Ana Sayfa FEMİNİZM Kanatları Kesilen Kuşlar

Kanatları Kesilen Kuşlar

Herkesin farklı bir korona hikayesi var, bu da benimki…

Sağlık çalışanı eşimi büyükşehirde bırakıp iki küçük kızımla birlikte Anadolu’daki ailemin yanına sığındım bundan yaklaşık bir ay önce. Aklım onda olsa da, çocuklarımı korumak ve onlara biraz daha nefes aldırabilmek adına hepimiz için en doğrusunun bu olduğuna karar verdik birlikte.

Bankacılık okuyan annem, üniversiteden sonra çalışmayıp çocuk büyüten okumuş ev kadınlarından. Babamsa ailesinin bakımını üstelenen, evini geçindirmek için çalışan adamlardan. Aralarındaki evlilik sözleşmesine sözsüz olarak eklenen anlaşma maddelerine göre annem evde, babam işte çalıştı yıllar boyunca. Annem babamın yemeğini hazırlayıp önüne koydu, çamaşırını yıkayıp katladı, gömleklerini ütüledi, yeri geldi o gün hangi gömleğini giyeceğini bile söyledi. Aynı düzen babam emekli olduktan sonra da devam etti, üstelik yeni bir iş daha eklendi annemin listesine: tansiyon ve şeker hastası babamın ilaçlarını takip etmek, hangi saatte hangi ilacını alacağını hatırlamak ve bir bardak suyla önüne getirmek.

Evindeki bu patriyarkal düzenden hayatı boyunca nasiplenen babam iyi bir insan. Helal para kazandı, haramla işi olmadı. Yalan söylemedi, kimseyi kandırmadı. Kızlarının okuması için canla başla çalıştı, ablamla beni de çalışmaya sevk etti hep. İkimiz de üniversite okuduk; ablam kurumsal hayatta yükseldi, bense kendi işimi kurdum. Kendi işimi yapabilmek çocukların bakımının ağırlıklı olarak bende olmasını gerektirse de bu kriz ortamında onlara daha sağlıklı ve sakin bir düzen verebilmemi sağladı.

Ve işte şimdi, yıllar sonra geldiğim babamın evinde, annemin maruz kaldığı bu adaletsizliğe dayanamıyorum. Hayatını feminist bir bakış açısıyla yaşayan, çocuk bakımı ve ev işlerini eşiyle paylaşan bir kadın olarak, annemin, kendi öz babam tarafından maruz bırakıldığı bu kölelik düzeni beni çok sinirlendiriyor. Annemle babamın evinde de, ilişkisinde de değişen bir şey yok. Ben büyürken de annem babama hizmet etti, şimdi de öyle… Ancak bu kriz dönemini atlatmak için sığındığım bu evde buna daha fazla tahammül edemiyorum.

Ve hiçbir şey yapamıyorum.

Yapmalı mıyım? Onu da bilmiyorum. Annemin itiraz etmediği, değiştirmediği bir düzeni, bunca yıldan sonra, bunca yaşanmışlıktan sonra değiştirmeye kalkmalı ya da değişmesi gerektiğini haykırmalı mıyım? Bana düşer mi?

Annem bile kendine uygulanan bu baskıya ses çıkarmıyorsa, buna alışmışsa, bunu kanıksamışsa, taşları yerinden oynatmaya cesareti ya da imkânı yoksa, idare ediyorsa, alan memnun, veren razıysa buna itiraz etmek üçüncü bir kişi olarak benim haddime mi? Eğer arada karşılıklı mecburiyetten de olsa doğan bir rıza ilişkisi varsa bu sözleşmenin adil olmadığını haykırmak başkalarına düşer mi? Bu başkası, kızları bile olsa?.. Yanıtını bulamıyorum. Zaten cesaretim de yok.

Bu soruları sorduktan sonra, “alan memnun, veren memnun olmasa da razı” düzenindeki ‘Rıza’ kavramına bakıyorum. Neydi acaba annemin bundan yıllar önce ‘Evet’ derken razı olduğu şey? Buzdağının görünen ucuna razı gelirken, altından çıkacakları bilseydi de razı gelir miydi böyle bir hayata? Evet’inin bedelinin ne olacağını, imza attığı bu sözleşmeyi fesh edemeyeceğini, buna cesaret edemeyeceğini, çünkü buna cesaret etmesi için gerekli kazanımlarını da rızasıyla birlikte teslim ettiğini biliyor muydu?

Eskilerin sözüyle sevişerek evlenen babamla annemi, iki kızlarını da büyütüp evden gönderdikten sonra sürdürdükleri hayatta, birbirlerine olan ihtiyaçları bir arada tutuyor. Babamınki yaşamsal bir ihtiyaç. Hayatı boyunca ev işi yapmamış, üç gün yalnız kalsa dördüncü günde açlıktan kendine bakamayacak kadar muhtaç olma durumu… Anneminkiyse daha çok ekonomik. Üniversite diplomasını arşiv kutularına kaldırdıktan sonra para kazanmamış olmanın verdiği bir bağımlılık. Aralarındaki duygusal bağ ise, aşktan da öte, bunca yıllık birlikteliğin getirdiği alışkanlık. İkisinin de bu noktadan sonra yeni bir hayata başlayacak niyetleri de, cesaretleri de, istekleri de yok. Akıllarına bile gelmez.

Erkek-egemen evlerde yaşayan kadınlar, uçmasın diye kanatları kesilen kuşlar gibiler. Seneler önce, mutlu bir yuva kurma hayaliyle geldikleri evlerde yıllar içinde duygusal, bazen de fiziksel olarak istismar edilen, bu istismarın farkında olmadan -ve bazen de ona rağmen- kendilerini istismar eden adamlara ekonomik ya da sosyal olarak mecbur kalırken duygusal olarak da bağlanan, celladına âşık olan, Stokcholm sendromundan çıkamayan kadınlar var dünyanın her bir yerinde…

Onlardan biri de benim annem.

Photo by Ismael Sanchez from Pexels

 

Dijital Topuklar’da yazılan yazılar, yazarın bakış açısı ve fikirlerini yansıtmakta olup, Dijital Topuklar’ın görüşlerini temsil etmeyebilir.
Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

3 YORUMLAR

  1. Yazı o kadar tanıdık geldi ki bana, bizim mahallede bile bu şekilde devam eden onlarca evlilik olduğuna eminim. O zamanlarda erkeğin evde iş yapması, çocuklarla ilgilenmesi gibi bir algı olmadığından normalleştirilmiş bir durum bence. Emeklilikten sonra ise ya bunu kaldıramayan boşanıyor ya da zorunluluklar veya kanıksanma sebebiyle devam ediyor. Aslında ne kadar tezat, aslan oğlum diye pohpohlanan bir erkeğin kendi hayatını idame ettiremeyecek becerilere sahip olmadan büyütülmesi! Ben dahil yeni ebeveynler kız-erkek ayrımı yapmadan insan olarak çocuklarının ayakları üzerinde duran, her koşulda kendi hayatlarını sürdürebilecek beceriler kazandırmalı.

  2. Bugün aynı hikayeye kapılan ben, kanatlarının kesilmesine izin veren, kendi hayatına sahip çıkmayan ben. Bazen hiçbir şeye cesareti olmuyor insanın.

  3. Annenizi bu konuda uyandirsaniz kadın şuan yaptığı şeyleri daha içinden gelmeyerek zorla yapmış olacak. Belki rutini haline gelen şeyler onun gözüne daha çok batacak. Erkek aynı şekilde devam edecek çünkü bu çok basit ve hemen degistirilebilecek bir düzen değil, toplumsal düzen bu. O kadar hayatın içinden ki, benim annem ve rahmetli babam da öyleydi. Bir cok büyüklerimiz öyle. Biz oğlan çocuklarımızı farkındalıkli ve yaşamın içinde büyüterek topluma kazandıracağız:) Nüans da burada iş yine kadına düştü iyi mi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

1 Kasım 2020’de, #dijitaltopuklarevde

2016'dan bu yana her yıl 1 Kasım'da Dijital Topuklar'ın zirvesinde bir araya geliyoruz. İçeriğimiz, konuklarımız, mekânımız değişse de, değişmeyen tek şey 1 Kasım tarihi oluyor. 2020...

Bir refleks olarak ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’

Halit Ergenç’in arkadaşı Ozan Güven ile ilgili yaptığı açıklama özellikle sosyal medyada gündeme oturdu. Oturmayacak gibi de değildi zira kendisi dedi ki "Ben Ozan'ı...

Amor Fati

‘Amor Fati’ Latince bir söylem olup dilimize ‘kaderini sev’ ya da ‘kaderine evet de’ şeklinde çevrilmiş ve belki de tarihin en önemli filozoflarından biri...

Ev Yapımı İçerik Atölyesi: 26 Eylül 2020

Sosyal medya üzerinden sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? Kendinizi yazarak ifade ederken, kendi topluluğunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O halde sizi Dijital Topuklar'ın düzenleyeceği Ev Yapımı...

Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Aşağıdaki metin Dijital Topuklar için Ezgi Özkök Sefer tarafından "Dopamine, Smart Phones & You: A Battle for Your Time" başlıklı yazıdan çevrilmiştir.  Facebook’un büyümeden sorumlu...