Seslenmeye Cesaret

O kadar hızlı yaşıyor ve düşünüyorum ki yazarak belki takip edebileceğimi düşündüm.

An geliyor hayatta her şeyi yapabilecek gücü hissediyorum (-ki çok kısa sürüyor), geri kalan zamanlarda da kaybettiğim gücün arkasında kalan hayatımı nasıl toparlayacağım nasıl bir yol izlemem gerektiği ile ömrümü harcıyorum. Çok küçük yaştan beri hayaller kuruyorum, yazıyorum, bozuyorum ama bir yere vardığımı söyleyemem. Vardığım ya da başardığımı söylediğim, söyledikleriniz hiç biri kontrolüm altında olmayan tamamen sürece göre şekillenen gelişine vurduğum ve gol olan şeyler sadece.

Ne milyonlarca takipçim var ne de sosyal hayatımda bir kitleye hitap eden biriyim. İlham verici veya özenilecek bir hayata da sahip olduğumu söyleyemem. Ama var olan durumumu iyi  “-miş” gibi betimleyebildiğimi düşünüyorum. Bundan yola çıkarak kendimce bir şeyler karalamak, saçmalamak buna sizi de ortak etmek istiyorum.

Hepimizin yaşadığı sıkıntılar, zorluklar ve trajikomik olaylardan ben de nasibimi alıyorum. Sanki hayatı ‘en’lerde yaşıyorum. Sakin bir şekilde ilerleyen bir hayatım yok. Ya her şey çok güzel, ya da her şey berbat gibi. Ortasını tutturabilenleri hayretle izleyip, saygıyla selamlıyorum.

29 yaşında yaşamımın artık büyük bir kısmını iş hayatı mücadelelerimle geçiriyorum. Saçma senaryolara mahsur kalıyorum ya da sebep oluyorum, bilmiyorum…

Niyetimin kendim ve çevreme iyi olduğu müddetçe yapacağım, gerçekleştirmek istediğim şeylerin hep daha kolay olacağını düşündüm. Ancak bu kısım sadece teorikte işliyor. Pratikte kimyasını çözemediğim, öngöremediğim durumlar ile baş başa kalıyorum, kalıyoruz.

Kararsızlığımın pik noktasına ulaştığım bir dönemdeyim yine, daha kötü zamanlarım olmuş muydu? Yani, evet ama her süreç kendi içindeki dinamikleri ile daha mutluluk verici ya da daha beter olabiliyormuş. Her yaşadığım deneyimden çıkardığım gibi bu konuda da sabit fikirli değilim artık.

Sosyal medyayı kabullenmem ve bu dünyaya dâhil olmam yaşıtlarım ile karşılaştırdığımda epeyce geç kaldığımı söyleyebilirim. Ama ‘ben de sizden biriyim, yalnız değilsiniz’ demenin en kısa yolu artık bu sanıyorum.

Çok basit eylemlerden keyif alıyorum. Çok basit anıları içselleştiriyorum. Yirmili yaşların başındaki gibi ezbere ve sentetik düşler kurmuyorum. Hayattan istediklerim oldukça minimalist aslında. Ancak öyle ters bir zamanda yaşıyorum, yaşıyoruz ki isteklerim seneden seneye azalıp küçüldükçe aynı oranda yükselen ve güçleşen bir hayat yaşamak zorunda bırakılıyorum. Bir türlü orta noktayı bulamıyorum.

Bugün o cesareti toplayıp bilgisayar başına geçtiğim gibi yine aynı cesaret ile sosyal medyada yiyecek içecek sektöründe birilerinin ya da kurumların acınası ya da pozitif ayrımcılık mottosu altında desteklenmeksizin gurme ve keyifli bir hayatı yaşamanın paylaşımlarını yapmak istiyorum. Bu basit bir mahalle arasındaki börekçi de olabilir, semtimin seyyar köftecisi, ya da kilometrelerce yol kat edip gittiğim bir turşucu da olabilir. Tamamen iştahıma ve hevesime göre şekillenen beni sınırlamayacak ya da olduğumda farklı göstermeyecek yerlerde ve sevdiklerimle olacak.

Sofralar benim kutsalım ve onları daha güzel haline getiren şeyler ise o ortamı, ambiyansı paylaştığım ailem, arkadaşlarım olacak. Tuzu, biberi ise belki arka fonda çalan uzun zamandır dinlemediğim ya da ilk kez dinleyip çok sevdiğim bir parça, günün en güzel saatini yakaladığım bir gün batımı, sabah güneşi, kokladıkça içime huzur dolan deniz manzarası olacak belki.

Sözü uzatmaya gerek yok, işte buradayım aranızdayım.  Dijitaltopuklar.com’da yazmaya cüret ediyorum.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir