Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER Reçete: Bana ne?

Reçete: Bana ne?

Instagram’da Larissa Gacemer’in isyan ettiği videoyu izlemişsinizdir muhtemelen.

Kadına “Neden çocuk yapmıyorsunuz?” diye o kadar çok soru sorulmuş ki, “Çünkü bende bir sorun var, eşim de beni böyle kabul etti.” diye açıklama yapmak zorunda kalmış.

Burada beni aşırı rahatsız eden iki durum var. Sırasıyla açıklamaya çalışacağım.

İlki şu; keşke okullarda hayat bilgisi vb. derslerde biraz da görgüden, nelerin sorulup sorulmayacağından bahsedebilsek. Çünkü belli ki kültürel olarak aileden bunları öğrenme konusunda eksiğimiz var. Halbuki işi pratiğe dökmek çok basit: “Bana ne?” dediğiniz bir soruya “Beni ilgilendiren hiçbir durum yok gerçekten.” diye yanıt veriliyorsa o soru sorulmaz. Sırasıyla biraz bu soruları toparlamaya çalıştım.

“Eee sende yok mu bir şeyler?”
“Eee oğlanın evlenmeye gönlü mü yok yoksa?”
“Sen kilo mu aldın / kilo mu verdin?”
“Ooo yüklenmişsin çarşı pazarı, neler aldın böyle?”
“Eee çocuk düşünmüyor musunuz?”
“Doğum nasıl olacak?”
“Sütün yetiyor mu?”
“Tek büyümesin bu çocuk, kardeş lazım.”
“Senin yüzüne ne olmuş, çok solgun duruyorsun?”

Bu liste sonsuzluğa kadar gidebilir. Toplum olarak bizim esas virüsümüz gerçekten bu burun sokma durumu. Bir insanın, fiziki, ekonomik, cinsel, medeni halleri ile ilgili o kişi size fikir sormadığı sürece yorum yapılmamalı, yapılamaz. Bu kadar basit bir konuyu bile 2020 yılında hala aşamıyor olmamız inanılmaz değil mi sizce de?

Söz konusu video ile ilgili gelen yorumları da okumaya çalıştım epey. Birçok kişi şunu demiş “E insanlar iyi niyetle sormuş, ne var yani bu kadar tepki verecek??”. Birincisi özel yaşamla ilgili sorulan bu sorularda iyi niyet gibi bir şey söz konusu olamaz. Bir diğeri de sizin öylesine sorduğunuz sorular karşı tarafta sandığınız gibi etki etmiyor olabilir. İnsanlar bir bilgisayar karakteri değil; sadece beslenme, barınma, uyuma ile günlerini geçirmiyor. Duygusal anlamda kimin ne ile uğraştığını, ne ile canının yanacağını bilemezsiniz.

Şimdi burada beni rahatsız eden ikinci duruma geliyorum. Larissa videoda şunu diyor: “Eşim beni böyle kabul etti.” İşte bu saçma sapan durumların kadını getirdiği nokta bu. Bir kere kim kimi neden kabul ediyor? Bir diğeri de bu sorulan saçma sapan öylesine sorular, kadının ruh durumunda nasıl bir hasar bırakmış ki kendisinin eksik olduğunu düşünüyor. Gerçekten ne haddinize, ne haddimize?

Toplumun yarattığı bu şiddeti yaşamayanımız yoktur sanıyorum. Mesela ben de yıllarca çok ciddi sivilce problemi yaşadım. O dönem, ağrılı, uyutmayan sivilceler ile uğraşırken beni fiziksel acıdan daha çok “Aaa yüzünde ne çok sivilce var?!” “Aaa doktora gitmiyor musun?” gibi anlamsız sorulara yanıt vermekle boğuşmak üzdü. Keşke şimdiki aklım olsaydı tabi, ama bu sonsuz bir döngü. Bugün de konuşacak bambaşka bir konu üzerinden sorularına devam edebiliyorlar. Toplum olarak bu döngüyü kırmadıkça bu psikolojik şiddetin sonu yok.

Bu arada bir diğer konu da bu hadsiz sorulara aynı hadsizlikle yanıt versek, saygısız olan taraf yanıtlayan kişi olur. Mesela “Eee oğlanın seninle evlenmeye gönlü yok mu?” sorusuna “Yok teyze ben tek gecelik ilişkilerle daha mutluyum, evlilikte gözüm yok.” dense, “Eee doğum nasıl olacak?” diyene “Sen mi doğurtacaksın canım neden ilgilendin?” dense, “Aaaa ne büyük sivilcelerin var!” diyene “Yok o kadar büyük değil ya en azından senin popon kadar büyük değil” dense toplum kimi saygısız bulur? Soruyu sorarken iyi, yanıta gelince mi işler değişiyor?

Her zaman dediğim bir başka konu da, bu soruları ne yazık ki en çok kadınlar soruyor. Daha sonra kadına yönelik fiziksel bir şiddet haberi çıktığında aynı kadınlar ayaklanıyor. E sen az önce “Çocuk düşünmüyor musunuz, haydi kaç yıldır evlisiniz?” diye soran kadın değil misin? Sen de şiddet uyguladın, o ne oldu şimdi? Onunla bu mu aynı canım aman sen de diyenler, evet emin olun aynı. Fiziksel ya da psikolojik fark eder mi, şiddet şiddettir.

Uzun lafın kısası; kimsenin kimseye kendini eksik hissettirmesine yol açacak, özel hayatı ile anlamsız sorgulamalara girecek bir hakkı yok. Hayat her şeye burnumuzu sokamayacağımız kadar kısa. Başka hobiler bulalım, yaşayalım.

O yüzden lütfen bu çok basit kuralı uygulamaya çalışalım: Bana ne? Bana ne? Bana ne?

Photo by Andrea Piacquadio from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Aradığınız Çeviklik (Agility) de Yılmazlık (Resilience) da Evde!

Adım FatmaNur. 39 yaşındayım. Pandemiyle birlikte hiç gönüllü olmadığım rolleri üstlenmem, çevik bir adaptasyon sergilemem ve yılmamam gerekti… Biraz epik, biraz lirik tiyatrom evde...

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak...

2020’nin Duygusal Hız Treni, Sıkı Tutunun!

Kelimeleri, bir durumu anlatırken kullanabileceğimiz farklı sözcüklerin olmasını seviyorum. Kalp dersek başka gönül dersek başka olabiliyor çünkü ya da özlem deyince başka hasret deyince...

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...