Ana Sayfa DİŞİTAL BİLGİLER Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Aşağıdaki metin Dijital Topuklar için Ezgi Özkök Sefer tarafından Dopamine, Smart Phones & You: A Battle for Your Time” başlıklı yazıdan çevrilmiştir. 

Facebook’un büyümeden sorumlu bir önceki Genel Müdür Yardımcısı Chamath Palihapitiya, Stanford Üniversitesi öğrencilerinden oluşan bir gruba yaptığı konuşmasında bir soruya cevap verirken, müşterilerin tüketim davranışlarından istifade ettiklerini “İnanılmaz suçlu hissediyorum” diyerek kabul etti ve açıklamasına şöyle devam etti:

Facebook’ta yarattığımız, insanlarda dopamin salgılanmasına sebep olan kısa süreli geri bildirim döngüleri toplumun yapısını tahrip ediyor.

Palihapitiya konuşmasında aslında çoğumuzun bildiği ama gerçekte çok azımızın memnun olduğu bir şeyin altını çizdi: Akıllı telefonlar ve onların desteklediği sosyal medya platformları bizleri gerçek birer bağımlıya dönüştürüyor. Kulağa her ne kadar abartılı gelse de Facebook, Snapchat ve Instagram gibi platformlar, sinir sistemimizde tam olarak kumar makineleri ve kokainin harekete geçirdiği kısımlarda bu ürünlerle aynı etkiyi yaratıyorlar ki bu platformları daha uzun süre kullanalım. Bunun altında yatan bilimsel gerçeklere daha yakından bakmak cebinizin bir sonraki titreşiminde belki bir duraklamanızı sağlar.

Asla Yalnız Değilsiniz

Telefonunuzu bulamadığınız bir anı düşünün, bulana kadar ufak çaplı bir panik yaşamışsınızdır. İnsanların yaklaşık %73’ü başka bir hisse pek de benzemeyen bu kaygıyı yaşadığını belirtiyor. Amerika Birleşik Devletleri’nde yetişkinlerin günde 2 ila 4 saatlerini telefonda ses kaydı dinleyerek, mesajlaşarak ve telefonlarının ekranlarını bir sebepten kaydırarak (bunların toplamı günde 2.600 dokunma ediyor) geçirdiklerini düşünürsek bu oranın mantıklı olduğunu söyleyebiliriz. Çoğumuz dijitaldeki hayatlarımızla öyle bir bütün haline geldik ki bazen telefonlarımız cebimizde olmadığında bile titrediklerini sanabiliyoruz.

Akıllı telefonların doğaları gereği bağımlılık yaratan bir özellikleri olmamasına rağmen, onlarla bu kadar bağ kurmamızın asıl nedeni bize sundukları süper sosyal çevre. Facebook, Snapchat, Instagram ve benzer platformlardaki “beğen”ler sağ olsun, akıllı telefonlar sayesinde uyanık olduğumuz her an cebimizde uçsuz bucaksız bir sosyal çevre taşıyoruz. İnsanlar sosyal varlıklar olarak evrilmiştir, ki tür olarak hayatta kalmamızı sağlayan en önemli özelliğimiz de budur. Fakat bizim evrimsel olarak içinde olmaya meyilli olduğumuz sosyal yapılar yaklaşık 150 kişiden oluşur. Bu sayı, şu anda cebimizde taşıdığımız 2 milyar potansiyel kontaktan katlarca kez küçük bir sayı. Akıllı telefonların toplumlara çok büyük faydaları olduğuna dair bir şüphe yok fakat bu faydanın bedeli de gün geçtikçe daha açık hale geliyor. Araştırmalar, akıllı telefon kullanımı ile kaygı ve depresyon seviyelerindeki artış, kalitesiz uyku, araba kazalarında yaralanma veya ölüm riskinde artış arasında bağ olduğunu gösteriyor. Birçoğumuz aslında akıllı telefonlarımızda daha az zaman geçirmeyi istiyoruz fakat telefonlarımızla bağımızı kesmek çok zor geliyor. Peki akıllı telefonlarımızı görmezden gelmek neden bu kadar zor?

Beynimizdeki Kaldıraçlar: Dopamin ve Sosyal Ödül

Dopamin beynimizin salgıladığı ve motivasyon konusunda çok önemli bir role sahip bir kimyasal. Lezzetli bir yemek yediğimizde, seks yaptığımızda, egzersiz yaptığımızda ve en önemlisi başarılı sosyal ilişkiler içinde olduğumuzda salgılanıyor. Evrimsel olarak baktığımızda ise, bize faydası olan davranışlarda bulunduğumuzda bir ödül olarak salgılandığını ve bizi bu davranışları tekrar tekrar yapmak için motive ettiğini görüyoruz.

İnsan beyninde 4 ana dopamin yolu vardır. Bu yollar, beyinde nörotransmitter (sinir taşıyıcı) denilen ve kimyasal mesajların iletildiği otoyol işlevi gören, beynin farklı yerleri arasındaki bağlantılardır. Her bir yolun kendine ait bilişsel ve motor (hareket) süreçleri vardır. Bu yolların üçü (mezokortikal, mezolimbik, nigrostriyatal yollar) ödül yolları olarak kabul edilir ve bağımlılığın birçok şeklinde işlevsiz oldukları ortaya çıkmıştır. Bu yollar, beynin çeşitli yerlerinde dopamin salgılanmasından sorumludur ve buraların aktivitelerini şekillendirirler. Dördüncü yol olan tuberoinfundibular, süt üretimi için gerekli olan prolaktin hormonunun salgılanmasını düzenler.

Şekil 1. Üç dopamin yolu ve birbiriyle bağlantılı bilişsel süreçleri. Dopamininizin büyük kısmı orta beyinin derinliklerinde üretilir ve beynin çok çeşitli yerlerine gönderilir. Bu bölgeler çoğunlukla öğrenme, alışkanlık geliştirme ve bağımlılıkla ilgili davranışlardan sorumlu bölgelerdir.

Bu üç ödül yolu (Şekil 1) anatomik olarak birbirinden farklı olsalar da, üçü de ödüllendirmeyi beklerken veya ödüllendirilme anında aktiflerdir. Özellikle de, belirli tek bir uyaran veya art arda gelen davranışlar serisi ile bunların ardından gelen “iyi hissetme” ödülü arasındaki bağı güçlendirirler. Bir uyaranın ardından ödülün geldiği her durumda bu bağ “uzun süreli potansiyel artışı” denilen bir süreçle daha da kuvvetli hale gelir. Bütün bu süreç, nöronlar denilen beyin hücrelerinin özel bir uyarana verdikleri cevabın yoğunluğunu arttırarak, nöronlar arasında sık kullanılan bağlantıları güçlendirir.

Benzer şekilde, pozitif sosyal uyaranlar da, kokain alındığında olduğu kadar yoğun olmasa da, dopamin salgılanmasını arttırarak, bu uyaranı ortaya çıkaran davranışın tekrar edilmesine sebep olur. Bilişsel nörobilimciler, gülen suratlar, akranlarımız tarafından onaylanma ve sevdiğimiz kişilerden gelen mesajlar gibi ödüllendirici sosyal uyaranların, dopamin ile harekete geçen yolları aktifleştirdiğini kanıtladılar. Akıllı telefonlar bize sınırsız bir sanal sosyal uyaran sağlıyorlar, hem pozitif hem negatif. İster bir mesaj, ister Instagram’da aldığımız bir beğeni, isterse de bir Facebook bildirimi olsun, aldığımız her bir bildirimin pozitif bir sosyal uyaran olma ve dolayısıyla dopamin salgılanmasını sağlama potansiyeli var.

Yanıltan Eller – Ödül Öngörü Hataları ve Değişken Ödül Mekanizmaları

Sosyal medya platformlarının birçoğu ücretsiz. Dolayısıyla bu platformların sahibi şirketler de reklam gelirlerine güveniyorlar. Sistem ilk bakışta herkesin işine yarıyor gibi gözükse de aslında sizin dikkatinizi ve zamanınızı almaya yönelik kıyasıya bir çekişme ortamı yaratıyor. Nihayetinde, sunduğu ürün ile insan beyninin ödül mekanizmasını en iyi şekilde sömüren taraf, bu çekişmenin galibi olacak.

Ödül Öngörü Hataları

Bağımlılık ve ödül öğrenme araştırmaları son zamanlarda insanların ödül öngörü hatalarının (ÖÖH) şifrelenmesi olarak da bilinen dopamin nöronlarının özelliklerine odaklanmış durumda. Bu öngörü hataları, dopamin aracılığıyla beynimizde ortaya çıkan geri bildirim sinyallerine hizmet ediyor (Şekil 2). Bu nörolojik yapı, kumarhane sahiplerinin yıllardır kendi çıkarları için kullandığı yöntemlerin başında geliyor. Daha önce slot oynadıysanız, o tekerlekler dönerken yaşadığınız yoğun beklentiyi hatırlayacaksınız – kol çekme ve sonuç arasındaki anlar, dopamin nöronlarımıza aktivitelerini artırmaları için zaman kazandırır ve sadece oynayarak bile o ödüllendirici hissi yaşamamızı sağlar. Aksi halde bu oyun hiç de eğlenceli olmazdı. Fakat olumsuz sonuçlar arttıkça, dopamin aktivitesindeki kayıp bizi ayrılmaya teşvik eder. Bu nedenle, beynimizi meşgul etmek için olumlu ve olumsuz sonuçlar arasında bir denge kurulmalıdır.

Şekil 2. Ödül öngörüsü ve sonrasındaki dopamin aktivitesi. Beklenmedik ödüller, dopamin nöronlarının aktivitesini arttırır ve öncesindeki davranışla ilişkili beyin bölgeleri için olumlu geri bildirim sinyalleri görevi görürler. Öğrenme gerçekleştikçe, dopamin aktivitesinin zamanı işaretin geldiği zamana kayacaktır, beklenen ödülün ek bir etkisi olmayacaktır. Ve beklenen ödül alınmazsa, dopamin aktivitesi düşer, beynin ilgili kısımlarına olumsuz bir geri bildirim sinyali gönderir, pozitif ilişkiyi zayıflatır.

Değişken Ödül Programları

Sosyal medya uygulamaları bu dopamin odaklı öğrenme stratejisinden nasıl yararlanıyorlar? Slot makineleri gibi, birçok uygulama da sizi mümkün olduğunca meşgul etmek için optimize edilmiş ödül yöntemleri uygular. Değişken ödül programları 1930 yılında Psikolog B.F. Skinner tarafından ortaya atıldı. Skinner, fareler üzerinde yaptığı deneylerde; farelerin, ödül çeşitli sayıda cevaptan sonra verildiğinde ödülle ilişkili uyaranlara çok sık tepki verdiklerini, bunun da farenin ne zaman ödüllendirileceğini tahmin etme yeteneğini ortadan kaldırdığını buldu. Bu, insanlar için de farklı değil. Bir ödülün rastgele dağıtıldığını algılarsak ve ödülün gelip gelmeyeceğini kontrol etmek kolaysa, kontrol etmek alışkanlık haline gelir (örneğin, kumar bağımlılığı). Dikkat ederseniz, çok az sıkıldığınızda bile kendinizi sadece alışkanlıktan telefonunuzu kontrol ederken bulabilirsiniz. Yazılımcılar tam olarak bunu yapmanız için ekranların arkasında çok çalışıyorlar.

Zamanınız için Savaş

Birkaç yıldan uzun süredir bir Facebook kullanıcısıysanız, bildirim algoritmalarının ne denli geliştiğini muhtemelen fark etmişsinizdir. Facebook’a ilk katıldığınızda, bildirimler eklediğiniz ilk arkadaşlarınız etrafında döner ve bildirim ile sosyal ödül arasındaki önemli ilişkiyi oluşturur. Facebook’u daha fazla kullandıkça ve çeşitli gruplarla, etkinliklerle ve sanatçılarla etkileşime girdikçe, bu bildirim algoritmaları da daha gelişmiş hale gelecektir. Hatta bir süre sonra, uygulamayı herhangi bir zamanda açıp bildirimleri/ödüllendirilmeyi bekler hale gelirsiniz. Telefonunuzu kontrol etmenin kolay olması da, mümkün olan her an telefonunuza bakmanız için güçlü bir dürtü oluşmasına sebep olacaktır.

Sosyal medya platformlarının, tüm zamanınızı ele geçirebilmek için üstün bir çaba sarf ettiğine dair birçok örnek var. Instagram’ın değişken oranlı ödül programını düşünün. “60 Dakika” programındaki şu röportajda da açıklandığı gibi, Instagram, bildirim algoritmaları sayesinde, bazen paylaşımınıza gelen “beğeni”lerin bekletip, sonrasında hepsini bir anda gösteriyor. Böylece paylaşımınızı ilk yaptığınızda beklediğiniz kadar etkileşim alamadığınız için önce hayal kırıklığına uğruyorsunuz ve hepsini daha sonra toplu olarak alıyorsunuz. Dopamin merkezleriniz bu ilk karşılaştığı negatif sonuçlar sayesinde, aniden gelen sosyal takdirlere daha güçlü cevap veriyor. Değişken ödül programının bu şekilde kullanımı, aslında bizim dopamine dayalı sosyal onaylanma isteğimizden yararlanıyor. Pozitif ve negatif geri bildirim sinyallerini, biz bu platformları kullanmayı alışkanlık haline getirene kadar dengeler.

Alışkanlıklarınızı Sorgulayın

Akıllı telefonlar ve sosyal medya uygulamalarının kısa vadede yok olmaları söz konusu değil. Bu sebeple de, buralara ayırdığımız zamanı nasıl değerlendirdiğimiz kullanıcılar olarak bize bağlı. Reklam odaklı kâr modeli değişmediği sürece, Facebook gibi şirketler gözlerimizin ekrana mümkün olduğu kadar uzun süreler yapışık kalmaları için ellerinden gelen her şeyi yapmaya devam edecekler. Ve dopamine dayalı ödül sistemlerimizi harekete geçirerek kartları (ve beynimizi) bize karşı kullanacaklar. Fakat telefonunuzda daha az zaman geçirmek istiyorsanız, bunu başarabilmeniz için çeşitli stratejiler var. Sosyal medya bildirimlerinizi kapatmak veya ekranınızı siyah beyaz yapmak gibi stratejiler telefonunuzun dikkatinizi çekme ve uzun süreler tutma becerisini azaltacaktır. Her şeyin ötesinde, teknolojiyi ‘mindful’ şekilde kullanmak yapabileceğiniz en iyi şey. Belki telefonunuzu, Facebook’u kontrol etmek için elinize aldığınız bir sonraki seferde “Gerçekten zamanıma değecek mi?” diye kendinize sorabilirsiniz.

Photo by Thorn Yang from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.
Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Aradığınız Çeviklik (Agility) de Yılmazlık (Resilience) da Evde!

Adım FatmaNur. 39 yaşındayım. Pandemiyle birlikte hiç gönüllü olmadığım rolleri üstlenmem, çevik bir adaptasyon sergilemem ve yılmamam gerekti…Biraz epik, biraz lirik tiyatrom evde hala...

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak...

2020’nin Duygusal Hız Treni, Sıkı Tutunun!

Kelimeleri, bir durumu anlatırken kullanabileceğimiz farklı sözcüklerin olmasını seviyorum. Kalp dersek başka gönül dersek başka olabiliyor çünkü ya da özlem deyince başka hasret deyince...

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...