra bu insanlara “ayar çekmek” bana bazen komik, çoğunlukla saçma geliyor. Ya izin vermeyin güzel kardeşlerim, ya da Allah’ın “sen”ini küfür gibi algılamayın. Çok rica edicem. İyi günler inşallah.

 

Stephan Seeber adlı kişinin Pexels‘daki fotoğrafı
Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.
Elif Garipağaoğlu
Elif Garipağaoğlu
İnsanlar ve ilişkiler konusunda şark hizmetine erken yaşlarda başlamış, geç yaşlarda anne olmuş, büyüme serüvenine doğurmayla selam çakmış bi kadın. “Biraz birikmişim var, manevi” dediklerini @elfservis hesabında “sıfırdan büyük bi şey yapma” hevesiyle paylaşıyor. Aykırı ve uyumlu taraflarını birbirine sevdirmeye çalışırken tribünlere oynamıyor, mizahsız yapamıyor. “Ne cool olurum ne de kul” en sevdiği cümlesi ve biraz da yaşamının reçetesi.

1 YORUM

  1. Çok hoş bir yazı olmuş. Içten, samimi… Kaleminize sağlık.
    (O siz kelimesini haketmeyen onca insan var ki…) 🤦‍♀️🤦‍♀️ 30umdan sonra anladim hayatin bu yüzünü. Ve ne yazık ki gerçek hayatin ta kendisiymiş bu. Hiç sevemedim hiç…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

2020’ye Mektup ve Özetler: Sıra Dayağı, Kapitalizmin Sonu, Bireysel Sosyal Sorumluluk

Hiçbir yılı bitirdiğimde oturup “ben bu yıl neler fark ettim, neler öğrendim?” diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Ki, hayatı pamuk şeker tadında geçmiş birisi de değilim....

Asi Kız Yetiştirme Kılavuzu

7 yaşında bir kız, bir oğlan, ikiz çocukları olan bir anneyim. Aynı anda iki farklı minik bireyin büyümesine şahit olmak çok büyük mutluluk, ama...

Eşiksellik ve Belirsizlikte Asılı Kalma Hali

Antropoloji yazınında bir kaç isim var. Keşke herkes bilse okusa dediğim. Zamanı geçmeyen, eskimeyen ve farklı bağlamlarda bile bir açıklama getiren kuramları ile hayatı...

Aradığınız Çeviklik (Agility) de Yılmazlık (Resilience) da Evde!

Adım FatmaNur. 39 yaşındayım. Pandemiyle birlikte hiç gönüllü olmadığım rolleri üstlenmem, çevik bir adaptasyon sergilemem ve yılmamam gerekti… Biraz epik, biraz lirik tiyatrom evde...

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak...