Kadın Olmak…

Kadın özgürleştikçe, tercih edebildikçe, hata yapıp ders çıkarma hakkını elde ettikçe geleceğe daha güzel bir dünya bırakabiliriz.

Hayata gözlerini açtığın andan itibaren üzerindeki gölgelerle yaş aldın ve engellene engellene hayata atıldın.

Her ne kadar günümüz toplumu kadınların okuyup, iş sahibi olmasını sindirmiş görünse de hala eksiltilerek yol alıyorsun. Okul yıllarında, iş hayatında ve sosyal hayatında sadece “kadın” olduğun için doğru planlaman gereken, doğru zamanlaman gereken şeyler, üzerine öyle bir bindiriliyor ki çoğu zaman bu yükü fark etmeden taşıyorsun. Kabul edilmek için feda ettiklerini bile fark edemeyecek körleşiyor ve kendini keşfetmekten yoksun kalıyorsun.

Şimdi 3 saniye gözlerini kapat ve sadece nefes alışını dinle. Bu sensin ve senin rengin dünyada tek.

80’li yıllarla birlikte gelen sosyal modernleşme, şehirlerde büyüyen hemen her kadına eğitim hakkı verse de ilk çarpışmayı üniversite de bölüm seçerken “kadın mesleği” kavramıyla yaşıyoruz. “Öğretmen ol kızım, ilerde çoluğun çocuğuna bakacaksın.” “Kadından mühendis olmaz.” ve “Ben kız çocuğunu şehir dışına göndermem.” Her ne kadar bu söylemlerin azaldığını düşünsek de, hala meslek seçiminde cinsiyet ayrımı devam ediyor.

Baskıyla veya özgür iradenizle üniversitede okuyacağınız bölümü seçip, okulu bitirdiğiniz de ise sizi iş hayatında kadın olmanın zorlukları bekliyor. Kariyerinize dair tüm heves ve hırslarınızla yaptığınız bu başlangıçta cinsel kimliğinizin ayrıştırıcı rüzgârı yavaş yavaş yüzünüze değmeye başlayacak. Özel sektör için konuşursak birkaç kurumsal şirket dışında çoğu yerde sizinle aynı işi yapan, aynı eğitim ve özelliklerdeki kişilerin daha fazla maaş aldığını fark edeceksiniz. Bir insan kaynakları  politikası olarak hiç kimse birbirine maaşını söylemese de karşı cinsteki iş arkadaşınızın hayat standartlarındaki farkınızı fark etmeniz çok uzun sürmeyecek. Hele ki birebir ilişkilerin yoğun olduğu gidilecek tatilin, eve verilen kiranın sohbet ortamında konuşulduğu küçük işletmelerde. Ola ki bu konuyu gündeme getirdiniz ve yöneticinizle konuştunuz. Karşınızdaki yönetici dürüstse hiç çekinmeden “O erkek veya ev bakıyor’’ gibi bir cevap verebilir ya da konuyu iş yüküne getirip öznel yorumlarla geçiştirebilir.

Zaman geçtikçe terfi beklentiniz artacak ve bir gün bir bakacaksınız ki, beklediğiniz terfi yan koltukta. Tabii sizinle aynı pozisyondaki erkek iş arkadaşınız daha iyi bir performans  gösterip hak etmiş de olabilir ama genel de bu değerlendirmeler yapılırken, hele ki  terfi ettirilecek pozisyon minimum orta düzey bir yöneticilikse, erkek çalışan tercih edilir. Bunun kanıtı olarak; Türkiye’deki şirket yöneticilerinin cinsiyet dağılımına bakmanız yeterli. Alt basamaklarda ilerlemesine izin verilmeyen veya ağır ağır rütbelendirilen kadınlar, ne yazık ki en üst basamağa gelemeden emekli oluyor.

Bir de evlilik, çocuk gibi hayat telaşeleri başlayınca, kadının iş hayatı çalıştığı kurumdan bağımsız olarak sekteye uğruyor. Kocası için şehir değiştiren, iş değiştiren ve çocuğuna bakmak için iş hayatına geri dönemeyen kadınlar… Bir şekilde kadının kariyerinde pause tuşuna basılıyor. Evet, kabul etmeliyiz ki bazı şeyler hayatın devamı için gerekli. Anne olmuş bir kadın çocuğuyla yeterli zaman geçirmeli, onu belli bir süre emzirmeli ve yanında olmalı. Bunlar değiştirilemez ve karşı cinse yüklenemez özellikler. Ancak bu durumlar için yeterli yasal düzenlemeler olsa ve yeterli destek verilse kadınların iş yaşamı bu kadar fazla sekteye uğramazdı.

Kadın olarak hem eşit olmak hem de bizi farklılıklarımıza destek istiyoruz.

İş hayatından çıkıp sosyal hayata geçtiğinizde ise sadece kadın olduğunuz için gidemeyeceğiniz şehirler hatta ülkeler var. Kadın başınıza yapacağınız seyahatlerde, ailelerde hep bir güvenlik endişesi var. Şehir içinde dolaştığınızda bile araç veya toplu taşıma kullandığınızda, yaşayabileceğiniz tacizleri buraya hiç yazmıyorum bile. O çok derin ve ayrı bir konu.

Giyiminizle sıfatlandırıldığınız, tercih ve zevklerinize duyulan saygının her geçen gün azaldığı bir dönemde dışarı çıkmadan son bir aynaya bakıp eteğini çekiştirmeyen var mı? Dini baskının dışında büyüseniz bile giyim tarzınızı oluştururken etrafınızdaki erkeklerin bakış açısından etkilendiniz. Sosyal ‘’modern’’ bir çevreniz varsa, daha açık, izole ‘’dindar’’ bir çevreniz varsa daha kapalı giyinmeyi öğrendiniz. Ortalama bir çevrede bile olsanız, yaz dolabınızda ‘’tatilde giyilebilecek etekler’’  diye bir raf olmuştur mutlaka. Çünkü tatilde herkes öyle giyiniyor ve siz başkalarının seçimleri doğrultusunda seçim yapabilirsiniz.

Okudunuz, çalıştınız, gezdiniz ve sevdiniz. Konu aşka gelince de karşınızdaki ‘’erkek adam’’ size kendinizi farklı hissetirmeye devam etti. Gelen her hesabı ‘’ben erkeğim’’ diye ödedi, evinize bırakırken bunu sırf kadın başına bu saatte dönmeyin diye yaptı ve ilişki geçmişinizi sorguladı. Hep bir yetersizlik hissiyle sevmeyi öğreniyor üzerimize atılan kurallarla mutluluğu arıyoruz. İlişkinin en başında geçmişteki aşklarımızı sorguluyor ve ne kadarını anlatmak gerektiğini uzun uzun düşünüyoruz. Zaten ilişkiyi yaşarken bile hep bir sonrakine pişmanlık bırakmamaya odaklanıyoruz. Özellikle toplumumuzun tabusu cinsellik söz konusu olunca.

Bu ülkede rüştünü seks yaparak ispatlayan erkekler varken, 15’inde sekse götürülen erkekler çocuklar varken kadın hep sakınmak ve duygularını sindirmek zorunda. Cinsel kimliğini keşfedip, yaşamak bir kadın için o kadar büyük bir lüks ki. Kadına dini öğelerle atfedilmiş bekaret mevzusu,  yüzyıllardır kadın cinayetlerinin en büyük sebebi. Bu korkunç katliamların içinde tecavüze uğramış, ilişkiye zorlanmış ne masum canlar var kim bilir? Dünya tarihinin kara lekesidir kadın, kadın olduğu için yapılan eziyetler.

Bir diğer taraftan cinsel özgürlüğünü gizli, saklı yoldan yaşayan kadınların sayısı da her geçen gün artıyor. Evlilik dışı seks yapan kadınların bir çoğu yalanlara sığınarak, tıbbı yöntemlerle riyaya bulaşarak da olsa en azından kadın olmayı yaşayabiliyor. Ailelerden sır gibi saklanan, bir sonra ki ilişkisinde değiştirilerek anlatılan bu konu yine de her defasında üzerine bir suç gibi biniyor. Cinsel özgürlüğün bedelini ödemeyen ne az kadın vardır. En modern çevrelerde bile ‘’bakire kız isterim’’ diyen erkekler oldukça, birlikte olduğu kadın sayısını böbürlenerek anlatıp, kız kardeşinin sevgilisi olduğunu görüp, hiddetlenen erkekler oldukça kadın yok olmaya mahkum. Birçok evlilik kadınların cinsel özgürlüğünü kazanmak için seçtiği bir kaçış yolu. Erken yaşta yapılan evliliklerin, birbirini tanımadan yapılan evliliklerin birçoğunun temelinde bu var olma savaşı var. Kadın legal olabilmek için bir erkeği evlenmeye ikna etmek zorunda.

Severken bile özgür olamamak en büyük haksızlık değil mi?

Dünyaya iki farklı cinsiyette gelmiş insan sadece birbirini tamamlamak için var oysa. Estetiğin, şefkatin ve dünyayı güzelleştiren her şeyin kaynağı kadınlar ayrıştırıldıkça, engellendikçe  daha iyi bir toplum mümkün değil. Kadın özgürleştikçe, tercih edebildikçe, hata yapıp ders çıkarma hakkını elde ettikçe geleceğe daha güzel bir dünya bırakabiliriz. Sadece evlendirip, çocuk doğurturarak insanlığın sürekliliğini sağlansa nitelikli bir yaşam için kadının topluma kazandırılması şart. Kadınlardan eksiltilen her şey dünyadan çalınmış demektir.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir