Kadına Yönelik Şiddet ve İçimizdeki ‘Erkek Egemen’

Kadına yönelik şiddet her yerde; evde, işte, sokakta ve en çok da dilde! Dünya genelinde her üç kadından biri partnerinin fiziksel ya da cinsel şiddetine maruz kalıyor ve ülkemizde neredeyse her gün bir kadın erkekler tarafından öldürülüyor. Yaygın kanının aksine, kadına yönelik şiddet sadece belli kesimden kadınları etkilemiyor; yaşı, konumu, ekonomik ya da medeni durumu fark etmeksizin kadınlar erkeklerin şiddetine uğruyor, hem de sistematik olarak. Aslında istatistiklere yansıyan sayılardan çok daha kötü durum çünkü istatistiklere yansıyan fiziksel ve cinsel şiddetin yanı sıra pek çok kadın her gün duygusal, psikolojik, ekonomik şiddetle de mücadele ediyor.

Kadınlar için ahval bu kadar kötü iken gördükleri şiddet nedeniyle yine kadınlar sorumlu tutuluyor, suçlanıyor; sadece erkek egemen sistem tarafından değil, senin ve benim tarafımdan da… Ve iki durumda da hep kadın suçlu; şiddet gördüğü ilişkiyi bitirse de bitirmese de! Şiddet gördüğü bir ilişkiyi bitir(e)mediğinde; ‘eeee onun hatası, ne işi var o adamla, ayrılsaydı!’ deniyor. Türkiye için böyle bir istatistik yok sanıyorum, bu nedenle, Türkiye’de durumun çok daha vahim olduğunu vurgulayarak İngiltere’den örnek vereceğim. Araştırmalara göre, İngiltere’de şiddet gören bir kadın ortalama 35 şiddet vakasından sonra polisi arayıp yardım istiyor. Bunun pek çok nedeni var; psikolojik nedenlerden ekonomik nedenlere kadar. En önemli nedenlerden biri de, şiddet gören bir kadının hayati tehlikesi ilişkiyi bitirmek istemesi ve de polisi araması ile daha çok artıyor. Çünkü erkekler kadınları en çok ayrılmak, boşanmak ya da ilişkiyi bitirmek istediklerinde öldürüyor. Bu nedenle pek çok kadın şiddet olmasına rağmen ilişkiyi sürdürmeye devam edebiliyor. Biz de kadınları koruyamayan sistemi suçlamak yerine kadınları suçlamaya devam ediyoruz: ‘ayrılsaydı canııımm o da!’

‘Kadınların günahı’ bitiyor mu? Yok, bitmiyor, dahası var. Şiddet gördüğü ilişkiyi bitirip, yapılabilecek en zor şeylerden birini yaparak gördüğü şiddet hakkında konuşan kadını da suçluyoruz! Kadın konuştuğu anda hemen, tabiri caizse, bir ‘cadı avı’ başlıyor; ‘muhakkak bir hatası vardır! ne iyi bir adam, yapmaz öyle bir şey…’. ‘Kimse bana inanmaz!’ düşüncesi maalesef temelsiz değil ve bu düşünce nedeniyle de pek çok kadın şiddet içinde kalmaya devam edebiliyor ya da ilişkiyi bitirse bile şiddet uygulayan erkek hiçbir bedel ödemeden hayatına devam edebiliyor. Çünkü bu tarz tepkilerle karşılacağını tahmin etmekte zorlanmayan bir kadın konuşmak yerine susmayı tercih ediyor.

Kadının konumunun erkeğe oranla daha dezavantajlı olan toplumlarda (aslında bu tüm dünya toplumları!) ve erkeğin bir şekilde nüfuzlu ya da toplum içinde önemli bir yeri olduğu durumlarda konuşmak daha da zorlaşıyor. Büyük bir cesaret ile konuşan kadınlar ‘para ya da ün için yapıyor!’, ‘neden daha önce konuşmamış?’ ve benzeri şeyleri duymak zorunda kalıyor.

Peki ne yapsın şiddet gören kadın?

Konuşsa olmuyor, konuşmasa olmuyor. Ne zaman, nasıl, hangi şekilde konuşup konuşmaması gerektiğine dair bir reçeteniz var mı?

Kadınları bu şekilde yargılayan herkes, kadın erkek fark etmiyor, aslında kadına yönelik şiddeti yeniden üretiyor; çok basit ve net olarak dilde kadına şiddet uyguluyor. Bu tarz açıklamalar, sistemin zaten devamlı olarak sesini kısmaya çalıştığı kadınları daha da fazla sessizliğe itmekten başka bir şeye yaramıyor. Bir kadın tüm bu baskılara rağmen konuştuğunda ‘ama’sı, ‘fakat’ı olan herkesin önce kendi içindeki ‘erkek egemen’ ile yüzleşmesi gerekiyor, aksi halde işimiz çok zor…

 

Görsel: ShaNEOSiAM 2020 adlı kişinin Pexels‘daki fotoğrafı

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir