Kendimizi Sevmeye Cüret Edebilir Miyiz?

Dijital Topuklar’ın 2019 teması #cüretet olunca haliyle ben de bugüne kadar nelere cüret ettiğimi, neleri çok istediğim halde cüret etmenin yanından bile geçemediğimi düşündüm. Ne yalan söyleyeyim ilk aklımdan geçen ‘Aman ne cüret ne bir şey, ne yaptın allaşkına?’ oldu. Sonra düşündüm ki eğer bir arkadaşım gelip bana bu soruyu sorsaydı, yani kendisinin hayatta cüret ettiğini düşündüğüm şeyleri duymak isteseydi şüphesiz ona bambaşka şeyler söyler, ihtiyacı olan cesareti aldığına emin olmadan göndermezdim yanımdan. O zaman kendime bu hoyratlığım nedendi? O zaman fark ettim ki cüret edebildiğim onca şeyin yanında en ama en cüret edemediğim şey kendime hak ve moral vermek, kendime şefkat göstermek. Belki benimle aynı durumda olanlar vardır diye aklımdan geçirdiğim cesaret cümlelerini yüksek sesle de söylemek istedim.

Bir kadın için dünyanın, özellikle bir kısım coğrafyanın hâlihazırda koşullarında kalbini karartmadan tutması bile başlı başına bir cüret etme örneği bir kere. Onca adaletsizliğe, haksızlığa, hadsizliğe, yollara koyulan engellere, dağları yerinden oynatmış kadınlara bakıp ‘Kadınlar aslında imkân verilirse yapabiliyor aslında yea’ yavanlığında cümlelere rağmen olumlu halini korumak, çalışmaktan ve hemcinsleriyle dayanışmaktan vazgeçmemek, bir gün gerçekten sesini duyurabileceğine inanmak en temel cüretkârlık tanımı belki de. Bunu yapıyorsak kendimizi tebrik edelim, kendi omzumuza dostça bir vuralım bir kere.

Sonra bir de eğer seçtiğimiz ve sevdiğimiz hayatları kendi emeklerimizle yaşayabiliyorsak bu da bizi çok cesur biri yapar. Biliyorum bazen kendi kurduğumuz ve artık içinde olduğumuz hayat çok normal geliyor ama aslında arkasında kararsız geceler, laf anlatılan bir dolu insan, gözünü kapı deliğine dikmiş eve kim gelip kim gidiyor diye bakan bir sürü komşu ve inanın bana çok emek gerektiriyor.

Hayatının yanlış yöne gittiğini anlayıp oradan dönebilmek ise en büyük cüretkârlıklardan bir tanesi. ‘El âlem ne der?’ diye sürdürülen ilişkiler, ‘Neyse artık bu saatten sonra şey yapmayalım’ diye sevilmeyerek yapılan işler, tüm enerjini tüketen ama ‘Ayıp olur’ diye bir şey diyemediğin arkadaşlar, kendini ait hissetmediğin herhangi bir ortam; bunların herhangi birinden kurtulduysanız kendinizi aylarca tebrik edecek kadar sebebiniz var demektir. Bu cesaret için bir kere daha vuralım omzumuza.

Başka insanlara bakarken cebimize bolca koyduğumuz şefkat ve takdiri kendimizden esirgemeyelim derim, belki en büyük #cüretet hikâyelerimize giden yolun ilk adımı bu olacak. 1 Kasım’da diğer hikâyelerle birleşir, Voltran’ı da oluştururuz belki. Olamaz mı? Olabilir.

 

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir