Ana Sayfa Kişisel Gelişim Gücünüz, Her Şeyiniz

Gücünüz, Her Şeyiniz

Korku… En iyi bildiğimiz birkaç duygudan biri… Hele şu zamanlarda… Zorlu süreçler yaşayan güçlü kadınlarız. Bu duygu her zaman bizimleydi. Attığımız her adımda, belki de bu ülkede hep bize kendini hissettirdi… Ama ben kendi içimde hepinizin hissettiğinden emin olduğum bir başka şeyi daha hissettim; Güç. İkisi de beraber seyir aldı hayatımda. İkisinden baskın olansa daima “Güç”tü. Yaşadığımız bu süreçte de güç kendini gösterdi.

Kaygı düzeyi yüksek olan biri olarak, bu yazıda “Kaygılarımız ve onların beslediği korkularımızla nasıl baş edebiliriz?” üzerine kendimce bir şeyler anlatacağım… Herhalde en başta beynimizin bizi ne kadar kandırmayı seven bir organ olduğundan bahsetmek şart. Beyin kuvvetli bir senarist bence. Evet, evet tam olarak böyle tanımlayabilirim bu değerli ama bizi kandırmayı seven “dehliz” organını… Beyin simülasyonlar yaratmayı seven bir organ… Bilinçaltımızdan ilhamla sunuyor bize senaryolarını… Sanırım önce bunu hatırlamak hatta hiç unutmamak gerek.

Sonrası ise kendi gereksinimlerini tanımlayabilmek ve anlayabilmekte… İnsan kendi gereksinimlerini anlamlandırabildiği zaman, kaygılarını hafifletebilme imkânına da sahip oluyor bence. Hatta bu gereksinimi ve içinde bulunduğumuz anı iyi tanıyabilirsek, ortadan kaldırabiliyoruz bile… Sorun ne? Benim dışımda mı gerçekleşiyor? Nasıl uyum sağlayabilirim? Neden uyum sağlayamıyorum? İşte bu sorular benim kendi kaygı dolu anlarımda birkaç dakika sakinleştikten sonra kendime sorduklarım. Ben kendine sora sora nefes alabilenlerdenim. İlk sorularımın cevapları her ne kadar en başta beni tatmin etmiyormuş gibi dursa da sonra sonra anlıyorum ki aslında beynim derinlerinde bir yerlerinde benim sesli tekrarlarıma inanıyor. İşte “güç” dediğim his benimle burada iletişim kuruyor. “Bana bırak, şimdi ben devreye gireceğim” diyor. İpleri ona bıraktığımda ise kaygılarım bize çok uzun direnemiyor.

Kaygı öğrenilen bir şey aslında… İşte bunu keşfettiğimde ilk kez silkelendim. Bu, ondan beslenmediğimi kanıtlayarak içime su serpmiş aynı zamanda da bana hayatı kendini tanıyarak aşabileceğini gösteren bir belirteç olmuştu. Kendimi tanıdıkça –ki bu klişe değil, gerçekten uzun sürüyor- kaygılarımı kontrol edebildiğimi gördüm ama kendimi tanımam tüm çıplaklığıyla oldu. Kendime zaman verdim, zamana şans verdim ve sonunda kendimle yüzleştim. Klişe bir cümle gibi geldi değil mi kulağa? Ama süreç böyle ilerliyor. Bu süreç sonrası, endişelendiğim her an; “Gerçekten endişeye mahal verecek bir durum var mı?” sorusu kilit soru oldu.

Kaygı eşiği düşük insanlar, bazen sizin de gördüğünüz bir takım şeyleri tehdit olarak algılayabilirler. Ya da hikâye tam tersi gelişir, onların tehdit gördüğü size sıradan gelir. İşte ben hep böyle bir ikileme düştüğümde, kaygımı arttıran olayı yorumlama biçimime bakıyorum. Yani olayla ilgili düşüncelerime… Düşünceler bence duygulara, duygular da yorumlamamıza dönüşüyor gibi… O yüzden bakış açımızı değiştirebiliyorsak ne mutlu bize… Çünkü mevzu bakış açımızı değiştirebilmek ya da kabullenmekte saklı…

Böyle anlarda daima durup, sesli konuşmak, yüksek sesle “şu an olan bu, senin verdiğin tepki bu” diye sesli telkinlerde bulunmak ve hemen ardından sevdiğiniz birini aramak, sesini duymak gerçek ilaç… Bazen de bir meditasyon videosu açıp oradaki sesi dinlemeye konsantre olmak, endişelere biraz zaman tanımak diğer reçetelerden olabilir.

Eğer siz de böyle anlarda kendinizi yalnız ve yeryüzünde bu hissi o an yaşayan “tek kişi” olduğunuzu hissediyorsanız açıklıyorum, ne yalnızsınız ne de tek! Hepimiz bazı anlarda bazı durumların kontrolünü elimizden kaçırıyoruz, bazı anlarda hepimiz kendimizi sorunla/olayla birebir muhatap hissediyor ve çözümsüz kaygılar denizinde yüzüyor gibi uzaktan kendimizi seyrediyoruz. Ama işte bir zaman sonra bu anlardan çıkıp tekrar kendimizi mutlu ve neşeli hissettiğimiz anlara ziyarete gidebiliyoruz ya hani… İşte, o anları bize içimizdeki “güç” ten başkası getirmiyor…

İçinizdeki o güce güvenin, içinizdeki gücün bedeninizi ve beyninizi nasıl kontrol edebildiğini işte o zaman göreceksiniz…

Korkunuzu tanıyın, onu gücünüzle baş başa bırakın, görün sonra nasıl bir bahar gelmiş ruhunuza… Unutmayın, ikisi de sizin içinizde ama bir farkla; korkunuz gücünüze karşı savunmasız…

Photo by Min An from Pexels

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.
Önceki İçerikYeni Bir Gelecek Hikâyesi Yazmak
Sonraki İçerikHelp!

1 YORUM

  1. Böyle durumlarda en fazla yıpratan yalnız olduğumuzu düşünmek aslında, baş etme becerimizi kısıtlayan. Ben de genellikle, kendime yalnız olmadığımı telkin ederek rahatlarım kaygılanınca. Fakat evet kolay değil. ?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

1 Kasım 2020’de, #dijitaltopuklarevde

2016'dan bu yana her yıl 1 Kasım'da Dijital Topuklar'ın zirvesinde bir araya geliyoruz. İçeriğimiz, konuklarımız, mekânımız değişse de, değişmeyen tek şey 1 Kasım tarihi oluyor. 2020...

Bir refleks olarak ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’

Halit Ergenç’in arkadaşı Ozan Güven ile ilgili yaptığı açıklama özellikle sosyal medyada gündeme oturdu. Oturmayacak gibi de değildi zira kendisi dedi ki "Ben Ozan'ı...

Amor Fati

‘Amor Fati’ Latince bir söylem olup dilimize ‘kaderini sev’ ya da ‘kaderine evet de’ şeklinde çevrilmiş ve belki de tarihin en önemli filozoflarından biri...

Ev Yapımı İçerik Atölyesi: 26 Eylül 2020

Sosyal medya üzerinden sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? Kendinizi yazarak ifade ederken, kendi topluluğunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O halde sizi Dijital Topuklar'ın düzenleyeceği Ev Yapımı...

Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Aşağıdaki metin Dijital Topuklar için Ezgi Özkök Sefer tarafından "Dopamine, Smart Phones & You: A Battle for Your Time" başlıklı yazıdan çevrilmiştir.  Facebook’un büyümeden sorumlu...