Kadın Ne İster Bu Hayatta?

Kadın ne ister bu hayatta?

Nasıl yaşamak ister?

Aslında bir insan ne ister bu hayatta?

Ben önce insanım, sonra kadın, sonra erkek, sonra çocuk…

İnsan olmak neyi içerir özünde?

Tüm sıfatlardan arındırılmış kadın, sadece insan olarak yaşama hakkına sahip! İşte kadının bu gerçek dünyası aslında, tüm sıfatlarından arınmış, kimliğinin gerçek yüzünü görebilen, kimliksizleştirmeden sadece kendi olduğu için kabul gören bir toplum içinde yaşayabildiği hayatı…

Sıfatlar, tanımlamalar, yaftalar, yapıştırmalar, takılar… Bizi biz yapan ne varsa arka plana atan bir toplum içinde maruz kalınan aşağılanmalar, saldırılar, tacizler vs.

Tüm bunlar bizi insan yapan değerlerden uzaklaştırarak kategorize eden, sınıflandıran, kalıplara sıkıştıran olgular. Doğumdan itibaren aklımızın bir köşesine yazılan, içimizdeki kara kaplı defterin dışarıya yansıması. Ruhumuzun derinliklerinde hayatımız boyunca biriktirdiğimiz karanlık düşüncelerin kara kutusu adeta…

Tüm bu sıfatlar; yaşantımız içinde karşılaştığımız olaylarda beynimizin karanlık bir köşesine attığımız ve sonrasında geri çağırdığımız düşüncelerimizin yarattığı yanılsamalardır.

Aslında gerçek yaşantımızın kabusu olan her şey! Biz kimiz, neyi istiyoruz? Nasıl yaşamak istiyoruz? Bu ve bunun benzeri tüm soruların cevabını veremediğimiz her an sanal bir dünya yaratarak yaşıyoruz. Yaşadığımıza inanarak, yaşadığımızı sanarak aldanıyoruz.

İnsan olmak nasıl bir olgu, henüz bunu çözememiş bir toplumda kadın olmayı anlamak ve anlatmak çok karışık bir mesele zaten.

Bizi sıfatlarımıza hapsetmiş tüm erkekleri yetiştiren kadınlar olarak önce insan olmayı öğretebilmeliyiz! Tüm evlatlarımıza önce insan olmak ne demek öğretebilirsek sanırım bu sorunların üstesinden gelebiliriz.

Sadece öğretmek de yetmez belki, bunu sürdürebilmek, tüm topluma yayabilmek , yaşayabilmek ,yaşarken hissedebilmek gerekir.

Önce insan gibi yaşamayı öğrenmek, insan gibi hissedebilmek ve sonra birlikte yaşamımızı sürdürdüğümüz herkesin insanca yaşayabilme haklarını ihlal etmeden yaşamlarımızı sürdürebilmek…

Aslında yapılan tüm tanımlamalar, yakıştırılan tüm sıfatlar arkasında gizli bir tehlike barındırır. İnsanları sınıflandırmak, kategorize etmek yasaların karşısında eşitlik ilkesini de ihlal etmektir. Toplumların, özellikle de geri kalmış toplumların en büyük ve kanayan yarası kadın olarak yaşayabilme hakkının ihlal edilmesi ve elinden alınmasıdır.

İnsan haklarının ihlal edildiği bir yerde kadının adı yoktur zaten! Kadını bir meta gibi gören toplumların da insan hakları ile yakından uzaktan alakası olamaz! Az gelişmiş veya geri kalmış toplumlar gerçekte bu yüzden gelişememektedir. Her nerede kadının kimliği sıfatlarından sonra geliyorsa çok dikkat edin, o toplumlar zaten geridedir. Çünkü kadını olmayan bir toplum gerçekte var olmamıştır ve olmayacaktır. Kadın anadır, anaçtır, tüm sıfatların üzerinde yaratıcıdır, yeni bir can dünyaya getirir.

“Yaradılanı severim Yaradandan ötürü” demiş Yunus Emre, boşuna mı? Seni yaratanı sen sevmezsen eğer kendini sevmezsin, sen seni sevmezsen aslında sen kimsin?

Tüm evrenin Yaratıcısını seviyorsun ama O’nun yarattığını eziyorsun ki; Tanrının kadına bahşettiği o büyük gücü görmezden gelip senin dünyaya gelişinin sebebi olanı sen öldürüyorsun!

Seni sen yapan, sana can veren kadını sıfatlarına hapsedip, kategorize ediyor, parçalayıp bölüp yok ediyorsun. En baştan beri anlatmaya çalıştığımız esas mesele, seni sen yapan tüm değerlerin yok edersen sen yok olursun aslında!

Tıpkı bir ulusun tarihini hiçe sayması gibi, topraklarını yok etmesi gibi…  Sen de Anadolu’yu yok eden bir hain gibi davranıyorsun. Eğer Anadolu’yu yok edersen kendini de yok edersin.

Ey biz kadınlara sıfatlar koyan, bizi sınıflandıran ve kendini Yaradandan üstün görmeye çalışan insan müsveddesi; aslında sen yoksun, hiç olmadın! Bil ki varlığın bir yanılsama! İnsan olmayı başarabilen herkes senin bu dünyada olmamanı sağlamak için elinden geleni yapıyor ve yapmaya devam edecek…

Ama bilin ki kadını sıfatlarıyla kimliksizleştirmeye çalışan, korkutup sindirmeyi başardım zanneden sizler yok ettim deseniz bile her seferinden çoğalarak gelen ve sıfatlarının biri hariç hepsini reddeden, gerçek kimliğine sahip kadınlar her gün kabusunuz olacak.

Biri hariç dedim, çünkü o tüm sıfatların üzerinde, kadının özünde bir parça, kadının varoluşunun en anlamlı parçası olan anaçlığı! Bu yüzdendir ki zaten Yaradanın bahşettiği  o muhteşem ve mucizevi özelliği sayesinde sizler dünyadasınız ve nefes alabiliyorsunuz.

Bu yüzdendir ki zaten, kadınlar bu kadar asil ve bu kadar sevgi dolu varlığı ile dünyaya her dokunuşunda dünya değişiyor ve her bir kadın bir vahşete kurban gittiğinde aslında sadece kadınlar değil, tüm dünya ağlıyor!

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir