Ne Romantik Ne de Komik

Son yıllarda ekranlarımızda pıtrak gibi türeyen bir dizi türü var; romantik komedi. Aslında yerli ekranlara özgü bir durum değil, çoğu da yabancı dizilerden uyarlama bu diziler ve özellikle de yaz döneminde arka arkaya yayına giriyorlar. Yakışıklı, iş hayatında başarılı, karizmatik ve kendinden emin genç erkek ile çok güzel ama son derece sarsak, işle güçle o kadar da ilgilenmeyen, çok çalışsa da karşılığını alamamış ama buna hiç sesi de çıkmamış, güvensiz, bir şekilde hep kaybeden olmuş güzel kadın ilişkisini anlatıyor bu diziler. Neşeli görünüyorlar ilk bakışta belki ve yaz geceleri ‘Amaan öyle izler geçeriz’ diyoruz ama aslında ne kadar cinsiyetçi klişe varsa hepsini tek tek kullandıklarını da görmezden gelmek istemiyorum.

Kadınlara hayatın en büyük hediyesi olarak bir aşk vaadinde bulunmak var mesela hep bu dizilerde. Erkekler genelde günübirlik ilişkiler yaşıyor ve bir takım ‘eğlenilecek’ kadınlar onların elinin kiri. Tam da o sıralarda ‘namuslu’ esas kızla tanışıyorlar. Esas kız öyle vur patlasın çal oynasın bir hayat değil, illa ki evlenme niyetiyle çıktığı yolda bir takım erkekler tarafından kandırılmış oluyor ve tabii hayatının kalanından en büyük beklentisi hayırlı bir kısmet bulmak. Etrafındaki diğer kız arkadaşları da bunu destekliyor, onu sürekli bir takım efendi, sabit gelirli adamlarla tanıştırıyorlar. Böyle sürüp giden hayat çapkın esas oğlanımızın esas kızımıza vurularak kirli geçmişine tövbe etmesi ile beklenmedik yerlere gidiyor. Bu arada bazen bu esas kızımız hırçın oluyor, biraz inatçı karakterli oluyor, onu da esas oğlanımız en güzel şekilde hallediyor, kızı aşkıyla ehlileştiriyor çünkü romantizm bu demek değil mi? Değil diyorsak yanlış geldik galiba.

Dizi böyle akıp giderken esas kızımızın işyerinde bir takım kariyer odaklı kadınlar görüyoruz. Kendilerini kariyerlerine vermişler, sürekli fazla mesai yapıyorlar, elbette çok cazgırlar, bir kısmı esas oğlana âşık ama bunu bir türlü söyleyemiyor, aşkına karşılık bulup evlenemediği için iş hayatında çok başarılı olmuş, başka herhangi bir sebebi yok. Onları küçük görüyoruz dizi boyunca ve onlar için üzülüyoruz çünkü ‘bir koca bulamamışlar’, yazık onlara.

Dünyada bunca şey olup bitiyor ama romantizm tarifi güya hiç değişmiyor. Güya diyorum zira bu bin yıl önceki ilişki formüllerini ısıtıp ısıtıp önümüze koyan bu dizilerdeki gibi değil neyse ki hayat, gümbür gümbür akıyor ve hiçbir klişeyi olmadık yerlerde tutmuyor. Ne kadınlar kendilerine biçilen bu zayıf, ilgiye muhtaç, hayattan tek beklentisi hayırlı bir kısmet olan yersiz rolü yakıştırıyorlar artık kendine ne de erkekler üstlerine beş beden büyük gelen, hiç istemedikleri kahraman rollerine soyunuyorlar. Yapıyorlarsa da yapmasınlar. Herkes canının istediği gibi yaşasın aşkını, hayatını. Ezberleri sessizce yere bırakalım, daha fazla yük yapmayalım kendimize. İyi seyirler dilerim.

Photo by Leah Kelley from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir