O Benim Dünyam!

Başka bir galakside kara deliğin fotoğrafı çekilmiş kime ne? Evrenin %70-75 karanlık enerjiden, %20 civarı karanlık maddeden oluşuyormuş da ne yapalım? İnsanoğlu kendi ‘dünyası’ içinde olur olmaz her şeyi stres yapmaya, pek çok sorunla boğuşmaya devam eder.

Ne zaman bilim dünyasını, dünya, galaksi, uzay-evren hakkında düşünsem ya da yeni şeyler öğrenmeye hevesli olsam, anlamaya çalışsam, durup kendime uzaktan bakar, bir anda günlük küçük ama bize büyük gelen streslerimizin ne kadar gereksiz ve boş olduğunu düşünürüm. Nasıl da kendi dünyamıza dalıp gidiyoruz da etrafta olan bitene kapatıyoruz kendimizi…

Nasıl da kendimize ait bir dünya yaratıyoruz da onun dışına çıkmadan, hep o çerçevede sorunlarla boğuşuyoruz. Kendi dünyamızı, hatta galaksimizi oluşturuyoruz. Etrafta başka dünyalar, galaksiler var mı hiç farkına varmadan öyle aynı pencereden bakarak yaşayıp gidiyoruz, keşfetmeden de ölüveriyoruz.

Bizimkine benzer dünyası olanlar; bizden, farklı olanlar ise dışarda ve ne olduğu önemsiz. Bazen de başkasından dinlediğimiz ve etkisi altına girdiğimiz O’nun dünyasını benimseyip kabul ediyoruz.

Zihin bir yere ait görmek istiyor kendini. Bir içgüdü mü yoksa varlık olarak istenilen bir şey olsa gerek, bu normal. Normal olmayan ise fazla kapanmışlık. Başka dünyaların varlığına inanmamak. Nasıl ki bilim adamları uzayda başka bir yerde yaşam mümkün mü diye araştırıyor, sorguluyor. Önyargı olmadan, keşfetmek adına yeni bilgiye ufkunu açmış dolaşıyor diyar diyar.

Kapalı dünyalar ve bireyler hiç düşünmüyor bile! Zihni sadece kendi dünyasında, görüş açısıyla sınırlı ve tüm herkesten öyle davranmasını, onun dünyasındaki gibi ahlak, kültür değerlerini benimsemesini bekliyor.

Farklı olana tepki burada başlıyor. Ya da öyle kaptırıyor ki kendini, inandığı şey uğruna gözü birey görmüyor, savaş addettiği şey başkasına zarar vermek oluyor.

Yüzyıllarca yapılan, siyasi kavgalar, ırk, din ayrımcılığı hepsi; empatiden yoksun bakış açıları, bencilik.

Evet, kendi dünyasında çok takılan insan tam bir benci oluyor. Empati yoksunu. Hep kendi ve sorunları önemli. Başkasının hislerini, bakış açısını anlamaktan uzak. Yazık ki pek çoğu bu durumu fark etmeden yaşayıp ölüyor.

Çok yazık çünkü dünya üzerindeki çeşitlilikten mahrum kalıyorlar.

Dünya var, dünya var. Ne farklı dünyalar!

Dünya kelimesini anlamları da öyle.

Dünya; içinde yaşadığımız ve üzerinde yaşam olduğu bilinen tek gezegen.

Başka bir anlam olarak, dış çevre ve ortam. Dünya ne çok değişti seneler içinde, farklı bir yer haline geldi. Milattan önceki dünya ile günümüzdeki dünya arasındaki müthiş farklar gibi.

İnançları bir olan, aynı amaç için bir arada bulunan insanlar topluluğu da bir dünya,

tek başına bireylerin her birinin kendine oluşturduğu da.

Dünya dönüyor sen ne dersen de, yıllar geçiyor fark etmesen de!

İşte uzay-karadelik, evren oluyor bir şeyler, biz aynı devam ediyoruz, aynı huyda aynı bakış açısında, bir gram değişmeden yaşıyoruz. Yaşamaksa eğer! Yerinde saymak, köksalmışcılık, göçebe hayatlarımız bitip de tarım yapmaya başlayınca sandık ki, hep aynı yerde hep aynı şekilde yaşayacak insan. Ama asıl olan göçebelik bizdeki. Değişimdir asıl olan. İçimde bir yerlerde var bu istek ama hayat şartları, geçim vs. kıpırdayamaz olduk ve de bunu istemez olduk. Kök salmak istedik olduğumuz yere, evler arabalar alıp, senelerce borç ödemeyi borç bildik. Kurtarmak için başımızı, hayatımızı, çocuğumuz çocuğumuzu, göçebelik değildi istediğimiz. Ama içerilerde saklı duruyor göçebe kimliğimiz. Kimimizde çok çok derinde, o fark etmiyor ki alışmış kök salmış hayata. Kimimiz anlayamıyor ne istediğini. Hep bir arayış içinde. Kimi bilen de zaten dönüyor duruyor oradan oraya hayat nereye eserse.

Elbette her şey değişti, değişim varsa günümüze adapte olmak da önemli. Eskiyi bırakmak ve aramamak. Göçebe yaşam eskidendi evet ama içimizdeki kırıntısı bitmedi.

Bilimi, bilinmeyeni, sorgusuz çıkılan keşif yolunu düşünmek, bende böyle etkiler yaratıyor.

Küçük hayatım ve önemsiz streslerimle evrende minicik bir noktadan (nokta bile değil) ibaret bedenlerimizin önemsizliği. Niye sorun yapıyoruz ki, her şey olacağına varır. Bırak kendini akışa.

Uzaktan bak kendi dünyana, hislerine, yaşadıklarına. Bir yabancıya bakar gibi.

Ne düşündürüyor sana gördüklerin. Yeni bir şey keşfedebiliyor musun, anlayabiliyor musun o zaman diğer yabancıları da?

Evreni düşünüp şaşırmak, merak uyandıran soruları anlamaya uğraşmak bile zihin açıp başka dünyaların varlığını kabul etmemiz için büyük adım.

Sonra yine küçük dünyamıza dönsek, günlük sorunlarımıza devam etsek bile, sık sık bilim insanı gibi davranmak lazım şu hayatta. Göçebe ruhumuz var nasıl olsa. Farklı dünyalarda dolaşsın dursun!

Önceki İçerikAğaç Kadın
Sonraki İçerikŞimdi Reklamlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Must Read