Sosyallik Yanılgısı

Pandemi ve karantina, içeriğinden emin ve tereddütsüz kullandığımız birçok kavramı yeniden düşünmek için bir fırsat yarattı insanlık için. Ev, aile, iş, eğitim, tüketim, sağlık, siyaset,… liste uzun… İnsanlık olarak hepsi üzerine düşünme fırsatını görebildiğimizi umarak (ve çoklukla hayal kırıklığına uğrayarak) geçiriyor günlerim. Değişimin öncesinden ve sonrasından bağımsız bir durum olan eşikselliğin belirsizliğine alışmaya çalışarak, bekleyerek ve izleyerek deneyimliyorum bu süreci. Bir de “sosyallik” kavramını sorgulayarak…

“Sosyal” Türkçe’ye Fransızca/İngilizce’den adapte ettiğimiz bir sözcük. Türkçe karşılığı “toplumsal”. Etimoloji sözlüğü M.S. 1000 öncesi Uygurca Budist metinlere referansla toplumsalı “tüm” anlamına gelen “tolp” kökü ile ilişkilendiriyor. Sonuçta, “toplumsal” dolayısıyla “sosyal”, tüm olmakla, bütün olmakla ilişkili diyebiliriz. “İnsan sosyal bir varlıktır” ya da “İnsan sosyal bir hayvandır” düşüncesini bu açıklamalar ışığında ele alırsak kafamız karışacaktır. İnsanı bütünlükten koparan süreçleri ve güçleri ayrıca tartışabiliriz ancak bugün insanın bütünlükle ilişkilendirilebilecek bir tür olmadığında hemfikir olabiliriz diye düşünüyorum.

Kendini doğayı dönüştürme eğilimi ile tüm diğer canlılardan ayrı konumlandırmış ve bu eğilimi “güç” olarak yorumlamış insan bütünlük tanımından kendini uzaklaştırmada ilk adımı atmıştır. Gerçek evinden, gezegeninden ve o gezegeni paylaştığı canlı ve cansız tüm diğer varlıklardan koparak yalnızlaşmıştır. Hatta bu da yetmemiş gibi insanlığı kendi içinde bölerek bütünlükten daha da uzaklaşmış ve iyice yalnızlaşmıştır. Evet sonuçta insan bütün, toplumsal, sosyal bir varlık falan değildir. İnsan neredeyse bile isteye yalnızlaşmış bir türdür.

İşin ilginci insan, bu yalnızlığın kendi tercihi ya da kendi tercihlerinin sonucu olduğunu farketmeden yalnızlığından sıyrılmak için sürekli yeni alanlar arar durur. Sonra gerçek anlamını unutur ve bu yeni alan arayışına “sosyallik” derken bulur kendini. Dibinde kocaman bir delik olan kovayı doldurmaya çalışmaya benzer bu sosyalleşme hali. Harcadığı çabaya rağmen bir türlü doldurulamayan bir boşluk ve bitmez tükenmez bir yorgunluk. Ortaklıklar, örgütlenmeler, kimlikler, kökenler ve hatta çevirimiçi topluluklar hep bu boşluğu doldurmaya çalışma halidir ve bir gün gelir hepsinin yararsız olduğunu fark eder insan.

“Sosyallik” olarak ifade ettiğimiz durum daha çok Kozinets’in (Türkçe’ye belki eş-sosyallik olarak çevirebileceğimiz) consociation kavramına karşılık geliyor gibi görünüyor. Günümüz toplumlarında doğal kabul ettiğimiz rastlantısal biraraya gelme biçimleri için kullanılan bu kavram bir tiyatroda ya da ofiste, bir okulda ya da düğünde bütün bir araya geliş şekillerinin tamamını kapsar. Bu gerekçelerle biraraya gelen insanlar bir ya da bir seri görüşme gerçekleştirirler. Doğasında karşılıklılık ve beklenti olmayan bu karşılaşmalar seçimlerle ve kişisel tercihlerle daha planlı bir araya gelmelerle; arkadaşlık, evlilik, akrabalık, ortaklık, vb. ile devam edebilir. İşte bu tercihe dayanan birlikteliklerin bile çoğu zaman boşluğu doldurmamasının nedeni insanlığın “sosyallik” yanılsamasıyla sürüklendiği yalnızlıktır.

İnsan olarak kendimizi evrenden, gezegenden, doğadan, cansız varlıklardan, diğer canlı varlıklardan, farklı kültür, düşünce, kimlik, inanç, tercih ve yönelimlerden uzak konumlandırdığımız sürece o boşluk dolmayacak. Gerçek anlamda sosyal olamayacağız. Bugün (eş-)sosyal mesafe, gerçek sosyalliğin tüm olmakla; bütün olmakla ilişkili olduğunu anlamamız için bir fırsat. Bugün pandemi kovadaki deliği görmek için bir fırsat. Görebilirsek…

Photo by Pixabay from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir