Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz çizgiler: Aslı Alpar

Bir süredir ara verdiğimiz İçerik Kraliçesi köşemize, uzun zamandır severek takip ettiğimiz Aslı Alpar’la devam ediyoruz. Aslı’yla çizmek, içerik üretmek ve eşitlik üzerine sohbet ettik.

Aslı, tek bir karede ‘yalnız değilim’ hissi yaratan illüstrasyonlar üretiyorsun. Bu işe nasıl başladın ve ne kadar zamandır çiziyorsun?
Ben de yalnız kalmamak için çiziyor olabilirim aslında. Karikatür çizmeye üniversitede okurken başladım. Öncesinde iyi bir karikatür okuruydum. 2006 yılında Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nde maliye bölümünde okurken, okulda açılan Mete Arif Tokmak’ın ders verdiği karikatür kulübüne katıldım. O tarihten beri de çiziyorum.

“Sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz çizgiler” üretiyorsun. Bunu açabilir misin?
Tüm eşitsizliklerin temelinde sınıflı toplum olduğunu düşünüyorum. Sınıflı toplumların çelişkisinin de karikatüre çok uygun olduğunu… Sınıfsız bir topluma günümüzde çok yakınız, herkesin ihtiyacı kadar her şeye erişebileceği bir teknolojik alt yapı var. Doğanın ihtiyaçlarını daha çok gözetebileceğimiz, hiçbir türü yok etmeden, sömürmeden yaşayabileceğimiz. Özetle sınıfsız, sınırların olmadığı, kimsenin sömürülmediği bir dünyanın eşiğindeyiz ama bir türlü o adımı atamıyoruz. İşte naçizane ben de o eşiği karikatüre çok yakıştırıyorum, o eşikten çizmeye çalışıyorum.

Bu işin seni en çok mutlu eden, en çok tatmin eden yanları hangileri?
Üretmenin kendisi çok iyi geliyor. Çizdiğiniz bir şey, ürettiğiniz bir espri toplumda karşılık buluyorsa, alanlara taşıyorsa, hele ki güçsüz, dezavantajlı bırakılanın ağzına takılıyorsa, yanıt oluyorsa, insan daha ne istesin…

Yakın zamana kadar Türkiye’de illüstrasyon ve karikatür işi erkek tekelinde görülen bir işti. Şanslıyız ki senin gibi çizerler sayesinde daha eşitlikçi bir alan olma yolunda ilerliyor. Sen hangi konularda daha ümitlisin? Sence neler değişiyor?
Özellikle karikatür gerçekten erkeklerin domine ettiği bir alandı. Bunun çok sayıda maddi gerekçesi var… Kadınların, LGBTİ+’ların ataerkil düzende sosyal hayattan uzak tutulması, politikadan, eğitimden el çektirilmesi, ev içi sorumlulukları gibi sayısız neden kadınları birçok alanda olduğu gibi karikatürden de uzak tutmuş. Ancak her şey değişiyor. Karikatür “erkek” bir alandı derken heteroseksüel erkeklerin ve onların arzu nesneleri üzerine dönüp duran bir mizah vardı demek istiyoruz aslında.
Biseksüel bir kadının hayatını çizdiğimde karikatür dergicileri bana “Bunu kimse okumaz” demişti. Cinsellik üzerine mizah, karikatür en çok üretilen ve belli ki de okunan türken okuyucularının yalnızca heteroseksüel ve cis erkekler olduğunu düşünüyorlardı belli ki çizerler. Karikatür dergilerinin tercihleri satın alma oranlarındaki düşüşte de etkili bence. Erkek şiddetine maruz kalan bir kadın, kapakta gözü morarmış “dayak yiyen” bir kadının komikleştirdiği dergiyi almaz, gülmez, buna ironi demez. Değil çünkü… Çizerler de biraz çakıyor mevzuyu nihayet, o kalıplar değişiyor. “Bunu çizmeyelim abi” diye birbirlerini uyarıyorlar.

 

Kadın ve LGBTİ+ hareketlerinin de bu alanda dönüştürücü etkisi var, değil mi?
Evet, kadınlar, LGBTİ+’lar hayatına sahip çıkıyor, hakları için alandalar, hayatın her alanındalar… Mizah biraz geriden gelse de yavaş yavaş karikatürde dengeler değişecek. Değişti de epey, Kötü Kedi Şerafettin en son Gececi dergisinde rıza alıyordu, tecavüz-taciz bitmiş! Bu, kadın-LGBTİ+ hareketin kazanımıdır. “Tecavüz komik değil” diyen bir aklın kazanımıdır. Mizah gerçek anlamını ataerkil-heteroseksist komik kalıplar ve politik doğruculuk dışında bir yerde bulacak.

Sence neler değişmeli?
Her şey değişmeli. Özellikle dergiciliğin komik anlayışı 1970’lerde kaldı ama dünya özellikle son 20 yıldır inanılmaz değişti. Mizahı sorgulamak, didik didik etmek başta onun ruhunu öldürüyor gibi olsa da yapmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum bunu, özeleştiri vermeden ilerleyemeliyiz. Çağa yakışan bir komik mümkün bence.

Nasıl bir çalışma düzenin var? Üretimlerin nasıl verimli olabiliyor?
Dağınık bir çalışma halim var. Çok yoğun bir işte çalışıyorum, çok fazla hayvan bakımı ile ilgileniyorum evde… Çizimi araya sıkıştırmamaya, hayatı çizime göre planlamaya çalışıyorum her zaman mümkün olmuyor.

Fiziksel olarak çalışma düzenim ise şöyle, kafama fikir nerde gelirse orada hemen çizmeye çalışırım. Özel bir rutin yok, çalışma masası bile yok. Giysi dolabından eskiz çıkar, salonda bitmiş bir iş durur…

Malzemelerini nasıl buluyorsun?
Türkiye çok fazla malzeme veren bir ülke belki de o sebeple mizah-karikatür geleneği çok güçlü. Üstelik ben daha önce pek bakılmayan bir taraftan bakmaya çalışıyorum, toplumsal cinsiyet eşitliği, türcülük karşıtlığı ve queer yaklaşım sayesinde farklı bir söylem alanı yaratabiliyorum. Bu da belki daha verimli olmaya yarıyordur. Bu alanlarda üreten harika çizerler geliyor, kendi küçücük alanımda alan açmaya da çalışıyorum. Bir arada üretmekten çok keyif alıyorum. Öyle işte.

Çizimlerin sosyal medyada da büyük ilgi görüyor, güncel meseleler üzerine ürettiklerin özellikle… Emeklerinin karşılığını alabiliyor musun? Sosyal medyada olmak sana neler kazandırıyor, neler kaybettiriyor?
Çizdiğimde inanılmaz keyif alıyorum. Sosyal medyada çizmek ve genellikle sosyal medya için çizdiğim işleri kullanan topluluk ve örgütlerden telif vs istemem, özel bir iş istemiyorlarsa…

Ücret karşılığı yaptığım işler var, karşılığını alabiliyorum.

Sosyal medyaya çok şey borçluyum, karikatür alanlarının erkekler tarafından domine edildiği bir dönemde sosyal medya olmasaydı işlerim okurla buluşmayacaktı. Sanırım bu sosyal ağları nasıl kullandığımız önemli.

Kendini çizerek ifade etmek isteyenlere önerilerin olur mu?
Hemen çizsinler, her gün çizsinler, yakın hissettikleri çizerleri takip etsinler, “çizemezsin” diyenlere kulak asmasınlar. Bal gibi de çizilir, aynen devam!

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir