İyilik yap, iyilik bul: Sosyal faydanın dönüştürücü gücü

Yürüttüğüm tez çalışması kapsamında sosyal fayda yolunda çalışan 25’i aşkın kişiyle derinlemesine görüşme yapma fırsatı buldum. Çalışmanın akademik çıktılarını bir kenara koyuyor ve insanlık hallerimizle ilgili bir duruma şaşkınlıkla tanıklık ediyorum.

Bir dertle hemhal olan kendini de dönüştürüyor.

O dertle savaşmaya cüret ediyor. Hayal kurmakla kalmıyor, kendine inanıyor, harekete geçiyor. Çok hırpalanıyor ama durmuyor. Sonra bir bakmış bambaşka biri olmuş; en nihayetinde “evren hareketini alkışlamış.”

Elbette hiçbiri bu yola kendini dönüştürmek amacıyla çıkmamış. Dert edindikleri bir sosyal sorunun peşinde çözüm ararken, tüm vakitlerini, emeklerini, deneyimlerini bu yola vakfederken, kendileri bile fark etmeden, dönüşmüşler. Benim iletişimde olduğum kesim özellikle sosyal girişimcilerdi. Bununla birlikte onlara destek olan vakıf/dernek çalışanlarına, iletişimcilere, yöneticilere, özel sektör çalışanlarına -kısacası bir şekilde işin bir ucundan tutan herkese- sirayet eden bir dönüşüm süreci yaşanıyor.

Birilerinin hayatına katkı sunmak, onu kolaylaştırmak ya da bir iş yapış biçimini baştan aşağı yeniden tasarlamak üzerine yola çıkmak.

Bu platformda cesaret etmekle ilgili, insanın tutkusunu bulması ve amacını aramasıyla ilgili ve var olan sistemde dönüşüm yaratacak küçük adımlarla ilgili çokça yazdım. Fark etmediğim, arka planda durmaksızın sosyal fayda üretmek üzerine düşündüğüm ve bu konuda sohbet ettiğimdi. Şimdi baktığımda görüyorum ki, bu konuyu derinlemesine incelemek beni bile dönüştürmüş, odağımı yeniden değerlendirmemi sağlamış. Ne mutlu.

Özünde iyilik yapma niyetiyle yola çıkılan bu süreç, kişinin hayatına anlam katan ve onları dönüştüren, bambaşka farkındalıklar yaratan, üstüne farkında olmadan çevrelendikleri kişileri de dönüştüren bir sürece doğru yol alıyor. Bunu zaten topluluğa dönük bir amaç için yaptığınızda kavramsallaşıyor, kendine bir isim ediniyor: Sosyal fayda.

Bugün burada sizlerle birlikte üzerine düşünmek istediğimse kişisel yaşamımızdaki adımlarımız. Bireysel düzlemde diğerlerinin hayatına sunduğumuz katkıların ne ölçüde farkındayız? Kendi yaşamımızda yarattığımız dönüşümler neler? Nasıl bir amaçla yola çıkıp nelere niyet ediyoruz?

Dönüşüm yaratmaya niyet etmek kolay gibi görünse de, zor olan kendi kırılganlığımızla tanışma safhası. Tam da bu yüzden kırılganlıklarımızı görünür kılmaya ve kendimize hata yapma iznini vermeye cesaret etmemiz gerekiyor. Bunun neleri dönüştürebileceğine ilişkin fikir edinmek isterseniz Brené Brown’un Cesaret Çağrısı başlıklı konuşmasını dinlemenizi tavsiye ederim. Bir elin verdiğini diğerinin görmemesi savunulan kültürümüzde, aksine, iyiliği yaygınlaştırmak için iyilik hikayelerini paylaşmak ve çoğaltmak gerek.

Bugün siz de birini gülümsetmeye, kendi imkanlarınız elverdiğince birinin mutlu olmasını sağlamaya ne dersiniz? Belki de bir bakarsınız sizin için de yepyeni kapılar açılır, öz benliğinizi yeniden keşfetmeye başlarsınız.

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir