Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER Değişime Cüret Etmeye Değmez Mi?

Değişime Cüret Etmeye Değmez Mi?

Bakış açısı, çok sık kullanıp ne denli etkili olduğunu bilmediğimiz bir kelime bence. Hatta bakış AŞIsı olarak değiştirmek isterim adını. Zira, açını değiştirdiğinde hayatını aşılamış oluyorsun bir nevi. Nasıl mı?

Nasıl ki aşı yaptırmak bazen şifa, bazen de olabilecek tehlikelere karşı bir nevi önlemse; bakış açısını değiştirmek de aynı etkiyi yapıyor hayatımızda. Düzenlediğim bütün eğitimlere şu gözle bakıyorum: Diyelim ki 3 kişi katıldı. Her insanın etki alanında 1000 kişi var deyip 3’ü 1000 ile çarpıyor, 3000 kişi katılmış gibi seviniyorum. Adeta kocaman bir açık hava amfisindeymişim gibi hissediyorum kendimi.

Malum, son dönemde yapılan bilimsel araştırmalar duygularımızın aslında birer enerji frekansı olduğunu, dolayısıyla da ölçülebilir olduğunu söylüyor. Ve hatta yüksek frekanstaki enerjilerin düşük enerjilerden baskın olduğunu ve çevredeki negatif/düşük enerjileri dengelediğini söylüyor. Hani enerjisi yüksek birisiyle konuşmak bazen iyi gelir ve sürekli onun yanında olmak isteriz ya, işte temelde bu duygunun bilimsel açıklaması bu. Onun yüksek frekansı benim düşük frekansımı dengeliyor.

Kendimizden başlarsak, ben kendimi iyi hisseder, tüm hücrelerimde sevgiyi işler, bilinç seviyemi yükseltirsem çevremdeki negatif enerjileri de dengelemiş oluyorum. Bir kişinin kendisiyle ilgili çalışması çevresine şifa oluveriyor fark etmeden. Dolayısıyla en ufak bir farkındalık ve bilinçlenme çalışmasında ailemiz, toplumumuz, ülkemiz ve hatta insanlığa dair bir şeyleri değiştirmiş oluyoruz. En azından olumsuzu dengelemiş oluyoruz. Çarpıcı bir araştırma sonucu da şu ki, gerçek sevgiyi yaşayan bir insanın yaydığı enerji 500 Hertz olarak ölçülüyor ve tek başına bu enerjinin 750.000 kişinin yaydığı düşük enerjiyi dengelediği görülüyor. Sadece bu bilgi bile değişime kendimizden başlamamız için olağanüstü bir motivasyon değil mi?

Şunun da altını çize çize paylaşmak istiyorum: Yanımda ülkemdeki eğitim, farkındalık, bilinçlenme seviyesini sürekli eleştirenlere bir bakıyorum, kendisiyle ilgili hiç bir çalışması/değişim/dönüşüm gayreti yok. Önce ülke değişsin diye bekliyor. Hatta, bir gün 3 çocuğum olduğunu öğrenen fazlasıyla “eğitimli” kariyer sahibi bir kişi dedi ki:

“Böylesi bir dünyaya 3 çocuk getirmekten korkmadın mı?”

Cevapladım:

“Evet, öyle bir görüntü var ama dünyaya çocuk getirmek için dünyanın iyileşmesini beklemek gibi bir niyetim yok. Onun yerine böylesi bir dünyaya iyi çocuklar miras bırakmak gibi bir gayretin peşindeyim.”

Herkes istiyor ki dışarıdan yumurtayı kırsınlar, ben içeriden niye uğraşayım ki? Ama güçlü ve sağlıklı bir büyüme için kırılmanın yumurtanın içerisinden olması gerektiğini bilmiyor. İşte, tam da bu nedenle kitap okuyan, atölyeye katılan, koçluk alan, herhangi bir vesileyle (eğitimin ismi her neyse…) kendini fark etmek çabasında ve adım atma cesaretinde olan insanlarla tanışmak beni çok heyecanlandırıyor. Zira, bir taş atmak suretiyle halka halka büyüyecek dalgalanmayı başlatmış oluyor bu kişiler.

Hani, hatırlarsanız geçtiğimiz senelerde “Arap Baharı” için bir ülkede başladığı ve diğer civar ülkelere etkisi yayıldığı için “Domino Etkisi” ifadesi kullanılmıştı. Aynen böyle, kendinle ilgili ufak bir farkındalık, domino etkisiyle kim bilir ülken için hangi şifaya vesile oluyor.

İşte bu nedenle “kişisel gelişim” ismini sevmiyorum, çünkü kişisel gelişim niyetiyle yola çıkıyoruz belki ama yolun sonu toplumsal, hatta daha bütünsel bir gelişime gidiyor. Siz bir gün bir yerde kendi adınıza eğitim alıyorsunuz ama o eğitimin insanlık adına, iyilik adına bir maya oluşturduğunu fark etmiyorsunuz.

Bütün bu güzellik de, basit ama cesaret gerektiren bir adımla başlıyor. Cesaret demişken, cesaret duygusu titreşimi 200 Hertz olarak yüksek frekanstaki duyguların en altında yer alıyor, yani tam sınırda. Hemen sonra kibir, öfke gibi düşük frekanslı olarak adlandırdığımız duygular başlıyor. Tam da bu noktada cesaret etmek, değişime cüret etmek çok ciddi bir adım. Zira tam sınırda olması cihetiyle yukarısı aydınlık, aşağısı suçluluk!

Evet, ne diyordum?

Okyanustaki damlayız elbet ama damladaki okyanus olma kısmına odaklandığımızda neler mümkün olur bir düşünsenize!

Bir kişinin aydınlanması bir ülkenin kurtuluşu olur belki. Asırlar evvelinden olduğu gibi!

O zaman soru şu: Hal böyleyken değişime cüret etmeye değmez mi?

Önceki İçerikKitap Kulübü
Sonraki İçerikSirkeli Hayatlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

1 Kasım 2020’de, #dijitaltopuklarevde

2016'dan bu yana her yıl 1 Kasım'da Dijital Topuklar'ın zirvesinde bir araya geliyoruz. İçeriğimiz, konuklarımız, mekânımız değişse de, değişmeyen tek şey 1 Kasım tarihi oluyor. 2020...

Bir refleks olarak ‘Mutlaka orada bir şey olmuştur’

Halit Ergenç’in arkadaşı Ozan Güven ile ilgili yaptığı açıklama özellikle sosyal medyada gündeme oturdu. Oturmayacak gibi de değildi zira kendisi dedi ki "Ben Ozan'ı...

Amor Fati

‘Amor Fati’ Latince bir söylem olup dilimize ‘kaderini sev’ ya da ‘kaderine evet de’ şeklinde çevrilmiş ve belki de tarihin en önemli filozoflarından biri...

Ev Yapımı İçerik Atölyesi: 26 Eylül 2020

Sosyal medya üzerinden sesinizi duyurmak mı istiyorsunuz? Kendinizi yazarak ifade ederken, kendi topluluğunuzu bulmak mı istiyorsunuz? O halde sizi Dijital Topuklar'ın düzenleyeceği Ev Yapımı...

Dopamin, Akıllı Telefonlar ve Siz: Zamanınız için Bir Savaş

Aşağıdaki metin Dijital Topuklar için Ezgi Özkök Sefer tarafından "Dopamine, Smart Phones & You: A Battle for Your Time" başlıklı yazıdan çevrilmiştir.  Facebook’un büyümeden sorumlu...