Kadının Cesareti Değil, Toplumun Algısı Kırılsın

“Analık veya ev yönetimi bakımından gereken erdemleri, becerileri olan.” ve “Hizmetçi bayan” ifadeleri ile bizlere “kadın”ı tanımlıyor Türk Dil Kurumu. Yani anne ya da evi çekip çeviren biri değilseniz kadın değilsinizdir mi demek istiyor? Mecaz olarak belirttiği hizmetçi tabirini vurgulamak dahi istemiyorum. Diğer yandan “Erişkin dişi insan” ise ilk tanımlama ifadesi. O halde çeşitli kurumlarca belirlenen erişkinlik yaşını dikkate alacak olursak ortalama 20 yaşında isek kadınızdır anlamı ortaya çıkıyor. Peki bu tanımlamaların çelişmemesi için 20 yaşımızda evli ya da evi yöneten biri mi olacağız?

Endişelenmeyin, toplumda bize kadın demek için sadece evimizi yönetebilip yönetemediğimize bakmıyorlar. Zaten anneyseniz size kadın demeyi de tercih etmiyorlar. Ne yazık ki toplum için kadın, bir cinsiyet tanımlaması yerine ayıp ve kaba bir söylem olarak algılanıyor. Bu algı sadece erkeklere mi has dersiniz?

Hayır!

Kadınlar da kadın kelimesinin cinsiyeti değil cinsel hikayeyi temsil ettiğini kabul ediyorlar.

Peki neden kadının başarısını, aşklarını, hislerini, fikirlerini, hobilerini konuşamıyoruz? Bazen ne kadar özverili bir anne olduğunu bazen de ne kadar güzel yemekler yaptığını söylersek iltifat ettiğimizi düşünmekten öteye geçemiyoruz. Hatta bu duruma şükredecek haldeyiz öyle değil mi? Çünkü hala çorbanın tuzu az diye öldüresiye dövülen kadınlarımız var ya da kadının sadece adını değil kendisini bile yok sayan binlerce insanımız. Bu yüzden mi dar kalıplara sığınarak kadının üstüne sinmiş görev tanımlarını övgüye dönüştüren insanlara teşekkür ediyor ve bütün bu algının üzerimize yapışmasından rahatsızlık duymuyoruz?
Evet, ne yazık ki birçok kadın bu durumdan rahatsızlık duymuyor. Hatta toplumda yer edinmiş eril dili bile kullanıyor. Çünkü ona sunulan algı buydu ve sorgulamadan kabul etmişti. Kadın olarak üzerine düşen onlarca sorumluluk ve fedakarlık vardı ki kendini keşfetmek aklının bir köşesinden dahi geçmiyordu. İşte Dijital Topuklar’ın 2020 teması, #gücünügör, tam da bu noktaya anlam katıyor.

Biz, kadınlara dayatılmakta olan ataerkil düzeni (!) kabul etmeyerek, sorgulayarak, kendi gücümüzü keşfederek yol almalıyız. Eğer ki kadınlar kendine inanır ve gücünü keşfederse kalıplaşmış algılar yerinden oynamaya başlayacaktır. Şiddetin her türlüsüne olan sessizlik bozulmaya başlayacak ve kadının örnek olacağı nesiller de sorgulamayı, cesaret etmeyi, eril dilin dışında bir konuşmanın da mümkün olduğunu öğreneceklerdir.

Gücümüzü keşfetmek her konuda yeterli oluyor mu?

Örneğin toplumumuzda erkek hegemonyasının yer edindiği meslekleri yapan kadınlar olarak hala kendimizi huzurlu ve eşit hissedemiyoruz. Çünkü attığımız adımlar, yaptığımız işler, sunduğumuz fikirler için hata payımız yokmuşçasına var olan bir algı daha var. Bu algıya göre zaten başarılı olmamız bir mucize ya da torpil ile mümkün oluyor. Hedeflerimize bakarak vizyonumuzu değil hayal dünyamızı gördüklerini zannediyorlar. Hatta ayaklarımızın üzerinde durmak için meslek edinip iş ararken de başarılarımız sadece bir tesadüfmüş gibi vurgulanıyor.

Yer edinmiş ve edinmekte olan kalıplaşmış algılar bizim cesaretimizi kırmak isterken biz o algıları kırmak için bir kez daha güçlenip cesaretlenmeliyiz. Toplumu susmayan, deneyip yılmayan, özgüvenli kadınlara alıştıracak olan ve kalıplarını kıramamış kadınlarımıza cesaret verecek olan bizleriz.

Eşitliğin var olduğu bir dünyada “yaşamak” ümidi ile…

Photo by Pedro Figueras from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir