Kitap Kulübü

Bir Oprah, bir Emma Watson değilim ama bu yıl ben de bir Book Club (Kitap Kulübü) başlattım. Kitap okumayı oldum olası çok sevdim ve kitaplar benim için hem güvenilir dostlar oldular, hem de kaçabileceğim dünyalar yarattılar. Bu yıl birlikte çalıştığım insanlara da olabildiğince bu alışkanlığı kazandırmaya çalıştım. İş yerindeki kadın çalışma arkadaşlarımla okuduğumuz kitaplar hakkında yemekte, serviste, ayaküstü konuşurduk. Bugünlerde her şey için yaptığımız gibi bunun için de bir Whatsapp grubu kurdum, Book Club. Alışılagelmiş olan kitap kulüplerinde insanlar aynı kitabı eş zamanlı okuyup, irdeleyip, tartışırlar. Bizim kulüp bu normun dışında gelişen bir topluluk oldu.

Farklı zevkleri olan bir grubuz, ki bu farklılıklar aynı zamanda bizim güçlü yanımız. Ben genellikle İngilizce romanlar okumayı tercih ediyorum, bu ara çizgi romanlara da merak saldım. Ne zaman yurtdışı seyahatine çıksam ikinci el İngilizce kitap satan dükkanların izini sürerim. Bu dükkanları bulunca saatlerce, raf raf kitapları inceleyip, hem önceden aklımın köşesine not ettiğim kitapları bulurum, hem de daha önce hiç okumadığım yazarlardan bir şeyler seçerim. Geçen ay Barcelona’dan dönerken Hibernian diye ikinci el bir kitapçıdan aldığım çok eğlenceli iki roman getirdim yanımda. Yurtdışından gelen arkadaşlarım da benim ne kadar çok İngilizce kitap okuduğumu bildikleri için üşenmeyip bana istediğim kitap var mı diye gelmeden sorarlar. İşyerindeki kadınlar olarak kimimiz kariyerinde ilerlemiş, sektöre hakim, evli, çocuklu, kimimizin daha ilk iş tecrübesi, kimimiz başka şehirden, kimi başka ülkeden. Bu yüzden kulübümüz yaratılış itibari ile özgür ruhlu oldu. Laissez faire, kim ne isterse onu okusun, ama kulüp bizi sürekli okumaya teşvik etsin istedik. Bunun için basit ama etkili bir yol izledik. Her sabah işe gelince bir önceki gün okuduğumuz sayfa sayılarını Whatsapp grubuna yazdık. Ay sonunda en az okuyan kişi diğerlerine kahve ısmarladı. Çok küçük bir motivasyon olabilir, ama işin sırrı zaten en çok okumak değil farkındaysanız, en az okuyan olmamak. Sürekli okuyan olmak.

Yılın ilk yarısı 7 kişi kitap kulübünü devam ettirdik. Zevklerimiz ve okuma alışkanlıklarımız farklı olsa da kısa sürede birbirimizin okuduğu kitapları merak etmeye başladık. Birimizin okuduğu kitabı bir diğeri istiyor, elden ele kitaplarımızı paylaşıyorduk. Öykü’den Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni ve Jose Saramago’nun Körlük’ünü, Elif’ten Azra Kohen’in Gör Beni’sini aldım. Herkese Mine Söğüt’ün Beş Sevim Apartmanı’nı önerdim. Her biri güçlü kadın karakterler içeren kitaplar. Masumiyet Müzesi özellikle yılın başında hepimizin arka arkaya okuduğu romandı.

Okuduğum kitaplardaki karakterlerin meselelerine kafa patlatmak benim için tıpkı bir dostumun, ailemden birinin derdine ortak olmak gibidir. Sabah serviste Masumiyet Müzesi’ni okuyup, masama gelince kitabı benden önce okuyan Öykü ve Yeliz hanıma, “yahu ne olacak bu Füsun’un hali. Kemal de çok aşağılık” diye az yakınmadım. Körlük’teki insanların ilkelleşip saldırganlaşmaları üzerine bir kâbus görünce bunu yine en iyi anlayacak olan okuma arkadaşlarımla paylaştım. Gör Beni’de Sümerler hakkında yazanları öyle merak ettim ki, hemen konu ile ilgili başka kitaplar araştırmaya başladım. Bir merak kıvılcımı başka bir fitili ateşledi ve yıl boyunca bu tutku artarak devam etti. Ortak birçok kitap okuduk ve aynı karakterler için heyecanlandık, üzüldük. Özellikle kadın çalışma arkadaşlarıma kitaplar önermek ve onların birikimini paylaşmak bana ayrı bir keyif verdi.

Yılın sonuna geldiğimizde artık okuduğumuz sayfa sayısını takip etmiyoruz. “Ne okuyorsun, ne hakkında, bitirince ben alabilir miyim”ler devam ediyor. İyi ki hiç birimizin midesi serviste bulanmıyor, böylece bolca okuyor, kim ne okuyor görüp sürekli yeni fikirler için ilham bulabiliyoruz. Senenin son ayına girerken 30 kitabı bitirmiş ve hala büyük bir heyecanla farklı şehirlerden aldığım, bana tatilde yoldaşlık eden, öneren arkadaşlarımdan parçalar bulduğum kitaplarımı okuyorum. 365 gün zehir gibi zihinleri beslemeden geçirmek için çok uzun, gönlümden geçtiği kadar mesele hakkında kafa patlatmak için ise çok kısa. 2020’nin bana vereceği koskocaman bir yılda okuyacaklarım için çok heyecanlıyım. Beni bu yıl unutulmaz kitaplarla tanıştıran dostlarıma teşekkür ederim.

Avatar
Dijital Topuklarhttp://www.dijitaltopuklar.com
Dijital sektör profesyonellerini bir araya getiren Dijital Topuklar Zirvesi’nde dijital dünyanın fikir önderleri, sosyal medyanın birleştirici gücünden dijital dünyada oyunun kurallarına kadar dijitalleşmenin arkasındaki tüm dinamikleri konuşuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

1 Kasım 2020’de, #dijitaltopuklarevde

2016'dan bu yana her yıl 1 Kasım'da Dijital Topuklar'ın zirvesinde bir araya geliyoruz. İçeriğimiz, konuklarımız, mekânımız değişse de, değişmeyen tek şey 1 Kasım tarihi oluyor. 2020...

Bir refleks olarak ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’

Halit Ergenç’in arkadaşı Ozan Güven ile ilgili yaptığı açıklama özellikle sosyal medyada gündeme oturdu. Oturmayacak gibi de değildi zira kendisi dedi ki "Ben Ozan'ı...

Amor Fati

‘Amor Fati’ Latince bir söylem olup dilimize ‘kaderini sev’ ya da ‘kaderine evet de’ şeklinde çevrilmiş ve belki de tarihin en önemli filozoflarından biri...

Ev Yapımı İçerik Atölyesi: 26 Eylül 2020

Sosyal medya üzerinden sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? Kendinizi yazarak ifade ederken, kendi topluluğunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O halde sizi Dijital Topuklar'ın düzenleyeceği Ev Yapımı...

Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Aşağıdaki metin Dijital Topuklar için Ezgi Özkök Sefer tarafından "Dopamine, Smart Phones & You: A Battle for Your Time" başlıklı yazıdan çevrilmiştir.  Facebook’un büyümeden sorumlu...