Ne demek rızası vardı?

Kadınlarla ilgili ev işleri, çalışma hayatı, annelik, fiziksel özelliklerinden dolayı yaşatılan zorluklar, cinsiyet eşitliği, emzirme hakları, lohusa sendromu gibi birçok konuda kafa yoruyoruz, konuşuyoruz, çalışıyoruz ve milim milim de olsa kat edilen gelişmelere bakıp seviniyor, bir türlü değişmeyenler karşısında dertlenmeden duramıyoruz. Ama bazen de en acı şekilde hatırlıyoruz ki henüz aslında en temeldeyiz, kadının zarar görmeden hayatta kalma hakkının herkes tarafından iyice anlaşılması seviyesindeyiz.

Hiç ama hiç aklımızdan çıkartmamız gereken çok temel bir gerçek var: Bir kadın ne yaparsa yapsın, bu hiç kimseye ona şiddet uygulama ve istemediği şeyleri yaptırma hakkını vermez. Bir kadına vurup ‘Yaptım ama bir sorun niye yaptım?’ denmez, ‘Beni aldattığını söyleyince dayanamadım sinirlendim o ara biraz itiştik’ diye olan biten savunulmaz. Tecavüze uğramış bir kadının haberi gazeteye yazılırken habere ‘Sabaha karşı eve birlikte geldiler’ diye başlanmaz. ‘O da oraya gitmeseymiş tek başına’ denmez, ‘O da öyle giyinmeseydi’ diye düşünülmez. Dünya üstünde eve gidilen hiçbir saat, giyilen hiçbir kıyafet, yapılan hiçbir hareket, birine bu hakları vermez.

Bazı coğrafyalarda daha fazla olmakla birlikte dünyanın her yerindeki kadınların adeta içgüdüsel olarak geliştirdiği birer kendini savunma ve sonra da suçlama mekanizması vardır, bunu hiç konuşmasalar, hiç anlatmasalar da bilirler. Bir dizi sahnesi olmakla birlikte her kadının anlayacağı bir an olduğu için geçtiğimiz haftalardan bir Grey’s Anatomy anekdotu anlatmak isterim. Tecavüze uğradığı için hastaneye gelen hasta önce bir kaza geçirdiğini söyler. Doktorlar durumu anlayıp kadını olayı rapor etmesi için teşvik ettiğinde kadın der ki ‘Keşke tek başıma o bara gitmeseydim. Keşke bardan çıkınca o karanlık sokağa girmeseydim. Keşke telefonumla o kadar oynamasaydım da onun arkamdan geldiğini görseydim. Belki de bu benim suçum.’ Los Angeles’ta yaşayan bir kadın senariste bu satırları yazdıran his ile dünyanın herhangi bir yerinde bu sahneyi izleyen bir kadının hissi çok benzerdir ve işte aslında tam da bu yüzden birbirini hiç tanımayan iki kadın bile bazen kardeştir.

Şiddetin, tacizin, tecavüzün ‘ama’sı, bahanesi, sebebi olmaz. Zengin fakir, evli bekâr, genç yaşlı, eğitimli eğitimsiz olmak fark etmez, giyilen ya da giyilmeyen herhangi bir kıyafet, o sırada bulunulan ya da bulunulmayan herhangi bir mekân fark etmez, hiçbir davranışın ‘davetkârlığı’ sebebiyle bunların olduğu söylenemez. ‘O da istiyordu, istemeseydi orada ne işi vardı?’ cümleleri kurulamaz. Dünya üstünde böyle düşünen tek bir insan bile kalsa bu hepimizin utancıdır, bitmeden nefes alınamaz.

Dilerim bunları anlatmak ve konuşmak zorunda kalmayacağımız günler görürüz, dilerim dünyanın payına düşen acı, üzüntü ve utanç bu kadardır, buraya kadardır.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir