Şefkati İlk Önce Kendine Göster

Hayatınızda hiç ‘ben ne yapıyorum’ dediğiniz anlar oldu mu? Peki bu anları sık sık yaşayıp yine de o sarmalın içinden çıkamadığınız? Kendinizi doğru sözcükleri bulup anlatamayacak kadar yalnız hissettiğiniz? Eskiden özünüze iyi gelecek eylemleri ezbere bilip harekete geçtiğiniz, kendi can sıkıntınıza çare olduğunuz ancak artık kim olduğunuzu bile hatırlamakta zorlandığınız? Sanki bir filmden kare hatırlıyormuş gibi yüzünüzü gülerken hayal meyal anımsadığınız ama siluetinizi bulanık gördüğünüz?

Ben bu karmaşık zihni, bedenimden kopmuş ruhumu uzunca bir süredir taşıyorum. İşin tuhaf tarafı, öyle kopmuşum ki aynada kendimi görmekten, bunu fark etmemi sağlayan ‘sen eskiden gülüyordun’ diyen kuzenim, ‘artık bakmıyorsun bile’ diyen eşim oldu. Duygularım, düşüncelerim o kadar ağır geliyor ki, yardımı kimden isteyeceğim bilmiyorum. Nerede kaldığımı, beni en çok neyin sevindirdiğini, kendimi ne ile meşgul ederek gerçekleştirdiğimi, tüm benliğimle yaptığım, becerebildiğim ne vardı hatırlamıyorum. Günü kurtarıyorum, artık okuduklarım, altını çizdiğim olağanüstü cümleler, ebeveyn olmakla ilgili okuduğum tüm sıralanmış tavsiyeler (çünkü okumakla mükemmel bir anne olunuyor!) kızımın beynini, kalbini, karnını doyurayım derken mideme sızmış kendi duygumu anlamakta zorlandığım günler yaşıyorum.

Anne olmakla ilgili inanılmaz bir baskı hissediyorum bu aralar. Kızımı büyüttüğüm bu iki yılımı yine de hiçbir şeye değişemem ama bu kadar yalnız olmak zorunda mıydı bu mücadele? Konuşurken inanılmaz keyif aldığım, akşam olsa da görsem dediğim eşimden, şimdi kafamı kaldırıp bakamayacak kadar ne ara soyutladım kendimi? Çocuk büyütmek sizi de büyütüyor evet, koskocaman bir sevgi buluyorsunuz içinizde, yumuşacık, küçücük elleri sizin ellerinizi sarınca bütün vücudunuza sanki enerji yükleniyor ama içinizdeki çocuğu beslemezseniz yetişkin halinize çok alçaktan bakıyor ve bir süre sonra iletişim de kopabiliyor. Hislerinizi anlatmaya kalkışıyorsunuz, o kadar ifadesi yoğun duygular ki bunlar, kelime hazneniz yetmiyor, bilmiyorsunuz ya daha önce hiç yaşamamışsınız ne bu kadar güçlü bir sevgiyi ne de bu kadar itilmiş bir yalnızlığı.

Yolda ya da parkta gördüğün anneleri artık gözünden tanıyoruz, kitabın o bölümüne kadar okumuş, okuyarak anne olacağımızı sanmışız ve hepimizi duvara tosluyoruz. Bir de kesinlikle her şeyin en iyisini yapmaya çalışırken susturmaya çalıştığımız şu yetersizlik hissi. Oyuncağın en iyisi, kurabiyenin en şekersizi, okulun en düzgünü derken ‘artık yapamıyorum’ diye, dizlerinin üstüne çöküp ‘güçsüzüm’ diye haykırmak istiyorsun. Biliyorsun seni yine bir başka anne anlayacak, çünkü bu mantıkla anlaşılabilecek bir durum değil, duyguların şelale olup aktığı, zihnini susturmaya çalıştığın bir hal bu.

Sosyal medyadaki duygu yoksunu hesaplardan sıkılıp etrafındaki annelerden samimiyet bekliyorsun, biri de çıkıp desin ki “üzülme, benim de sesimi yükselttiğim oldu”, çünkü ağlarken sarılmak, yapma demenin türlü yollarını bulmak zihnini yoruyor ve her saniyeni kontrol edemiyorsun. Bunlar yaşanması gereken güçlükler mi, büyüklerin çocuk büyütmek çok zor dedikleri acaba bizim nasıl üstesinden geleceğimiz miydi? Yine de seni ayakta tutan şey o sevgi, göz göze oynadığınız oyunlar ya da kucak kucağa okuduğunuz kitaplar.

Sadece biraz daha kendimizi sevmeye, şefkati ilk önce kendimize göstermeye, mükemmelin yalnızca teoride kaldığına, pratikte kendimizin en iyi hali olduğumuzu bilmeye ihtiyacımız var. Bu sebepten yazmayı istedim, bana iyi gelecek olan belki senin kendini iyi hissetmeni sağlamaktır, tek başına olduğunda suçluluk hissetmeden hayatın tadını çıkartmaya çalışmaktır. Ben senin elinden gelenin en iyisini yaptığını biliyorum, bunu duymaya çok ihtiyacın var, ihtiyacımız var.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir