Ana Sayfa Kişisel Gelişim Kendi Küçük Devrimimiz

Kendi Küçük Devrimimiz

Günün birinde dünyanın daha güzel bir yer olacağına inanıyorum. Gelir uçurumunun olmadığı, herkesin eşit haklara sahip olduğu, kendi yeteneklerini keşfedebildiği, işini iyi yaptığı, cinsiyetçiliğin olmadığı ve çocuklara iyi davranılan bir gelecek geliyor gözümün önüne. Ama sonra dünyaya bakıyorum, vizyonsuzluk, sürekli birbiriyle tartışan insanlar, yobazlık ve ayrımcılık görüyorum; bunlardan çok yoruluyorum. İnsanlığın benim hayal ettiğim noktaya gelmesi için daha çok yolu olduğunu düşünüyorum. İşte tam bu noktada iki seçeneğim olduğunu hissediyorum: birincisi kendimi aktivizme adamak, yani her gün olamayan, eksik olan şeyleri dert edinip sisteme aktif bir şekilde tepki göstermek ve dünyayı ısrarla değiştirmeye çalışmak; ikincisi, insanlığın ilerlemesindeki bu yavaşlığı kabul edip, kendi hayatımı en özenli şekilde yaşamaya odaklanarak, kendi yolumda giderken diğer insanlara ne kadar faydalı olabiliyorsam ancak o kadar faydalı olmak.

Açıkçası her gün dünyaya bakıp sinir olmak bana göre değil. Bir kere midemi ağrıtıyor; ayrıca bu güne dek uygulayıp bir sonuca ulaşamadığım bir yöntem. Zaten öyle nüfuzlu biri de değilim, bir gazeteci, bir siyasetçi ya da sosyal yönü gelişmiş, çevresi çok geniş biri değilim. Aksine gayet içedönük, kendi halinde, insanları bilinçlendirmek için bile olsa onlarla diyaloğa girme motivasyonunu kendinde bulamayan biriyim. Bu durum akitivist olmamı ya da bir şekilde diğer insanlarla birlikte aktif olarak toplumsal olaylarla ilgilenmemi en baştan engelliyor. Dolayısıyla hayat bana ikinci seçeneği zorla verdi aslında. Yani bana ayrılmış bu kısa hayata kendimce yön vermeye çalışma ve bana ayrılan hayatın kendimce tadını çıkarma seçeneğini.

Hayatın tadını çıkarmaya hakkım var. Sonuçta dünyaya bir kere geliyorum ve sürekli dünyadaki haksızlıkları izleyip burada yaşamayı kendim için bir eziyete dönüştüremem. Ama yine de hayatın tadını çıkarırken yönümü şaşırmamak adına, kendime birkaç ilke belirledim.

Birincisi, çok zengin olmayacağım (bunu başarmam hiç zor olmayacak doğrusu); çünkü çok zengin olmak birinin parasını almak gibi geliyor bana. Bir sürü ihtiyaç sahibi insan varken, bankada milyonlarca liranın boş boş yatması bana uymuyor. Gelir uçurumunun olmadığı, herkesin yaklaşık olarak orta gelirli olduğu bir dünya hayal ediyorsam, benim de orta gelirin üstüne çıkmamam gerekir.

İkincisi kendim olmak, eğer herkesin kendi olmasını istiyorsam, kendi güçlü yönlerini ve yeteneklerini keşfetmesini istiyorsam, kendime de bu hakkı tanımam gerekir.

Üçüncüsü, bana uymayan ve eşitliği çağrıştırmayan şeyleri hayatıma almamak, sonuçta güzel bir dünya yaratmak istiyorsam ve dış dünyada örgütlü bir mücadele vermeyeceksem, bu mücadeleyi kendi hayatımda vererek kendi çapımda küçük bir devrim yapabilirim.

Dördüncü ve son olarak, eğer insanların çoğunluğu dünyadan beklediğim vizyonları gerçekleştirmeye hazır olursa, onları destekleyeceğim. Yani sonsuza dek kenara çekilmişim gibi bir durum yok aslında, insanlık ne yapıyor diye göz ucuyla yine takip edeceğim ve gerçekten gerektiğinde ve ben de hazırsam o zaman desteğimi sunacağım. Yani oksijen maskesini önce kendime, sonra ülkeye takacağım diyebilirim özetle.

Her gün sosyal medyada haberlere ve insanların yorumlarına bakıp kendimi sinirlendirmek yerine, bu yeni aldığım kararla kendi açımdan yeni bir döneme girmiş bulundum. Artık ülkenin ya da dünyanın gündeminin kendi gündemimin önüne geçmesine izin vermeyecektim. Dünyadaki kötü şeylere zaman zaman üzülebilirdim; ama benim hayatım da önemliydi! Herkes dünyada yolunda gitmeyen şeyler için kendini yıpratıp sürekli bir sinir olma döngüsüne girerse, bu gidişle kimse güçlü kalamayacaktı. Halbuki birileri mutlu olmalı ve bütün bu mücadeleleri ne için verdiğimizi bize hatırlatmalıydı. Sonuçta bütün mücadeleler daha iyi yaşamak ve mutlu olmak için değil miydi? Bunu neden her şeyin mükemmel olduğu o belirsiz geleceğe erteleyeyim, şimdi de mutlu olmayı seçebilir insan.

Photo by Tim Mossholder from Pexels

 

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.
Begum Sahin Bilgin
Begum Sahin Bilgin
Tatlı bir Ege kasabasında yaşayan, piyano çalmayı, taş boyamayı ve yürümeyi seven, kendi halinde bir insan. Kisilikkulubu.com'u yaptı ve üniversiteden bu yana yazdığı bir blogu var: livingmaze.blogspot.com

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

#cüretet’tim Memelerimi Aldırdım

Meme ne dişi bir kelime değil mi? Maalesef ülkenin büyük çoğunluğu ne yazık ki hala meme demekten çekiniyor. Karşı cinse memeyle ilgili bir rahatsızlığını anlatırken...

Şimdi Kaldırdığın O Eli Yavaşça Aşağı İndir!

Bir kadının, yaşadığı hayat boyunca, içinde binlerce kadın ölür ve yerine yenisi doğar. İlk kez aldatıldığında biraz masumiyetinden kaybeder. Annesiyle her kavga ettiğinde kendi...

Eşiksellik ve Belirsizlikte Asılı Kalma Hali

Antropoloji yazınında bir kaç isim var. Keşke herkes bilse okusa dediğim. Zamanı geçmeyen, eskimeyen ve farklı bağlamlarda bile bir açıklama getiren kuramları ile hayatı...

2020’ye Mektup ve Özetler: Sıra Dayağı, Kapitalizmin Sonu, Bireysel Sosyal Sorumluluk

Hiçbir yılı bitirdiğimde oturup “ben bu yıl neler fark ettim, neler öğrendim?” diye düşündüğümü hatırlamıyorum. Ki, hayatı pamuk şeker tadında geçmiş birisi de değilim....

Aşağı bakmayacağız

Biz bu komutu çok iyi biliyoruz. Biz bu toprakların kadınları olarak bu komutu kimseden almasak bile kendi iç sesimizden duyuyoruz. Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektörü Melih...