Pandora’nın Kutusunu Kapatmak

Anadolu’da doğup büyüyen bir kadın olarak hep, dünyanın kadına olan düşmanlığının ne zaman, nasıl ve nerede başladığını merak etmişimdir. Bu konuyu deşeleyince ortaya çıkan sonuçlarsa biz kadınlar için ne yazık ki son derece ürkütücü. Çünkü bugün hala aşamadığımız kadını kötüleme politikası çok eskilere, gerçekten çok eskilere dayanmakta. Binlerce yıl öncesinde kadın Tanrıça’ya sahip olan Anadolu toprakları kadını hayatın kaynağı olarak görüp, el üstünde tutmaktayken erkek Tanrı inancına sahip Batı toplumlarının siyasi üstünlük elde etmek uğruna yürüttüğü karalama kampanyasıyla karşı karşıya kalıyor ve ne yazık ki başarısız oluyor.

Yaklaşık M.Ö 1200’lerde Batı’dan gelip Anadolu’yu işgal eden Dor’lar kendi Tanrıları Zeus’u Anadolu’nun Tanrıça’sına üstün kılmak için ikisini evlendiriyorlar ve kadını kocasının arka planında kalmaya mecbur ediyorlar. O andan itibaren kadın hep fitneci, dedikoducu, ihtiraslı, kıskanç, kendini bilmez ve akli olarak yetersiz bir varlık olarak sembolize edilmeye başlıyor. Antik Yunan mitolojisini ve eş zamanlı diğer coğrafya mitolojilerini incelediğimizde karşımıza hep aynı sonuç çıkıyor: ‘Kadın kötü bir varlıktır.’

Bugün halen sıklıkla kullanılan “Pandora’nın Kutusu” sözünü duymuşsunuzdur. Pandora, Tanrı Zeus’un insanları cezalandırmak amacıyla yaratılmasını istediği “ilk kadın insan” olarak bilinir. Mitosa göre Pandora’nın yaratıcıları onu mükemmel bir güzelliğe sahip olarak tasarlamışlar ve bedenini ruh yerine bir ”kıvılcım” ile donatmışlardır. Kalbineyse kin, nefret, haset gibi kötücül duyguları yerleştirdikten sonra Zeus’un kendisine “Sakın açma!” diyerek verdiği kutuyla birlikte yeryüzüne göndermişlerdir. Nihayetinde Pandora merakına yenik düşerek kutuyu açmış ve nefret, kıskançlık, keder, hastalık gibi kötü olan ne varsa yeryüzüne yayılmıştır.

Antik Yunan mitolojisindeki bu kadın tasvirinin çok benzerleri diğer coğrafya mitolojilerinde, sonrasında ise yazılı-yazısız dinlerde hep bir şekilde kendine yer bulmuş ve dünya üzerindeki kadın düşmanlığı işte böyle perçinlenmiştir. Kadın kendisine çizilen bu role mecbur edilmiş ve kendisinin kötü, eksik bir varlık olduğuna inandırılmıştır. Yüzyıllar içerisinde ise bu inanış adeta kendini gerçekleştiren bir kehanet gibi kadınların bedensel güzellik üzerinden bir yarışa girişmelerine ve diğer kadınları dedikoducu, içten pazarlıklı, ihtiraslı, eksik akıllı gibi niteliklerin sahibi olarak görüp onları kötülemeleriyle sonuçlanmıştır. Yani bizzat kadın, kadının düşmanı haline gelmiş, getirilmiştir. Bugün halen hemcinslerimiz hakkında kötü düşüncelere sahip olmak, onları acımasızca eleştirmek ve hatta canlarını yakmak için çaba harcamak gibi aşmakta zorlanılan davranışların hepsi genetik kodlarımıza ve bilinçaltımıza yerleşmiş ‘kadınlar kötüdür’ zihniyetinin bir sonucudur. Bir kadının başarısını yine bir başka kadının çekememesi, kötülemesi ve hatta köstek olması işte böyle bir çelişkinin ürünüdür. Bu çelişkinin farkında olmalıyız. Çünkü ancak ve ancak bu gerçeklikle yüzleşebilirsek karşımızdaki üç bin yıldır süregelen gelenekle mücadele edebiliriz. Bugün artık “Ķötü değiliz, eksik değiliz, yanlış değiliz, güzel görünmek zorunda değiliz, erkeklerle eşitiz biz!” şeklindeki serzenişlerimizi erkek hegemonyasının  yüzüne haykıracak kadar cesuruz bizler. Ama bu yetmez.

Kendimize ışık tutmalı ve diğer kadınları bir rakip olarak değil de aynı kaderden muzdarip birer “kız kardeş” olarak görmeyi başarabilmeliyiz önce. Ancak bunu yapabilirsek üstümüze yapışıp kalan kalıplardan kurtulabilecek ve zihniyetlerdeki gerçek dönüşümü başlatabileceğiz. Gerçek bir dayanışmanın, bir yabancıya duyulan nedensiz sevginin ne demek olduğunu ancak böyle anlayabilecek ve dünyaya değişmekten başka çare bırakmayacağız. İşte bunun için bir kadına eleştirel gözle bakmak yerine onun artılarını görüp takdir etmeyi, eksiklerini ya da farklılıklarını yüzüne vurup ona köstek olmak yerine varlığını, yaşama dair çabasını takdir edebilmeyi, ufacık bir sözle, bakışla belki bir dokunuşla ona destek olabilmeyi öğrenmeli ve bunu sıradan bir hale getirmeliyiz. Yalnız bu şekilde Pandora’nın kutusunu kapatıp hiç varolmamışçasına tarihin derinliklerine gönderebiliriz. Bunu tüm kadınlara ve tüm insanlığa borçluyuz, dilerim başarılı oluruz.

.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir