Kimi Kadınlar

Kimse, kolay kolay “ezberimi bozmak istiyorum” demez ve sürdürür gider ilişkisini. Diğer taraftan, kendi doğrusunu arayan kimi kadınlar da, bu ezberlenen ilişkilerden çıkıp gitmek isterler. Çok uzun zamandır bir “çıkış yolu” arayıp durmaktadırlar. Artık, rahatsızlıkları yüreklerine vurmuştur. Arayış sürecinde tamamen kaybolmaktan, azalmaktan, eksilmekten korkarlar.

Kimi kadınlar vardır, işte bu süreçten, her ne olursa olsun güçlenerek çıkmak ister. Bu süreçte onlara şifa olacak arkadaşları da vardır, kolayca dertleşirler onlarla. Çünkü o arkadaşlar, hikayesine en başından beri tanıklık etmişlerdir. Çok klişe söylemlerle geçen zamanlardır bir bakıma. Nihayetinde, çıkış yolu aramaya başladığında, bu ezberi bozmaya niyet edip de derdini arkadaşına anlattığında, o kimi kadınlara verilecek cevapların da, o günler de yaşananların da ezberi bozulur. Arkadaşının anlattığı bu bambaşka derdi dinlemenin, empati gücünü yükseltebileceğini ve günü geldiğinde seni de iyi edebileceğini bilir misin? Hikayesini dinlediğin arkadaşlarından, kendine de bir şeyler biriktirir misin? Aslında yalnızca biri için olmadığını, belki senin de olan bu ezber hikayeyi, bozulduğunda da anlayabilir misin? Size, önce şu bilindik hikayeyi anlatayım…

Hayallerle süslenmiş bir düğün gecesi kimi genç kadının zihninde vardır. Hem de ismen, cismen bilinmeyen biriyle. Hayalindeki biri derken, sorumluluklarının bilincinde, her koşulda hoşgörülü olmaya hazır, anestezi almış da gelmiş gibi orada, öylece, koşulsuz hazır birinden bahsediyorum. O gün orada yaptıklarından, yapmadıklarından asla pişman olmayacağını düşünen ve düşündüren de birinden aynı zamanda. Evet var öyle biri ama “o” hep orda olmayacak onu bilemiyor o vakit kimse, kendisi bile. Gününü bekleyecek anlam bulmak için ve sonra bu hayal ürünü düğün gecesinde olup bitenler ‘saçma sapandı’ olacaklar ki buna maalesef demek bile saçma sapan olabilir.

Saçma sapandı dendiği vakit, artık birçok şeyle birlikte bir çöplüğün içinden seslenir bir zamanlar ayakları yerden kestiren aşk, şehvet… Seslenirler ama artık kimsenin duymak istemeyeceği kadar eskimişlerdir. Sözcükler de ilişkiyle birlikte gençliğini geride bırakmış ve artık değersizleştirilmiştir. Çöplükten çıkıp bir yer aramaktadır kendine, tazelenmek için. Ve beklemeye başlar. Kim bilir belki… Hayat bu belli de olmaz!

Yaşayarak duygulara da sözcüklere de hayat veriyorduk, sonra da bize dokunuyordu bizi iyileştiriyor bazen kötüleştirip en sonunda da güçlendirmiyor muydu? Peki ya güçlenmeyi istedi mi kimi kadın?

Hayallerini bir düğün gecesinde sonlandırmanın huzuru ve ardından gelen rehavetiyle, bir ömür geçeceğini sanmakla başlar o büyük yanlış! Ve bu büyük yanlış, günün birinde büyük hayal kırıklığına götürebilir. Eğer öyle oldu ise, güçlü olmayı dilemez miydi kimi kadınlar? Dilerdi, çünkü böylesi bir hayal kırıklığı kolay baş edilebilecek bir şey değildir. Belki kendi yaşanmışlıklarından biriktirdiğin güçle başarabilirsin. Eğer biriktirememişsen gücünü, nereden bulacağını bilememenin şaşkınlığıyla, erkeğin vicdanına kaçıp orada da oyalanabilirsin süresiz. Bu kırıklığın acısından büyümek gelmez mi aklına ve ıskalamayı mı tercih eder kimi kadınlar? İster mi bir ömür geçsin incinmeden? Üzülmeden yoluna kaldığı yerden devam etmek istemez mi? Konfor çürütse bile “kimin umurunda, nasılsa yaşam sonsuz değil ya” der mi? Dünyaya bir daha gelmeyeceksek önemi var mı öğrenmenin, hikaye yaşamanın, o hikayenin kahramanı olmanın, bunun için acı çekmenin der mi?

Bu dönemeçte, belki bilinçli belki değil ama bir tercih var. Bu tercihin günün sonunda getirdiği yerde, ilişkideki diğerine benzemek diye tehlikeli bir şey var! Kendini tanıyıp, derinliklerine yolculuk yapıp, sevip, koklayıp, hakkını verip yolunu açarsan, meydana çıkarsın ya da saklarsın kendini, kaçtığın o derinliklerine. Sonrasında da unutursun, bu da en kestirme yoldur konfor alanı yaratmak için. Bu alanda çatışma yok. Kabul!

Buradan sonra yaşanan, iki ayrı kişinin ömrünün tek kişilik bir ömre dönüşmesinden başka bir şey değildir. İç içe geçmek, tek kimlik kullanmak, kaybolduğu yeri bilmemek, aramamak bile… En çok da dışarıdan fark edilen uyumlu çift, yakışan çift, ideal çift olur kimi kadınların ilişkisi. Herkes için kendini saklayarak yola devam etmenin normalliğinde, dışarıdan alkış bile tutulur. Örnek bir ilişki biçimi bile olur. Sana da içinde doğru bir şey yapıyor olmanın huzuru kalır.

Huzurlu bir ailenin üyesi kimliğini taşırsın üzerinde. Anne/baba ya da karı/koca ile kurulan cümlelerin içinde de o huzurla gezinir durursun. Ama evlatlar aile üyesi olarak o huzurdan payını alamayabilirler. Çünkü anne ve babanın ses ve tepkilerinin kafa karıştırıcı ve sinir bozucu şekilde birbirine benziyor oluşu, anne babanın cinsiyetlerini yitirmiş olması, evden bir an evvel kaçmayı düşündürten durumlarla dolu bir yere dönüştürmüştür evi. İlişkiyi sizden öğrenmeleri mümkün değildir ki. Ev hayli sıkıcı bir yerdir. Hep aynı şeyi defalarca yaşamaktan ve aynı şeyi konuşmaktan sıkıla sıkıla vazgeçmeden yeni hiçbir şeyi hayatına almadan yaşamanın doğal sonucudur bu. Var olan, büyüyebilecek daha iyiye güzele dönüşebilecek ne varsa hepsi gömülmüştür çoktan. Sonuç budur! İşte bu sığ yerden konuşulur, olaylar bu sığ yerden eleştirilir, en çok da ilişkiler…

Birinin ilişkisinin kötüye gittiği ayyuka çıkmayagörsün, hemen öğütler verilmeye başlanır. “Otur oturduğun yerde…” Orada dile gelir kadın olmak erkek olmak. Dişi kuş olmak, adam olmak diye bir deyim vardır ve vakitlice hatırlanır. İlişki mağduru, kurbanı her kimse o, onun için işe yarar mı bilmem? Duymak istedikleri ise eğer! Anlık şifâdır! İsteyen alır!

Bir de buralarda dolanmadan konuşanlar var elbette. “Çekme derdini, bırak o düşünsün, hayatını yaşa, özgür ol, kendini unutma, elini çabuk tut hayat kısa…” Bunun alt mesajı da “biz yapamıyoruz sen yap” anlamını içerir. “Herkes özgür olmalıdır”, “kimse kimsenin hayatını ipotek altına almamalıdır” diye sesleri yükselirken, kapıların onlara doğru ardına kadar açıldığını fark etmezler. Kapılar da nereden bilsin ki insanın kendine dürüst olamamasının sancısını?

Hiç düşünmezler, öğüt verdikleri kişi bunları duymaya hazır mıdır? Birine zorla, aklından geçemeyen, hatta ona birkaç beden büyük gelen, iyi niyetle söylenmiş tavsiyelerinin canını nasıl acıtacağını düşünmezler. Öyle ne kolay çıkar derinliklerine sakladıkları yerden, kendilerine söylemedikleri. O iş öyle kolay olmuyor, olmadı olmayacak da… İşte tam da burası çok güzel bir yer, gelsenize!

Öğüt verdiğiniz bir kadın olarak cevap veriyorum ve diyorum ki, hazır değilseniz gelmeyin. Bazen hazır olmasa da burada uyanabiliyormuş insan bir vakit. İşte orada uyansaydınız ancak anlayabilirdiniz ettiğiniz beylik lafların acımasızlığını. Bazen konuşmamanın, sadece dinlemenin mucizevi bir yanı olduğunu bilmek gerek. Lütfen şimdi konuşmayın, bırakın acısın, siz yalnızca eşlik edin… Geçecek elbet!

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.
Önceki İçerikTaciz ve Güvensizlik
Sonraki İçerikKorona, Feminizm, Samimiyet

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Aradığınız Çeviklik (Agility) de Yılmazlık (Resilience) da Evde!

Adım FatmaNur. 39 yaşındayım. Pandemiyle birlikte hiç gönüllü olmadığım rolleri üstlenmem, çevik bir adaptasyon sergilemem ve yılmamam gerekti…Biraz epik, biraz lirik tiyatrom evde hala...

İkinci Tekil Mağduru

Yıllardır içinde debelendiğim kurumsal hayattan mıdır, yoksa kurulan iletişim biçiminin üzerinde görünmez bir giyotin gibi durduğundan mıdır bilmem, bazı ilişki türlerinde ikinci çoğul kullanmak...

2020’nin Duygusal Hız Treni, Sıkı Tutunun!

Kelimeleri, bir durumu anlatırken kullanabileceğimiz farklı sözcüklerin olmasını seviyorum. Kalp dersek başka gönül dersek başka olabiliyor çünkü ya da özlem deyince başka hasret deyince...

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...