Tek Bir Hormon Üzerinden Doğumda Kadın Hakları

Bir bebeğin dünyaya gelişi, tek bir hormon üzerinden baktığımızda, aslında oldukça basit bir süreçtir.

Bebek anne karnındaki gelişimini yaklaşık 40 haftada tamamlar. Her hafta vücudunun bir kısmı gelişen bebeğin en son akciğerleri gelişir. Bebek artık dış dünyada nefes alabilecek hale geldiğinde, annesinin beynine minik bir ‘ben hazırım’ sinyali gönderilir ve rahmin kasılarak bebeği dışarı itmesini sağlayacak hormonların salgılanmaya başlaması ile birlikte doğum başlar.

Hamilelik, doğumun başlaması ve ilerlemesi; bir canın dünyaya gelişi, elbette aslında bundan çok daha uzun, karmaşık ve dolambaçlı bir yolculuktur. Ancak doğumun başlamasını ve ilerlemesini sağlayan hormonlardan biri olan oksitosinin hikayesi, doğumla ilgili pek çok şeyi anlamamız için muazzam bir anahtar. Doğumda kadınların ne gibi hakları olduğunu bile anlayabiliriz bu hormonu anladığımızda!

Oksitosin, nam-ı diğer aşk hormonu. Beynimizin arkalarında bir yerlerinde sentezlenerek usulca salgılanıyor ve vücudumuzda işlemeye başladığında dünyayı daha güzel bir yer yapmaya yarıyor. Keyif, huzur, lezzet, sevgi, yakınlık, şefkat, özen ve benzeri birçok olumlu hissi oksitosinle özdeşleştirmemiz mümkün. Çünkü oksitosin, bu güzel duyguların varlığında salgılanabiliyor. Bu güzel duygular tetiklendiğinde, oksitosin daha fazla salgılanıyor ve bu aşk döngüsü başımızı döndürene kadar devam ediyor.

Aşkla ya da şefkatle birine dokunduğumuzda, birisi bize sevgiyle dokunduğunda, masaj yaptığında, sırtımızı kaşıdığında; güzel bir yemek yerken, loş ışıklı bir ortamdayken, keyifli bir müziğin tadını çıkarırken; öpüşürken , sevişirken, en çok da orgazm olurken bol bol oksitosin salgılarız. (Hatta yukarıdaki fotoğrafı görünce bile biraz oksitosin salgılamış olabilirsiniz!)

Ancak bir de nazlı bir huyu var bu hormonun, öyle her ortamda kolay kolay ortaya çıkmıyor. Kendimizi keyifli ve şefkatli bir iletişimin kucağına rahatça bırakabileceğimiz güvenli, huzurlu, sakin ortamlar arıyor oksitosin. Çünkü karşıt hormonu olan adrenalini tetikleyecek bir korku, huzursuzluk, güvensizlik veya gerginlik hissi oluşursa, oksitosin seviyesi hemen azalıveriyor.

‘Aşk hormonu’ lakabını fazlasıyla hak eden oksitosinin en ilginç yanlarından biri, bağlanma duygusu ile de fazlaca alakalı olması. Yanındayken bolca oksitosin salgıladığımız kişilere karşı bağlılık duygusu geliştiririz. Bu güzellikleri beraber yaşayabildiğimiz kişileri hep yanımızda, yakınımızda isteriz.

Oksitosinin aşk ve şefkatle ilgili bu muhteşem özelliklerinin yanı sıra, yaşamın başlangıcında etkili olması gibi de ilginç bir özelliği var. Doğumu başlatan, rahmin düzenli aralıklarla kasılmasını ve bebeğin dışarı çıkmasını sağlayan hormon da oksitosin. Bebeği doğururken, emzirirken ve ona sarılırken, oksitosin seviyelerimiz hep çok yükseklerdedir.

Fakat dediğimiz gibi, oksitosin öyle her ortamda salgılanamıyor. Öncellikle kişinin kendini güvende hissetmesi gerekiyor.

İşte burada devreye, doğumda kadın hakları meselesi giriyor.

**

Her kadın, hamileliğinde, doğumunda ve sonrasında kendini güvende hissetme hakkına sahip. Bu onun analığıyla ilgili ilk ihtiyaçlarından biri hatta. Tüm memeliler gibi insanlar da, ancak kendisinin ve yavrusunun güvende olduğunu hissettiği ortamlarda rahatça doğurabilir.

Bir hayvanın kendini güvende hissetmesi için belki de etrafta hiç yırtıcı olmaması yeterli. Ancak bir insan dişisi için, etrafta çocuğunu kapıp götürecek veya kendisine zarar verecek yırtıcı hayvanların olmadığı bilgisinden daha derin bir güvenlik hissine ihtiyaç var.

Her kadın, doğumunda ihtiyaç duyduğu güvenliği hak eder. Derin bir güvenlik hissi, ‘merak etme, her şey kontrolümüz altında’ gibi telkinlerden daha fazlasını gerektirir. Hatta her şeyin başkalarının kontrolünde olması, bazen anneye kendini daha güvensiz bile hissettirebilir.

Bu temel güvenlik ihtiyacından yola çıkarak doğumda kadın haklarını anlamak çok da zor olmayacaktır. Kadının doğurabilmek için oksitosin hormonu salgılamasına ihtiyacı var. Bu hormonu salgılayabilmek için, güvenli ve şefkatli bir ortamda olduğunu bilmesine ihtiyacı var. Böyle bir ortamın oluşturulabilmesi için de güvendiği insanların desteğine ihtiyacı var.

Aşk hormonu salgılayamıyorsan yapayından verelim!

Şimdi ilginç bir bilgiyle devam edelim. Doğumda yeterince oksitosin salgılanmıyorsa, annenin kasılmaları düzensizleşir, hatta bazen tamamen durabilir. Bu durumda da kasılmaların düzenli bir şekilde devam edebilmesi için, kendisine suni sancı denilen ilaç takviyesi verilir.

Suni sancı, aslında suni oksitosindir. Yeterince güvende hissetmediğiniz için salgılayamadığınız bir hormon, size yapay olarak verilmektedir.

Oysa öncelikle kadınlar, bu hormonu doğal olarak salgılayabileceği güvenli ortamlarda doğurabilme şansına sahip olsalar, gerçekten de dünyayı değiştirecek bir dönüşüm yaşanması mümkün olacak.

Kendi bedeninizde gerçekleşen böylesi muazzam bir olayla ilgili tam yetkili kişi siz olmalısınız ve kendinizi tamamen güvende hissetmelisiniz… Peki bu nasıl mümkün?

Hamilelik sürecinde doğru bilgilenmek, yardımcı eğitimlere ulaşabilmek, iyi ve kaliteli sağlık hizmeti alabilmek, kendi doğumunuzun sorumluluğunu alabilmek, tercih edeceğiniz doğum ekibine ulaşabilmek, doğum sonrasında da profesyonel destek alabilmek… Bütün bunlar, her kadının doğururken, annelik ederkenki hakları. Basit bir hormonun işleyişi aslında her şeyi açıklıyor işte. Sistemin doğru bir şekilde çalışabilmesi için yeterli miktarda oksitosin hormonuna, bu hormonu yeterince salgılayabilmek için de haklarımızın gözetildiği doğum ortamlarına ihtiyacımız var.

Yaşamın başlangıcını kutlamak ve kutsamak için daha iyisini yapabilir miyiz?

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir