Ana Sayfa DİŞİTAL SESLER Nupelda ve Ayaz: Bu Topraklarda Çok Kolay Heba Edilen Fidanlar

Nupelda ve Ayaz: Bu Topraklarda Çok Kolay Heba Edilen Fidanlar

Geçen haftalarda gelen haberle çok üzüldüm, 2 minik yüreğin toprağa veriliş hikayesi ne kadar da acıklı ve ne kadar sıradan bizim için.

Kendi topraklarına mayın döşeyen ve kardeşlerini, çocuklarını öldürmekten çekinmeyen insanların coğrafyasında yaşamak ne kadar acı… Bunu değiştirememek, o insanları bu toprağın bereketini paylaşabilecek şekilde tek yürek yapamamak ise en üzeni.

‘Nupelda’ Kürtçe, ‘yeni çiçek açan veya yeni açan tomurcuk‘ demekmiş, ne kadar yaşam ile özleşen bir isim! Hep bu tomurcuk hali ile kalacak o minik yürek bizim için.

‘Ayaz’; sözlükteki anlamı ‘duru, pırıl pırıl havada çıkan kuru, keskin soğuk.‘ Pırıl pırıl hayalleri olan yavrunun bir anda attığı adım ile yüreklerimize ayaz yaşatan kahrolası durumu.

“Neden ben” sorusu büyük travmalarda, büyük kayıplarda insanın kendisine sorduğu en kritik soru. “Neden ben bunları yaşamak zorunda kaldım” diye devam eden sorular silsilesi. Önce inkar, sonra acıyı yaşama sonra ise kabullenme ile devam eden psikolojik bir kabulleniş hali.

Peki bu durumda “Neden biz?” sorusunu toplum olarak sorabiliyor muyuz? Yoksa olaya sadece üzülmek dışında hiçbir soru veya eylem yüklemiyor muyuz? En kolayı bu olduğundan olabilir mi? Oysa çözüm sorular sorarak başlar, soru sordukça durumu özetler, yeni bakış açıları kazanır ve yol haritası çıkartabilirsin. Ama günlük telaşları arasında sıkışıp kalan bizler için çok ütopik bu ruh hali hep başkasından eylem beklemek, önüne hazır geldiğinde de ahkam kesmeye hak görmek hep alışagelmiş…

Neden biz? Neden bu coğrafya? Neden bu topraklarda insanlar aç ve terör kurbanı?

Verilen her kurban, yarım kalmış bir hayat ve hikaye, Selçuk Şirin Hoca’nın ‘’Bir Türkiye Hayali’’ kitabında dediği gibi, yaşanan her olayın acısını taze tutmadan, basitleştirmek ve kanıksamak çok bize özgü. Artık bunu aşmanın ve her giden canın ardından yas tutup, sorgulamamız gerekiyor…

Dünyamızdan kayıp göçen tüm terör kurbanları çözülmemiş bir halkanın zinciri gibi sıralandıkça, bizim ise sadece buna tanıdık olmamız, suça ortak olmaktır.  Tüm toplumsal çözümler anneler ve kadınların eğitimi ile ilgili olduğundan önce buradan başlanmalı sevgi çemberini oluşturulmaya, sonrasında erkeklerin haşin savaş çığlıklarını duymayı bırakacaktır yeni gelen aklı ile kalbi dans etmeyi bilen nesiller…

Öznur Üzümcü
Öznur Üzümcü
İnsan olmanın keşfinde, evreni, doğayı, canlıyı anlamaya ve anlamlandırmaya çalışan ikiz çocuk annesi. Şimdilik özel sektör işçisi ama yarının emek çiftçisi olmayı hayal eden, iflah olmaz bir okuyucu, yaşam boyu öğrenme düsturuna sahip bir kadın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read

Neden Terapi?

Doğru bilinen yanlışlardan biridir terapinin kişiyi rahatlattığı! Çokça verilen keyifli benzetmelerdir, ‘balkonu yıkamak terapi gibi geldi’   ya da  ‘alışveriş en güzel terapi’ gibi söylemler... Aksine;...

Çılgın Bir Türk Kadını

Mücadeleci bir ruh... Hâyal kurmaktan usanmayan, hedeflerinden vazgeçmeyen bir kadın... Nesrin Olgun 1957 yılında Adana'da doğdu. Denizle olan ilişkisi 7 yaşında yüzmeyi öğrenmesiyle başladı. 1979’da...

Şiddetin adı vahşet; peki kadının adı?

Bir kadın, çöp konteynerinde parçalanmış halde bulundu. “Ailesi kızına sahip çıksaymış” dediler. Bir kadın; bindiği minibüste tecavüze direndi, öldürüldü ve yakıldı. “Tek başına ne işi...

Diğerkâmlık

Bu kelimeyi sevgili Ayşe Bilge Selçuk’un ‘’İnsan her koşulda’’ kitabında ilk kez gördüm ve kalbime sarıp sarmaladım. Çünkü ben bugüne kadar kendimi hep empati...

Pis şişko!

Okuldaki dansa, şişko diye kimse çağırmamış onu. Bir peri gelsin de, onu Sindrella gibi incecik ve güzel bir kız yapsın diye bekleyip durmuş. Oysa,...