Misafirin İyisi Acaba Hangisi?

Karantina günlerinde sosyal medyada sıkça gördüğüm bir yorum da ‘Oh misafir gelmiyor en azından, rahat ettik’ oldu. ‘Bir yere yetişme derdi kalmadı, ikram hazırlama endişesi kalmadı, aman ev temiz mi kanepenin altı tozlu mu diye dertlenmeye gerek kalmadı’ ve benzeri cümleleri çok gördüm. Bu vesileyle, aslında amacı görüşmek istediğimiz insanlarla buluşmak olduğu için neşeli bir durum olması gereken misafirlik konusunun özellikle de kadınlar için kâbusa dönüşmesi üstüne biraz düşünelim isterim.

Evlerimizde sadece misafir gelince oturulan salonlar daha çok lojistik sebeplerle de olsa neredeyse tarihe karıştı ama misafir telaşı tarihin tozlu raflarında çoktan alması gereken yerini hala alamadı maalesef. Eve ‘yabancı’ insanlar gelecek olması ‘Elalem bizim için ne düşünür?’ sorusunu hunharca tetikliyor. Evimizi beğenip beğenmeyecekleri, ikramların yenip yenmeyeceği, misafirlik yemek takımlarının hoşa gidip gitmeyeceği, evin bal dök yala hale gelene kadar temizlenip temizlenmediği, en ufak bir eleştiriye meydan verilmeyecek hale getirilmiş olması büyük bir gerginlik yumağı olup düşüyor evin orta yerine ve tabii özellikle de kadınlara. Bir misafirlik sonrası ‘Ayy ne pis mutfaktı o öyle’ diye eleştirilen ya da iki çeşit ikram az bulunduğu için kınanan bir erkek ev sahibi yazmamıştır zira misafirlik tarihi.

Aslına bakarsanız birini evimize kadar çağırıyorsak onunla gerçekten samimiyizdir diye düşünmeli ve ‘Acaba evde neyi beğenmez?’ endişesi ile değil de ‘Ne güzel birlikte vakit geçireceğiz’ heyecanı ile yapılıyor olmamalı mı hazırlıklar? Hazırlık dediğimiz şeyin de aslında bir sınavdan geçmek olmadığını aklımızda tutmamalı mıyız? Acaba bize kendimizi böyle hissettiren insanlarla hala görüşüyor olmamız mı asıl mesele? Misal şahsen bugüne kadar misafir çağrıldığım hiçbir evdeki salon takımı ya da çatal bıçak modeli kalmadı aklımda. Onun yerine ev sahibinin güler yüzü ve birlikte geçmiş güzel bir akşamı düşündüm hep. Kendi evime de taa evlenirken ‘Şu salona güzel bir lamba alsak’ diye birbirimize baktığımız ama an itibarıyla hala tavanda olduğu gibi duran tasarruflu ampule bakıp ‘Ay bu ne biçim ev?’ diyecek ya da sekiz çeşit ikram yok diye evden çıkar çıkmaz bunu konuşacak kimse gelmedi.

Yeni evli çiftlere yapılan ve evin adeta bir teftişten geçtiği ziyaretler, ev sahibi kadının beş dakika bile oturmadan salona çay getirmeye çalıştığı, zerre kadar eğlenmediği ve misafir gittikten sonra saatlerce mutfak temizlemek zorunda kaldığı, normal şartlarda hiç görüşmek istemediğimiz halde ‘adet yerini bulsun’ diye gidilen oturmalar, zaten herkes için türlü çeşitli zorluklarla dolu bir hayatta ekstradan yük getiren ne varsa azalarak bitsin dilerim.

Photo by Andrea Piacquadio from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir