Ana SayfaDİŞİTAL SESLERKazanılmış Çaresizlik

Kazanılmış Çaresizlik

Azınlık; az olma durumu, bir toplulukta herhangi bir nitelik yönünden ötekilerden ayrı ve sayıca az olanı. Karanlık nasıl karanın her yeri sarması ise azınlık da azlığın her yeri sarması. Kişilerin azlığı, cinsin azlığı, ırkın azlığı, mezhebin azlığı, hakların azlığı, adaletin azlığı, insanca yaşama isteğinin azlığı…

Azınlıklara karşı negatif insan tutumları aslında doğamızda varolan alışılmadık ve bilinmedikten korkma halinin nesilden nesile bir türlü evrilememiş, gün yüzü görmemiş genomlarında saklı kalmış bir endişesi. Kimi bu duyguyu aşmış ve doğal olarak hayatına aksettirmemiş, kimi ise bu tutumla gurur duymuş, bundan çıkarlar sağlamış, hayatının her anına yedirip, en göz alıcı köşesine baş tacı etmiş.

‘When they see us’ isimli dizide bu duygular inceden inceye işlenmiş. Aslında masum olan beş siyahi çocuğun üstüne atılan bir suç ve bu çocukların, ailelerinin başına neler geldiğini anlatıyor. Çocukça yapılan bir hatanın nasıl bir anda böylesi bir kılıfa sokularak hayatlarının orta yerine; çocukluklarına, gençliklerine vurmuş olduğu darbeyi gösteriyor. Onlar yalnızca siyahi olmanın değil çocuk olmanın da verdiği bilgisizliğin avantajını sunuyor emniyet görevlilerine. Bir senaryo hazırlanıyor ve çocuklar zorla bu ifadeleri kabul etmek durumunda bırakılıyor. Hatta o kadar güveniyorlar ki aileleri bile bir şey olmayacağına, bu işin en kısa ve tatlı halinin bu olduğuna inandırıyorlar. Babanın bir tanesi işe gitmek zorunda. Zaten işini muhtemelen zor bulmuş ve o kazandığı para ile zor geçiniyor. İşini kaybetmenin paniğiyle sağlıklı düşünemiyor ve çocuğu büyükannesine emanet ediyor. Polisler tecrübelerini işinin ehli ve kendilerine çıkar sağlayacak şekilde kullanıyorlar büyükanneye ilaçlarını alması için eve gitme iznini veriyorlar. Bir tanesinin babası zaten sabıkalı (bu durumu iş vereninden saklamış) ve işini kaybetme, ailesini koruyamama korkusuyla yüz yüze getiriliyor, tehdit ile onu da ikna ediyorlar. İnsanların en savunmasız yaralarının kabuğunu kaldıyorlar ustaca: ‘aileyi geçindirme ve zaten zorlukla bulunan bir işi kaybetmeme’… Bir tanesinin ablası ifadeyi imzalamak istemiyor ama saatlerdir sorgu altında olan aç ve yorgun çocuk ağlıyor, bir an önce kurtulmak istediğini söylüyor, ablanın duygusal açığını kullanıyorlar ve ondan da imzayı koparıyorlar. Yoldan yakaladıkları çocuklardan biri orada sadece arkadaşına eşlik etmek için gelmiş karakola, hikâyede açık olunca bekleme salonundan onu da kapıp geliyor ve bir yapboz gibi hikayeleri birbiriyle örtüştürüp noktayı koyuyorlar. Onlar davayı hızla çözmenin ve siyahilerin ne kadar da baş belası olduğunu kanıtlamanın şevkiyle mutlu olup söhret kazanırken, beş çocuk ve yuvalarının üstüne kara bulutlar çöküyor…

Biri veya birileri insan hayatı üzerinde bu kadar etkili olamamalı. Yasalar uyanık ve taraflı yetkililerin kullanabileceği böyle büyük açıklar vermemeli. Bu yalanı dolanı sürdürebilir olmalarının en büyük destekçisi, olayın kahramanlarının azınlık olması. Aileleri onları yeterince koruyamıyor çünkü onlar da azınlık. Korku ve yaşanılanların acımasızlığı zaman içinde onların da ruhuna, huyuna, suyuna işlemiş. Refleks olarak hayatta kalmak için susmak, katlanmak ve sabretmek gerektiği öğrenilmiş. Bir çeşit ’kazanılmış çaresizlik’ hadisesi.

Herkes bir gün bir yerlerde azınlık olabilir. Yer, zaman ve mekan sürekli değişken, nerde ne olacağı bilinmez bir gerçek. Siyah diye, çekik gözlü diye, Müslüman diye, Hıristiyan diye, Türk diye, Arap diye genellemeler ve etiketlemeler olmamalı. ‘O onu yapar’ öngörüsü, ‘öyle değil mi kesin ne çıkarsa onlardan çıkar’ teorileri yapılmamalı. Biri sizin için ‘Kadındır konuşmadan duramaz, kesin o söylemiştir’ veya ‘Erkek milleti kesin aldatmıştır’ diye genellemeler yapsa; hayatınızı çok da etkilemeyecek cinsten bile olsa canınız sıkılmaz mı? Bu aslında sizin kişiliğinize ve bireyselliğinize bir hakaret sayılmaz mı?

İnsanoğlu insan olduğunu unutmamalı, azınlıkları çoğunluklara yedirmeli, ilkel içgüdülerini dinginlemeli, daha çok empati yapmalı. Çünkü aslında refleksler ve içgüdüler hayatı devam ettirmek içindir; zayıf olanın, az olanın, dışlanmış olanın hayatını sona erdirmek için değil…

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.
Özgü Suna Celiloğlu
Okuma- yazmayı seven, seramik aşığı, iki kız annesi bir çocuk doktoru

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read