Denemekten Korkan Kız

Bu topraklarda kız bebek olarak dünyaya geldiğiniz andan itibaren damarlarınıza işleyen his; “dünya güvenli değil”dir; ki gerçekten de öyledir; dünya hiç güvenli bir yer değildir. Ama bu bir cinse ait bir durum değil, dünya üzerindeki tüm varlıklara ve cinslere ait bir durumdur. Erkekler bu tekinsiz ortamda kendilerini ortaya koyup savaşmaya, yükselmeye, seslerini çıkarmaya programlanır. Kadınlar ise güvenli alanlarında kalmaya, saklanmaya…İnsan amigdalasının savaş, kaç, don tepkilerine ek olarak “bence” kadın cinsine ait olan bir dürtü daha vardır ki, işte o da “saklan”dır.

Kendini ortaya koymanın kendine zarar verilmesi ihtimali öğretilerek büyütülür kız çocukları.

Çok gezmesi, çok gülmesi, çok görünmesi, her nasıl ise “çok” olması tehlikelidir. Çok değil “yok” olmaya alışmıştır. Kendini ortaya koymak büyük bir öze güven hali iken “aman kızım başına bir iş gelmesin”i duyarak büyüyen küçük kadın insanları, kendi özüne güvenemez. Bu yüzden de attığı her adımda, olduğu her hâlde kendini kontrol eder. Acaba “fazla” mıyım, acaba “çok” muyum? Tehlikeleri üstüme çeker miyim, başıma kötü bir şey gelirse sorumlusu sadece ben miyim?

Bu yüzden de bazı hayalleri kurmayı hayal bile edemez. Hayal etse, denemeye cesaret edemez. Küçük güvenli alanında, başkalarının söylediği ve onun da inandığı doğrularla ve kurallarla yaşamayı sürdürür. O alandan çıktığı zamanlarda aldığı yaralar da zaten bu dünyaya ve kendine güvenmeye gücünün yetmeyeceğinin kanıtı olur. Damarlarına işlemiş bir inanç olan dünyanın güvenli olmadığı kehaneti kendini gerçekleştirir durur.

Oysa özüne ekilen tohumlarda güven olsa bambaşka açacaktır çiçekleri… Başını göğe doğru yükseltip güneşi içinde hissedebilecektir. Endamını dünya görecektir. Yüzünü ışığa dönüp renklerini dünyaya sunabilecektir.

Ben buradayım,
ben de varım,
ben varım

demek kadının önce kendine kabul ettiremediği yasak gerçektir.

Bir kadının bunu diyebilmesi için, hayal kuran küçük kızların kulağına “Yapabilirsin” diye fısıldayan bir yetişkine ihtiyaç vardır. Ne yazık ki bu dünyada bunu diyecek fazla yetişkin yoktur. Ve o yetişkine sahip olmayan kızlar o sesi çoğunlukla kendilerinde de bulamazlar. Büyüyüp de kadın olunca kimi o hayalleri yaptığı yemeğin içine koyar, kimi ördüğü örgünün motifine, kimi çizdiği resmin boyasına, kimi de yazdığı yazının virgülüne…Ortaya çıkan şaheserler kimseye gösterilmez, kimse de fark etmez, denemekten korkan kızların şaheserleri öylece sessizce yerini alır dünyada.

Tüm bu koşullanmalara ve şartlara rağmen inanıyorum ki umut hep vardır.

Böyle söyleyecek bir yetişkini kendi içinde de yaratabilir insan. Bunu yollarından biri de kendine ebeveynlik etmektir. Çocukken alamadığınız her şeyi ama her şeyi kendimize sunarak başlayabiliriz. Görülmemiş acılarımızı görerek, konuşulmamış hayal kırıklıklarımızı konuşarak, zamanında susturulmuş seslerimizi duyarak… Kendine ebeveynlik etmenin ön koşulu kendine şefkat göstermektir. Olamadığın ve yapamadığın her şey için kendini suçlamayarak, kendinde eksik sandığın ve belki gerçekten de eksik olan şeyleri fark edip kucaklayarak… Bir annenin bebeği doğurup özenle büyütmesi, bakım vermesi, ağlayınca kucaklaması gibi kucaklayabiliriz kendimizi… Olmadı, yapamadın yerine olmadı, ama bir daha deneyebilirsin diyerek…

Şimdi sana sesleniyorum, denemekten korkan kız;

eğer sana “saklan” diyen o sesi duyuyorsan, bil ki o ses senin sesin değil ve bil ki yalnız değilsin. Hiç güven olmayan bu tekinsiz dünyada başına gelebileceklere rağmen devam edebilecek güçte ve yeterliliktesin. O güce ancak içinde saklanan küçük kızın korkularını fark ederek, onu dinleyip ona bakarak ulaşabilirsin.

Sana “Yok ol” diyenlere inat, başını göğe kaldır, yüzünü güneşe döndür, hayallerinin peşine düş, kimse fısıldamadı ise sen kendine fısılda: “Yapabilirsin!”

Photo by Skitterphoto from Pexels

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir