Dilimizin Kemiğine Ne Oldu?

Sosyal medyanın kültürümüze, sosyal yaşantımıza ve farkındalığımıza olan katkıları gün geçtikce etkisini yitiriyor sanki. Bir tıkla takip ettiğimiz kişileri yine bir tıkla takip etmeme hakkımızın olduğu biliyor ancak kendi hayat biçimimizi, doğrumuzu, deneyimlerimizi o kişiye dayatmaya kötü bir dil ve uslupla devam ediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde gebeliğiyle ilgili bikinili poz veren Hazal Kaya’ya ağızlarından ateş çıkarcasına yorum yazan kişiler oldu. Çıplak poz vermeye utanmıyormuş. Doğmamış bebeği üzerinden prim yapıyormuş. Biz göbeğini görmeye mecbur muymuşuz. Gebelerin göbeklerini göstermeleri harammış…
Yorumları şöyle bir gözden geçirdiğimizde, kullanıcı isimlerinin kadın ağırlıkta olduğunu görüyoruz. Bu durum daha utanç verici sanki. Kadın, bir diğer kadının üstüne ne kadar basıyor ve egosunu besliyorsa o kadar mutlu oluyor diyebilir miyiz?
Yedi milletten, kültürden, inanıştan ya da inançsızlıktan insan kullanıyor sosyal medya hesaplarını. Kendisi gibi yaşamayan, olaylara kendisi gibi tepki vermeyen herkesi linç ediyorlar. Gebe kalmaya çalışmış ama kalamamış, bebeğini yeni kaybetmiş, evlenmek istemiş ama evlenememiş, boşanmış, çok güzel şarkı söylemek istemiş ama yeteneği el vermemiş, Bebek’te oturmak istemiş ama hayat şartları fırsat tanımamış, karın kası yapmaya çalışmış ama başaramamış insanların sosyal medyadaki tepkilerinin ardında kıskançlık yatıyor diyebilir miyiz?
2000’lerin bel altı magazinciliği kanımıza öyle bir işlemiştir ki belki, belki bu yüzden şöhretli kişilerin özel hayatına olan merakımız, kendi hayatımız için iyi bir şeyler yapma çabamızın üstüne çıkıyor.
Bunların ötesinde, günlük hayatımızın neredeyse her alanında baskısını hissettiğimiz eril zorbalığın yerini sosyal medyada dişil zorbalığa bıraktığına çok acı bir şekilde tanıklık ediyoruz. Dilimizin kemiği günden güne eriyor. Canlı-kanlı karşımızda olsalar ağzımızdan kolayca çıkamayacak olan cümleleri, sosyal medya hesaplarımızdan hesapsızca yazabiliyoruz.
Belki de artık müfredatımıza ‘’Sosyal Medya ve Dili’’ konulması gerekiyordur. Aileler, çocuklarının sosyal medya hesaplarını denetlemelilerdir belki.
Belki artık sahte hesapların ve hakaret içeren yorumların denetimlerinin artması; cezai işleme tâbi tutulması gerekiyordur.
Belki de nezaketi elden bırakmayı değil de, karşındaki insanın da bir kalbi, hisleri ve hassasiyeti olduğunu unutmayıp, ona göre davranmamız gerekiyordur.
İnsanımız bir başkasının hayatını bu kadar merak edeceğine açıp bir roman okusa, belki rahata erecektir…

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir